İstanbul 23°
FatihAltayli

Fatih Altaylı

Diğer yazıları

Yazı İçeriği

  • Eklemek için tehlikeli kelime

  • Deniz Göktaş ve cezaevi komşuları

  • Gelinden rol çalmak hoş mu!

detail banner reklam

Eklemek için tehlikeli kelime

Köşe Yazıları

Fatih Altaylı

Eylül 15, 2026

Yazı İçeriği

  • Eklemek için tehlikeli kelime

  • Deniz Göktaş ve cezaevi komşuları

  • Gelinden rol çalmak hoş mu!

Deniz Göktaş’ı haklı çıkaracağım bir kez daha ama Allah aşkına söyleyin dememiş miydim :)

Yeni Parti kurulduğu gün bu köşede şöyle yazmışım: “Yeni Parti kuruldu, doğrusunu isterseniz biraz da acemice kuruldu. Tartışmalara ve hatta belki davalara konu olabileceği biline biline adı Yeni Parti oldu.”

Aradan iki ay geçmeden geldiğimiz durum ne!

Yargıtay Yeni Parti’ye adını değiştirmesi için ihtar çekmiş. Yeni Parti muhtemelen adını değiştirmeyecek ve konu Anayasa Mahkemesi’ne gidecek gibi duruyor.

Bana göre gereksiz bir tartışma, yok yere bir enerji kaybı. Tabii kimileri de reklamın iyisi kötüsü olmaz, parti yine gündemde olacak diye düşünebilir.

Peki Yargıtay niye böyle bir ihtar çekmek zorunda kalıyor?

Çünkü bir başka parti, Yenilik Partisi adında bir parti Yargıtay’a başvurup “Yeni Parti” adının kendi adı ile karışabileceğini ve seçmeni yanıltabileceğini iddia ediyor. Evet, Yenilik Partisi diye bir parti varmış ve “seçime katılma hakkı olan 41 parti” arasında da yer alıyor.

Kurucusu ise Öztürk Yılmaz. Hani IŞİD Türkiye’nin Musul Başkonsolosluğu’nu işgal ettiği sırada Musul Başkonsolosu olan ve Ahmet Davutoğlu’nun alnından öptüğü, sonra da Kılıçdaroğlu’nun milletvekili yaptığı, milletvekili yapmakla yetinmeyip Onur Öymen, Faruk Loğoğlu, Osman Korutürk gibi diplomat kökenli milletvekillerini harcayıp, onların yerine CHP’nin dış politikadan sorumlu 1. adamı yaptığı başkonsolos Öztürk Yılmaz. Davutoğlu’nun başkonsolosu daha sonra CHP’de de kalamayıp istifa etmiş ve bir parti kurmuştu. İşte o partinin adı Yenilik Partisi imiş.

Bana sorarsanız, Yenilik Partisi’nin “Adımız karışabilir” diye yaptığı başvuru, kendileri adına “enayice” bir başvuru. Böyle bir karışıklık olsa olsa Yenilik Partisi’ne yarardı. Oyu olmayan bir parti belki bu sayede üç beş oy alırdı. Ama Yılmaz bunu düşünmemiş ve “Adı bizim adımıza benziyor” diyerek başvurmuş.

Aslında ne isimde ne de amblemde bir benzerlik var. Yeni Parti’nin logosunda kullandığı hurufat daha çok Yeni Rakı’ya, stil ise daha çok Netflix’e benziyor.

Yenilik Partisi’nin amblemi ise olsa olsa DSP’nin amblemini andırıyor. O da DSP gibi logosuna kuş kondurmuş.

Yani işin özünde bir benzerlik yok.

Şimdi bazıları “Yeni Parti adının önüne veya arkasına bir kelime ekler, sorun çözülür” diyor, haklılar.

Nasıl ki Adalet Partisi olduğu halde, Adalet ve Kalkınma Partisi de olabildi, Yeni Parti de adının önüne bir kelime ekleyebilir.

Bazıları “Halkın Yeni Partisi” önerisi yapmış.

Aman sakın ha!

Biliyoruz ki, Anadolu’da bir kesim CHP’ye “Halk Partisi” der ve asla oy vermez.

