
Fatih Altaylı
Yazı İçeriği
Ne zaman?
Bu ülkeler ABD yokken vardı
Hakiki devlet aklı
Gördüğüm en iyi saat koleksiyonu
NE ZAMAN İNSAN OLURUZ?
Ne zaman?
Fatih Altaylı
Mart 24, 2026
Yazı İçeriği
Ne zaman?
Bu ülkeler ABD yokken vardı
Hakiki devlet aklı
Gördüğüm en iyi saat koleksiyonu
NE ZAMAN İNSAN OLURUZ?
Şu günlerde herkesin en merakla sorduğu soru şu: İran ile ABD ve büzüktaşı İsrail arasındaki savaş ne zaman sona erecek?
Bu sorunun net yanıtını bilen birisi olduğunu zannetmiyorum, buna rezil Trump ve kabine diye çevresine topladığı Amerikan barzoları da dahil.
Hepsi şantajla veya bilmediğimiz başka bir nedenle Netanyahu’nun peşine takılmış gidiyorlar.
Peki nereye kadar!
Görülen o ki, işler pek onların umduğu gibi gitmiyor.
İran beklenenden dişli çıktı.
Verilere bakarak ABD’nin bu işin içinden nasıl çıkacağını hesaplamaya başladığını düşünmek mümkün.
Veriler dediğim, ekonomik veriler.
İran’a saldırdığı günden bu yana ABD borsaları düşüyor.
ABD’nin en önemli borsaları 4 haftadır üst üste kayıpta. Arada küçük düzeltmeler yapsa da, borsanın kendini toparlamasının savaş bugün dursa 8 ayı bulacağı söyleniyor. Petrol fiyatlarındaki artış dolar enflasyonunu körüklüyor.
Avrupa’nın savaşa katılmaması, ABD’nin savaştan beklediği faydayı sağlamasını imkansız hale getiriyor.
Savaşın başından bu yana Başkan Yardımcısı Vance suskun.
Rubio bile kendini pek ortaya atmıyor.
Belli ki, kimse sorumluluktan pay almak istemiyor.
Öyle ki, artık Trump bile Savaş Bakanı’nı suçlamaya başlamış.
Tüm bunlar, Amerika’nın bu savaştan bir an önce sıyrılmak isteyeceğinin işareti.
Trump’la birlikte ya da Trump’a rağmen.
Hele hele bazılarının iddia ettiği gibi Trump bu işe İsrail’in kendisine yaptığı şantaj nedeniyle girdiyse, Trump’ı harcayarak bile bu işten çıkmak isteyebilirler.
New York Borsası’nda işlem yapan bir dostum “Buradaki borsalar Türkiye gibi değil. Burada gerçekten halkın parası var. Amerikan ev kadınının da, iş insanının da, emeklilik fonlarının da gelir kaynağı bu borsalar. Borsayı düşüren başkan bedelini öder.” yorumunu yapıyor.
Bu savaş ya çok kısa süre sonra sona erer ya da Trump ve Cumhuriyetçiler çok ağır bedel öder.
Bu ülkeler ABD yokken vardı
ABD İran’la ilgili büyük yanıldı.
Hesaplar saldırı ile İran’daki muhalefetin ayaklanması, Şah yanlılarının ülkede bir karışıklık yaratmaları, Kürtlerin başkaldırmaları, Azeri Türkü İran vatandaşlarının rejime karşı tepki koyması ve büyük bir göç dalgası başlatmaları üzerineydi.
Daha önce Irak’ta, son olarak Suriye’de yaşananlar benzeri gelişmeler bekliyorlardı.
Bunların hiçbiri olmadı.
Halk rejime değil ülkeye sahip çıktı.
Tek tük olası çatlak ses zaten güçle bastırılır, susturulurdu ama o çatlak sesler bile duyulmadı.
Bırakın ülkeden bir göç dalgasının başlamasını, yurt dışındaki İranlılar savaş başlar başlamaz ülkelerine döndüler.
Türkiye’deki İranlılar bile hemen İran’a geçtiler.
