
Fatih Altaylı
Yazı İçeriği
İran sokak hareketlerini överken
Türk gücü yetmiyor mu!
Trafikte her kuşu hallettik kaldı leylek
NE ZAMAN İNSAN OLURUZ?
İran sokak hareketlerini överken
Fatih Altaylı
Mart 30, 2026
Yazı İçeriği
İran sokak hareketlerini överken
Türk gücü yetmiyor mu!
Trafikte her kuşu hallettik kaldı leylek
NE ZAMAN İNSAN OLURUZ?
Amerika’da 10 milyonu aşkın kişinin katıldığı eylemlerle Trump yönetimi ve Trump yöntemleri protesto edildi.
İlk kez olmuyor bu eylem ama bu yıl her zamankinden daha kalabalık, daha sert söylemler vardı.
Sanatçılar da büyük ölçüde destek verdi.
En ön saflarda daha önce Trump için “S.O.B.” yani O.Ç. tanımını kullanan Robert de Niro’nun yanı sıra 90 yaşına merdiven dayamış Jane Fonda, 85 yaşındaki Joan Baez ve 77 yaşındaki Bruce Springsteen yer aldı.
Trump ve savaş karşıtı gösteri zannederim Amerikan tarihinin en yüksek katılımlı sokak hareketi oldu.
1960’larda Vietnam karşıtı gösterilere bile bu denli yüksek katılım olmamıştı.
İlginç hatta komik olan ise İran’ın bu gösterilere destek vermesi oldu.
İran tarafından, bu gösterilerin ABD yönetiminin yanlış yolda olduğunu göstermesi açısından önemli olduğunu ve bunlara kulak verilmesi gerektiğini söyleyen açıklamalar geldi.
Gerçekten komikti.
Sanki kendi ülkesinde bu yıl ve geçmiş yıllarda yapılan gösterilere ve halk hareketlerine sert tepki gösteren, binlerce insanı sokaklarda Devrim Muhafızları’na öldürten, sokakta öldürtemediklerini de daha sonra rejim mahkemelerinde yargılayıp sokak ortasında idam eden kendi değilmiş gibi.
Sanki Mahsa Amini, Tahran’da değil de Washington’da bir karakolda gözaltındayken ölmüş gibi.
Keza Robert de Niro’ya da övgüler düzülüyor.
ABD Başkanı’na yönelik sözleri nedeniyle ABD ve İsrail karşıtları tarafından göklere çıkarılıyor.
Elbette De Niro bu tavrıyla her türlü övgüyü hak ediyor da, acaba İranlı sinemacı Asgar Ferhadi benzer sözleri İran’daki molla rejimi ya da rejimin önemli isimleri için söyleseydi başına neler gelirdi!
Bırakın elini kolunu sallayarak evine gitmeyi, bir daha İran sınırlarına yakın bir yerde dolaşabilir miydi!
Bırakın O.Ç. demeyi çok daha hafif bir eleştiri bile Asgari’nin özgürlüğüne mal olmaz mıydı?
Ya İsrail’de olanlar…
İsrail parlamentosunda ve sokaklarında Netanyahu isimli soykırımcı insan kasabına yönelik çok ağır tepkiler var.
İsrail parlamentosunda milletvekilleri Netanyahu’ya ağır hakaretler ediyor, katil olarak nitelendiriyor, Hamas saldırısını onun planladığını iddia ediyorlar.
Acaba İran parlamentosunda tek bir kişi çıkıp, bu sözlerin onda birini Pezeşkiyan için, Hamaney için edebilir mi?
Yoksa daha ağzını açmadan meclis kürsüsünde ağzını burnunu kırarlar mı!
Demokrasi ve halk tepkisi başka ülkelerde olunca iyi de kendi ülkelerinde olunca mı kötü!
Savaş ortamında rejimi, liderleri eleştirmek başka ülkelerde hayırlı, İran gibi ülkelerde mi ihanet!
Sakın kimse yanlış anlamasın, Trump’ı falan savunmuyorum.
Biliyorum ki, Anayasa izin verse, Trump denilen rezil, ahlaksız birkaç dönem daha başkan kalıp kafasındaki rejimi yerleştirse ABD’de de demokrasinin D’si kalmaz, bu gösterilere izin verilmez, de Niro anında tutuklanır.
Ama demek istediğim şu.
Halkın sesine kulak vermek iyidir.
Susturmak değil dinlemek gerekir!
Başkası için de, kendimiz için de!
Türk gücü yetmiyor mu!
Eğer haberler doğru ise, İstanbul Boğazı’na yabancı askerî güç yerleştirilecekmiş.
Daha düne kadar bizi atmak istedikleri NATO kapsamında.
Resmî açıklama olmadığı için net bir bilgimiz yok.
Her şey iddia düzeyinde ve resmî olarak Milli Savunma Bakanlığı’nın “Çok Uluslu Kuvvet-Ukrayna Operasyonel Karargâhı Komutanı Tümgeneral Jean-Pierre Fague (Fransa) ve Komutan Yardımcısı Tümgeneral Richard Stewart Charles Bell (Birleşik Krallık) ile beraberindeki heyet tarafından, Anadolukavağı/Beykoz’da konuşlanması planlı Deniz Unsur Komutanlığına ziyaret gerçekleştirildi.” şeklinde yaptığı bu açıklama var sadece.