O yüzden “Halk Partisi” çağrışımı yapacak bir değişiklikten uzak durmak gerekir.

Gerçi Anayasa Mahkemesi “Ortada bir benzerlik, karıştırılacak bir durum yok” da diyebilir.

Ama yine de söylemiş olayım.

Halk kelimesi doğru değil. O kelime sağ seçmene güven vermez. Hatta artık sol seçmene de!

Deniz Göktaş ve cezaevi komşuları

Deniz Göktaş 2 Temmuz günü yurt dışından döndü. İstanbul “Yeni Atatürk” Havalimanı’nda gözaltına alındı. 3 Temmuz günü çıkarıldığı mahkemede tutuklandı.

Yani bugün itibarı yaklaşık 2,5 aydır tutuklu, daha kesin söylemek gerekirse 74 gündür cezaevinde.

Abartılı bir iddianame ile 2 yıl 7 ay ila 12 yıl 2 ay arasında hapsi istenen Göktaş, 28 Eylül Pazartesi günü ilk kez hakim karşısına çıkacak.

Deniz bir süredir cezaevinden haber yollamadığı için durumunu merak ediyor olabilirsiniz.

Halen Çorlu’da “kuyu tipi” diye adlandırılan cezaevinde, tek kişilik bir hücrede kalıyor. Kimileri için tek kişilik hücre daha zorlayıcı olabilir ancak Deniz Göktaş’ın tek kişilik hücrede olmaktan büyük bir şikayeti yok. Zaten çok konuşkan, aşırı sosyal bir tip olmadığı için “yalnızlık” şikayeti yok. Ben de tek kişilik hücrede 6 aydan fazla kaldım. Kendisini gayet iyi anlıyorum.

Komşuları ise ilginç.

Sağındaki hücrede Haluk Levent, solundaki hücrede ise Cem Küçük yatıyor. Diğer yanında ise Uşak Belediye Başkanı Özkan Yalım var.

Öğrenebildiğim kadarı ile Deniz Göktaş “komşuları” ile herhangi bir diyalog içinde değil. Kimi mahkum ya da tutukluların yaptığı gibi hücreden hücreye bağırarak diyalog kurma ya da sohbet etme zahmetine girmiyor. Ancak bu komşu hücrelerdekilerin kendi aralarında yaptığı yüksek sesli sohbetleri dinlemediği anlamına da gelmiyor. Büyük ihtimalle yeni stand-up gösterisi için bunlardan epey bir malzeme çıkaracak.

Peki, Göktaş’ın morali nasıl?

Göktaş tutuklandığı zaman pek çok kişi “Zaten girmek istiyormuş gibi davranıyordu” yorumu yaptı. Bu bence pek doğru bir yorum değil. Güçler ayrılığının güçlü, hukukun üstün olduğu bir ülkede Deniz Göktaş’ın hapse girmesi normal karşılanmaz, söylemlerine bakılarak “Zaten girmek istiyordu” denemez. Ancak tutuklanmayı metanetle karşıladığı söylenebilir.

Peki, 74 gün sonra aynı metanet sürüyor mu?

Açıkçası tutukluluğuna yapılan itiraz “olumsuz” yanıt alıp, bir de üzerine iddianamesinde 12 yıla varan hapis cezası talep edilince Deniz’in morali biraz bozulmuş. Ancak daha sonra toparlamış.

Bu da çok normal, cezaevinde insan duygu dalgalanmaları yaşayabiliyor, zaman zaman umutsuzluğa kapılabiliyor. Önemli olan bunun uzamaması, birkaç saati hadi bilemediniz birkaç günü aşmaması. İlacı ise okumak. Bol bol kitap okumak ve yazmak.

Deniz de kendini kitaplara vermiş ve çok okuyormuş. Öyle ki, okumaktan gecesi gündüzüne karışmış.

Cezaevinde bu da iyi bir şey değil.

Geceyi gece gündüzü gündüz olarak yaşamak gerek. Erken yatıp erken kalkmak ya da geç yatıp geç kalkmak sorun değil ama rutini bozmamak gerek.

Hukukçularla konuştuğum zaman Deniz Göktaş’ın “Hele biraz yatsın bakalım” kabilinden cezaevinde olduğunu düşünenler oldukça fazla.

