
Fatih Altaylı
Yazı İçeriği
İhanetin her türlüsü
Yeni bir parti
Bir tür işkence ile itiraf
Krizin nedeni “ulaşım”
Somali mi, vize mi?
İhanetin her türlüsü
Fatih Altaylı
Mayıs 12, 2026
Yazı İçeriği
İhanetin her türlüsü
Yeni bir parti
Bir tür işkence ile itiraf
Krizin nedeni “ulaşım”
Somali mi, vize mi?
Meseleyi Lütfü Türkkan toplumun önüne getirdi. İsim vermeden.
Bir kadın milletvekili, milletvekili seçildikten sonra seçildiği ilden bir gazeteciyi “danışmanı” olarak Ankara’ya getirmiş, bir süre sonra milletvekili ile danışmanın arasında ilişki olduğu iddiaları yayılmış ve sonunda milletvekili kadın eşinden boşanıp memleketten getirdiği “danışmanı” ile evlenmişti.
Bu bir “ihanet” imasıydı, bir çapkınlık imasıydı.
Açıkçası çok da umursamadım görünce. Eski bir olaydı, o günlerde değil bugünlerde gündeme gelmesi ilginçti ama erkek milletvekilleri kadar kadın milletvekilleri de çapkın olabilir, ihanet edebilirdi. İhanetin cinsiyeti de olmazdı, erkek yapınca normal karşılayıp, kadın yapınca ayıp diyecek halimiz yoktu.
Sonuçta özel hayattı.
Daha sonra memleketten getirdiği danışmanla ilişki kurup kocasını boşayan ve danışmanı ile evlenen kadın milletvekilinin şimdilerin
Afyonkarahisar Belediye Başkanı Burcu Köksal olduğunu öğrendik. O zamanki soyadı “Kaşıkçı” idi ve evlendikten sonra danışmanının soyadını almış, Burcu Köksal olmuştu.
Dediğim gibi özel hayattı ve bizi de hiç mi hiç ilgilendirmiyordu. Sadece siyasetçimizde ihanetin siyasetle sınırlı olmadığını öğrenmiştik.
Ama bir şey daha öğrenmiştik.
Burcu Hanım öyle tepeden inme, sokaktan bulma bir CHP’li değildi. Seçim kazanmak için sağdan soldan devşirilen popüler bir isim de değildi. Aynı Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu gibi “kökten” partiliydi. CHP’de uzun yıllardır siyaset yapıyor, mecliste CHP’ye oy veren yüz binleri temsil ediyordu. O yüz binler, o milyonlar CHP’nin önüne koyduğu milletvekillerine oy veriyordu çünkü rejimi tehlikede görüyor, Atatürk ilkelerinin ayaklar altına alınmasından rahatsız oluyor, milli eğitimin artık milli olmadığını, eğitimin hiç olmadığını anlıyor, Cumhuriyet’e sahip çıkmak için oylarını CHP milletvekillerine veriyordu.
Milyonlarca muhalif seçmen CHP’de siyaset yapan bu kişilerin kendileri ile aynı hisleri paylaştığını, kendileri ile aynı kaygıları taşıdığını, ülkenin geleceği için kendileri gibi endişelendiklerini düşünüyor, bu yüzden onlara oy veriyorlardı.
Bu transferler işte bu nedenle toplumda, muhalif seçmende büyük hayal kırıklığı yaratıyor. İhanet edenlere elbette çok kızıyorlar ama asıl hayal kırıklıkları siyasete, partiye yönelik. CHP’li milletvekilleri ile aynı ülküyü paylaşmadıklarını, aynı hayali kurmadıklarını, aynı geleceğe inanmadıklarını, daha geniş bir tanımla aynı yolun yolcusu olmadıklarını düşünmeye başlıyorlar. Siyasete güvenlerini yitiriyorlar. Kendilerinden zannettiklerinin kendilerinden olmadığını görüp hayal kırıklığına uğruyorlar. Zaten AK Parti yönetiminin istediği de tam bu. AK Parti’nin zorda olduğunu, artık pazarlayacak bir hayali kalmadığını biliyorlar. O zaman karşı tarafın hayal pazarlamasını da engelleyelim, diyorlar.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu transfer ettiği isimlerden bir cacık olmayacağını bilmiyor mu, bilmemesi mümkün mü! Amacı, onları kazanmak değil ki, asıl amaç karşı tarafı kaybettirmek, muhalif seçmende bir yılgınlık, bir inançsızlık yaratmak. “Bakın, sizin oy verdiklerinizi ben bir parmak şıklatarak ayağımın dibine oturtuyorum” demek, güvenlerini yıkmak.