Böyle bir şeye neden ihtiyaç duyulduğunu anlamak zor.
Sonuç olarak Türkiye bir NATO üyesi ve burada Türkiye’nin bir kuvvetinin olması NATO için de yeterli olmalı.
Boğazlar’a yabancı askerlerin gelmesi demek, Türkiye’nin Montreux Boğazlar Sözleşmesi öncesine dönmesi demek.
Çünkü öncesinde Boğazlar Türkiye Cumhuriyeti’nin egemenliğinde değildi ve burası Uluslararası Boğazlar Komisyonu’nun kontrolünde olacak ve ticari ve askeri tüm geçişler sınırsız olarak bu komisyonun denetimine bırakılacaktı.
Lozan’da Türkiye ne yazık ki böyle bir taviz vermişti.
Ama Atatürk büyük uğraşlar sonucu bunu 1936’da değiştirdi ve Boğazlar kayıtsız şartsız Türkiye’nin kontrolüne geçti, askerî geçişler sınırlandırıldı ve Karadeniz bir barış denizi oldu.
Şimdi eğer burada yabancı güçler konuşlanacaksa, bu Türkiye adına çok önemli bir geri adım olur!
Üstelik de gereksiz bir geri adım.
NATO’nun en büyük ikinci askerî gücü olarak, Türkiye’nin varlığı yetmiyor mu!
Hele hele Avrupa Parlamentosu’nun Güvenlik ve Savunma Komitesi’nin Horizon Europe 2028-2034 kararından, Türkiye’ye karşı sergilediği tavırdan sonra yabancı askerleri Boğaz’a yerleştirmek.
Hiç ama hiç akıl kârı değil!
Trafikte her kuşu hallettik kaldı leylek
Sokaklarımız kuralsızlık cennetine dönmüş, eli silahlı, sopalı zorbalar yol kesip adam döverken biz şimdi plaka ve müzik sistemleri ile uğraşıyoruz.
Her şeyimiz tam olduğu için olsa gerek, şu anda en önemli mevzumuz “Plakalarda yazan harfler ince mi, kalın mı?”
Müzik sisteminin hoparlörleri büyük mü, küçük mü!
Kırk sene önce aldığım otomobilin plakasını elimde cetvelle incelemek zorunda mıyım ben!
Vermişsiniz bir plaka alıp aynen takmışım, görünüyor mu görünüyor, okunuyor mu okunuyor, harfin milimini mi ölçeceğim!
Delikanlı olun, deyin ki “Arkadaşlar kasada para yok. Herkes plakalarını yenileyecek, bize de plaka başına 10 bin TL verecek”; tamam diyelim, verelim parayı, alalım yeni plakaları.
Ama yok, kare kod olmalıydı, yok inceydi, yok kalındı, yok kısaydı, yok uzundu.
Plakada incesi, kalını, uzunu kısası mı olur, önemli olan işlevi.
Ama biliyoruz ki mesele işlev değil.
Ya müzik sistemleri ve ekranlar.
Takamazsınız, taktıysanız sökün.
Yahu koskoca üretici firma, güvenliğe en önem verenler dahil koskoca ekranı dashboard’un üzerine koymuş, görüşü engelliyor dememiş, bizim mevzuat daha iyi biliyor!
Adamlar yüzlerce, binlerce test yapmış bulmuş, sen işkembe-i kübradan “görüş engeli” uyduruyorsun, sökün diyorsun.
Hele müzik sistemleri.
Sesini açmadıktan, milleti rahatsız etmedikten, bangır bangır ya da çıstak çıstak diye çalarak sokaklarda dolaşmadıktan sonra sana ne!
Gürültü yapana kes cezayı, haklısın.
Efendi gibi dolaşanın otomobilinin içindeki hoparlörden sana ne!
Benim evde 1000 watt’lık ses sistemi var. Açmadıktan sonra konu komşu şikayet etmedikten sonra sana ne! Gelip onu da mı sökeceksiniz!
Böyle zırvalık olur mu!
Geçen sene otomobilin dikiz aynasının arkasına küçük bir kamera koyduk.
Bir tane de arka cama.
Güvenlik için ne olur ne olmaz diye.
Cuma günü otomobile bindim, baktım yok.
“Kamera ne oldu Mehmet?” dedim.
“Söktüm abi” dedi.
Ceza meza keserler kurullar net değil demiş, sökmüş. Kim bilir kaç otomobilde var bu kameralardan, onlar da sökecek mecburen.
Memlekette uğraştığımız şeylere bak.
Tövbe estağfurullah…
NE ZAMAN İNSAN OLURUZ?
Cüheladan ders almak zorunda bırakılmadığımız zaman.
X’te yazı hakkında yorumlarınızı paylaşın.
Geçmiş yazılar
Videolar