Afganistan’da bile başarılı olamayan ABD, şimdi de İran’da daha hızlı bir kayıpla karşı karşıya.
Afganistan’da Taliban rejimini devirip, yerine Taliban rejimini kurup çıktılar.
İran’da da Hamaney’i öldürüp, yerine Hamaney’i getirdikten sonra dönecekler gibi görünüyor.
Savaşın ilk günü ABD’nin bu savaşı kazanamayacağını söylemiştik ama bu kadar hızlı bir hezimet de beklemiyorduk doğrusu.
ABD artık şunu görmüş olmalı.
Bu bölgede İran, Türkiye ve hatta Mısır gibi ülkeler 1. Dünya Savaşı sonrası kurulmuş dandik Arap cumhuriyetlerine benzemiyorlar.
Bunların köklü devlet gelenekleri var.
Rejimi ne olursa olsun bu gelenek o ülkeleri ayakta tutuyor.
Bu ülkeler ABD yokken vardı.
Muhtemelen ABD olmadığı zaman da olmaya devam edecekler.
Hakiki devlet aklı
Geçen gün yazımda eski Türkiye’deki devlet aklından bahsettim ve rejim değişikliği sonrası tüm kadroların siyasileşmesinin devletin tüm bilgi birikimini ve tecrübesini çöpe attığını anlattım.
Devlet aklının bürokratik kurumlarla yaşadığını, müsteşarlar, DPT gibi kurumların yok edilmesi ile o aklın da yitirildiğini anlattım.
İtirazlar geldi.
“Ne yani eski Türkiye’de hiç hata yapılmıyor muydu!” diye.
Doğru, yapılıyordu ama aynı hata defalarca yapılmıyor, geçmişin hataları sürekli tekrarlanmıyordu. Hata yapılınca da hızla vazgeçiliyordu.
Bugün eksik olan o.
Çünkü tüm kadrolar siyasi olunca, siyasi ikbal uğruna hatalar söylenmiyor, tam aksine yanlışlara alkış tutuluyor.
Bugün yaşadığımız ekonomik sıkıntının bu denli tırmanmasındaki asıl nedeni hepimiz biliyoruz.
Faiz sebep, enflasyon sonuç şeklindeki doktrin.
Bu temelsiz fikir harekete geçtiği zaman enflasyon 19, faiz 19’du.
Enflasyon insin diye faiz indirildi.
Sonuçta faiz 9, enflasyon 130 oldu.
İktidarın maşası olmayan ve siyasi bir beklentisi olmayan ekonomistler ve benim gibi yazarlar “Yapmayın, bunun çok kötü sonuçları olur” dedik ama kim dinlerdi bizi.
Hepimiz Türkiye’nin ve iktidarın kötülüğünü isteyen münafık muhaliflerdik.
Bu kararın yarattığı tahribat kısa sürede ortaya çıkınca, önlem diye Kur Korumalı Mevduat diye bir saçmalık ortaya atıldı.
Ülkeyi birkaç yüz milyar dolarlık bir belanın altına sokan bu karar alınırken eğer ülkede doğru düzgün bir bürokrasi, işleyen kurumlar kalmış olsaydı “Aman efendim ne yapıyoruz. Bu yıllar önce denendi ve ülkeyi batırdık.” denir, bu aptalca uygulama başlamazdı.
Ama bunu diyecek kimse yoktu.
Herkes siyasi ikbaline baktığı için en saçma fikirler bile alkışlarla uygulamaya koyuluyordu.
Bu da koyuldu.
Birkaç yıl boyunca dolara net yüzde 30 faiz anlamına gelen bu uygulama ülkenin anasını ağlattı.
Sonra sanki bunu başka birisi yapmış gibi iktidarın bakanı tarafından eleştirilerek güçlükle de olsa ortadan kaldırıldı.
Verdiği zararın en az yüz milyar dolar olduğunu söylersek yanılmış olmayız.
Devlet birikiminin olmaması işte bu hatalara neden oluyor.