Kendisi ise bu konuda hiçbir şey düşünmemeyi ve bu konuya kafasını takmamayı tercih ediyor gibi.

Gelinden rol çalmak hoş mu!

Ne Bülent Arınç’ı anlamak mümkün ne de Ahmet Davutoğlu’nu. En vahim durum ise ikisinin bir araya geldiği durum. Gezegenlerin hizalanıp deprem tetiklemesi gibi bir şey.

Geçen hafta sonunda Ahmet Davutoğlu’nun oğlunun düğünü vardı. Tabii ki tüm siyaset davetliydi. En önemli davetli ise Cumhurbaşkanı Erdoğan idi. Emin olun ben bu kafayı anlamıyorum. Hem Cumhurbaşkanı Erdoğan’a ağzına gelen her şeyi söyleyeceksin; yolsuzlukla, nepotizmle itham edecek, zehir zemberek cümleler kuracaksın, öyle ki, söylediklerinden ötürü Cumhurbaşkanı’na hakaretten ifadeye çağrılacaksın.

Sonra da tüm o lafları ettiğin adamı ailenin en mutlu gününe, evladının düğününe davet edeceksin.

En hafif tabiriyle “Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu” denir ama bu gibi durumları tanımlayan çok daha uygun bir kelime biliyorum da, Ahmet Davutoğlu gibi kibar biri için bunu söylemem yakışık almaz.

Cumhurbaşkanı Erdoğan da haklı olarak düğüne katılmamış, hatta bildiğim kadarı ile tebrik mesajı bile yollamamış. Doğrusunu yapmış.

Düğünden akılda kalan ise nikahın şahitlerinden Bülent Arınç’ın konuşması. Arınç, siyasetle pek de ilgilenmediğini bildiğimiz genç bir çiftin nikahını, bireysel miting alanına çevirmiş. Almış eline mikrofonu kimine göre beş, kimine göre 15 dakika süren bir konuşma yapmış ve iktidarı eleştirmiş.

İktidarı eleştirmekte elbette bir beis yok. Ama yeri nikah kıyılan sahne mi! Orası gelinle damadın şov yeri, eski siyasetçilerin ego parlatma yeri değil. İlle konuşmak, ille gündem olmak istiyorsan şahitliğini efendi gibi yapar inersin sahneden sonra gazetecileri ister masana davet edersin, ister nikah salonunun dışına çıkar herkesi toplar canın ne istiyorsa konuşursun. Ama gelinle damadı esir etmek, belki hiç ama hiç katılmadıkları bir siyasi konuşmaya alet etmek hiç yakışık alıyor mu!

Gelin ile damadın canını sıkmak, gelinden rol çalmak, olacak iş mi!

Ayrıca da Arınç’ın oğlu Ahmet Mücahit Arınç halen AK Parti’de yönetici konumunda ve milletvekili. Aç oğluna anlat şikayetlerini, başkasının oğlunun düğününü berbat edeceğine.

Bu arada genç çifte mutluluklar dileyelim.

İnşallah evliliklerindeki tek mutsuz anı Arınç’ın konuşması olur!

Ne zaman insan oluruz?

“O işler benim işim değil” diyebildiğimiz zaman.

FatihAltaylı
X’te yanıtla

X’te yazı hakkında yorumlarınızı paylaşın.

  • Geçmiş yazılar

Tümü
Madring’i görünce İstanbul Park’ın kıymeti anlaşıldı
Köşe Yazıları
Madring’i görünce İstanbul Park’ın kıymeti anlaşıldı

Fatih Altaylı

Eylül 14, 2026

Ağırel üzerinden “Ahlaki sınırımız yok” mesajı
Köşe Yazıları
Ağırel üzerinden “Ahlaki sınırımız yok” mesajı

Fatih Altaylı

Eylül 13, 2026

Özgür Özel nefretin boyutunu algılayamamış
Köşe Yazıları
Özgür Özel nefretin boyutunu algılayamamış

Fatih Altaylı

Eylül 11, 2026

  • Videolar

Tümü
Fatih Altaylı ile Pazar Sohbeti: "Yaprak Dökümü hayatımı değiştirdi" & Toygar Işıklı görseli
2 Gün Önce
FatihAltaylı
YouTube
Videolar yorumluyorFatih Altaylı ile Pazar Sohbeti: "Yaprak Dökümü hayatımı değiştirdi" & Toygar IşıklıTeke Tek Bilim ▷ https://www.youtube.com/@TekeTekBilim 00:00 Giriş 02:39 Toygar Işıklı müziğe nasıl başladı? 06:57 Ay Yapım ile işbirlikleri 08:04 Şimdiye kadar kaç diziye müzik yaptı? 08:38 Dizi müzikleri dışında çalışıyor mu? 11:50 Dizi müzikleri sahnelere göre mi yapılıyor? 16:10 Dizi yönetmeni müziklere karışıyor mu? 21:07 "Ezel" dizi müziğinin Galatasaray marşı olarak uyarlanması 22:48 Gölcük depreminde Gölcük'te miydi? 24:14 Grammy nedir? 24:46 Kaç dalda ödül verilmekte? 25:34 Toplam kaç jüri var? 26:50 Grammy jüriliği nasıl oluyor? 30:43 Toygar Işıklı'nın global işleri 32:56 Grammy Ödülleri'nde aday göstermek nasıl oluyor? 35:47 Para kazanabiliyor mu? 37:28 Güncel hedefleri neler? 44:03 Müziği basite indirgemek 46:24 Kapanış YouTube kanalına abone olmak için ▷ http://bit.ly/FatihAltayli Gazeteci - Yazar Fatih Altaylı, Youtube kanalına özel gündemi yorumluyor.
Eylül 13, 2026
Hücreler neden yaşlanır? görseli
2 Gün Önce
FatihAltaylı
YouTube
Prof. Dr. Gökhan Hotamışlıgil & Fatih Altaylı - Teke Tek BilimHücreler neden yaşlanır?00:00 Giriş 02:43 Trump ve Amerika'daki üniversiteler arasındaki son durum ne? 13:06 İnsan vücudundaki moleküler mimari 16:15 Hücre restorasyonu nasıl başlıyor? 19:02 Mitokondri nedir? 23:33 Endoplazmik Retikulum nedir? 28:24 Bu bilimsel çalışmalardan ne öğreniyoruz? 30:40 Obezite ve yaşlanma ilişkisi 35:16 Oksidatif stres nedir? 41:29 Koenzim Q10 molekülü ve takviyesi 45:11 Koenzim Q10 obeziteyi engelleyebilir mi? 51:26 En karmaşık organ karaciğer midir? 54:26 İnsan doğasında aç kalmak 1:00:05 Yaptıkları işten kazançları ne? 1:06:25 Şeker vücuda ne kadar zararlı? 1:07:23 Zayıflama iğneleri ile ilgili ne düşünüyor? 1:10:43 Zayıflama ilaçları hücreleri düzeltme açısından vücuda katkı sağlıyor mu? 1:19:55 Kapanış #işbirliği
Eylül 13, 2026
Dünyada IQ sorunu var! görseli
FatihAltaylı
YouTube
Fatih Altaylı & Bedia Ceylan Güzelce - Teke Tek KitapDünyada IQ sorunu var!Kitapyurdu: https://www.kitapyurdu.com/?srsltid=AfmBOorlol9UhdW5ABYzEMpGL1N1tYeOW-RfhiwgTMoyO3DNHb2uF-Z6 00:00 Giriş 01:56 Dünyada IQ problemi var! 05:24 Medrese V. Üniversite 21:58 Hangi Liberal Demokrasi 24:38 Konuşulmayan Erkeklik 26:27 Odysseus 28:50 Girne'deki gemi faciası 33:03 Altın Günlerden Kurşun Gecelere 36:06 Clara'ya Mektuplar 38:08 Hermeneutik Dersleri 40:16 A Line In The Sand 43:12 Fatih Altaylı'nın anjiyo hikayesi 48:00 Bilim Tarihi 52:51 Dış haberler servislerine ne oldu? 55:37 Kapanış 🔎 Teke Tek Kitap’ta her ay farklı kitapları mercek altına alıyor, yazarlarını, konularını ve tartışmaya açtıkları meseleleri konuşuyoruz. #işbirliği
Eylül 9, 2026