Aynı şeyi sağlıkta, aynı şeyi milli eğitimde, aynı şeyi milli savunmada, aynı şeyi tarımda yaşıyoruz.
Oysa devlet aklı dediğimiz bu akıl birkaç sene öncesine kadar AK Parti’nin içinde bile vardı.
Adı bazen Mehdi Eker’di, bazen Naci Ağbal’dı, bazen Vecdi Gönül, bazen de Cemil Çiçek.
Bilmem ne demek istediğimi anlatabildim mi!
Gördüğüm en iyi saat koleksiyonu
Dün sevgili dostum Mehmet Çebi aradı.
Çebi’yi tanır mısınız, duydunuz mu bilmem.
Kendisi ile bir kez televizyon programı yapmıştık yıllar önce.
Pek ortalıkta görünmeyi sevmez.
Bugün Türkiye’de klasik sanatlardan söz ediyorsak, bugün Türkiye’de Osmanlı’nın en önemli sanat eserleri diyebileceğimiz o muhteşem hatlar koleksiyonerlerin elinde bulunup değer kazanıyorsa, Türk ressamların en nadide eserleri makul fiyatlarla değerini bilenlerin eline ulaştıysa, Resim Ve Heykel Müzesi’nden çalınan eserlerin en azından bir bölümü bulunup kurtarılabildiyse, Mehmet Çebi’nin ve İstanbul Antik Sanat’ın bunda payı büyüktür.
Çebi kendisi de büyük bir koleksiyonerdir.
Dünyanın en değerli el yazması Kur’an’larından bazıları onun koleksiyonundadır.
Tespih koleksiyonu sergilenecek kadar nadide parçalardan oluşur.
Dün de saat koleksiyonunu sergilemeye başladı ve beni aramasının nedeni de buydu.
“Gelip görmeni isterim. Çok beğeneceğini tahmin ediyorum” dedi.
Ne yalan söyleyeyim, Çebi’nin saat koleksiyonu yaptığından haberim yoktu.
Kalktım, Tophane-i Amire’deki sergiye gittim.
Gözlerime inanamadım.
Saate merakımı bilirsiniz.
Dünyanın çeşitli kentlerinde çok önemli saat koleksiyonlarını, büyük saat yapımcılarının kendi müzelerini gezdim, gördüm.
Zannederim böylesini görmedim.
17.yüzyıl sonundan 20.yüzyılın başına kadar yaklaşık 300 yıllık bir dönemin saatlerini kapsayan koleksiyon, benim gördüklerimin en genişi.
Yüzlerce çok nadide parça.
Bugün var olan ya da artık mevcut olmayan pek çok saat markasının ve ustasının başyapıtları.
Tekne saatleri, fayton saatleri, cep saatleri.
İlk minute repetition’lar, ilk perpetual takvimler, ilk kronograflar.
Mine işlemeler, mücevher üzerine kazınmış saatler.
Patek Philippe’in, Breguet’in ilk üretimlerinden örnekler.
Grand complications’lar, tres grand complication’lar.
Osmanlı sultanlarına ait saatler, Mısır hidivlerinin saatleri.
Ve bana göre serginin en ilginç eseri, Çar Nikolai’ın İngiltere’yi ziyaretinde Kraliçe Victoria ve Prens Albert’e hediye etmek için yaptırdığı iki çok özel saat.
Dikran Masis’in de çok iyi bir koleksiyonu vardı ama böylesini hiç görmedim.
Zannederim yakında dünyanın başka ülkelerinde de sergilenecektir çünkü eşsiz.
Saate meraklı iseniz gitmeden bu sergiyi mutlaka görmeniz lazım.
Ben birkaç kere gidip gezeceğim.
Bir günü buna ayırmak şart.
NE ZAMAN İNSAN OLURUZ?
Bir kurumun en kolay dıştan değil içten çökertilebileceğini anladığımız zaman.
X’te yazı hakkında yorumlarınızı paylaşın.
Geçmiş yazılar
Videolar