Bunu başarıp başaramadığına ise siz karar verin.
Yeni bir parti
Geçenlerde duyduğum bir cümle, sağ seçmenin, özellikle de AK Parti’ye oy veren seçmenin düşünce yapısını ve siyaset anlayışını şahane şekilde özetliyordu.
Cümle şu: “AK Parti artık misyonunu yitirdi, toplumdan koptu ve bundan böyle ülkenin sorunlarını çözmesi mümkün değil. En iyisi Reis yeni bir parti kursun.”
Elbette bu bir latife ama varsa çevrenizdeki AK Parti seçmeninin ruh hali ve beklentisi tam da bu değil mi!
Bir tür işkence ile itiraf
Oğlundan sonra, Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek de “etkin pişmanlıktan yararlanmak” istediğini söyledi ve “itirafçı” oldu.
İfadesinde oğlunun söylediklerini doğrulamış.
Haberiniz vardır, Muhittin Böcek’in oğlu öznesiz, zamansız ama çok önemli iddialar ortaya atmış, milyonlarca dolar ya da euro’luk rüşvetleri tam olarak hatırlamadığı zamanlarda, kim olduğunu bilmediği ya da hatırlamadığı kişilere verdiğini söylemişti.
Böcek de oğlu ne diyorsa doğrudur mealinde konuşmuş.
Doğru yalan bilemem. İddia sahibi iddiasını kanıtlamak zorunda.
Muhittin Böcek, 10 aylık bir sürecin sonunda itirafçı oldu. Ne yalan söyleyeyim bu kadar dayanacağını bile zannetmiyordum.
Önce sağlığı nedeniyle zor günler geçirdi. Covid-19 pandemisinde aylarca entübe kalmış, ölümden kıl payı dönmüş ama sağlığına tam olarak kavuşamamıştı Tutukluluğu sırasında hastalıkları ile cebelleşmeye devam etti.
Bu arada oğlu tutuklandı, gelini tutuklandı. Aylardır ailece türlü eziyete maruz kaldılar.
Bu, açık bir mental işkenceydi ve Böcek’in sağlık durumu nedeniyle zaman zaman fiziki işkenceye de dönüştü. Ve en sonunda Böcek tükendi.
Açıkçası hiç kimsenin Muhittin Böcek’e kızma hakkı yok.
Bu itiraf aslında bir tür işkence altında alınmış itiraftır.
Dediğim gibi, doğrudur veya yanlıştır bilemem. Ama işkence altında alındığı aşikardır.
Şunu da söylemeden edemeyeceğim.
Yerel seçimler öncesi Fatih Altaylı yorumluyor programında, CHP’nin Antalya’da Muhittin Böcek’i aday göstermemesi gerektiğini söylemiş ve “Oğlu ile gelini üzerinden çok yıpranır” demem üzerine Böcek bana sitemlerini iletmişti.
Acaba şimdi “Keşke aday göstermeselerdi” diye düşünüyor mudur!
Krizin nedeni “ulaşım”
Dün “Seda Selek Halk TV izleyicilerine bir açıklama borçlu.” diye yazdım.
Zaten zor durumda olan muhalif kanalda bir depremi tetiklemişti çünkü. Hatta geçenlerde X’te izlediğim bir videoyu hatırlatmıştı. Adamın biri bir yamaçtaki kayayı yerinden oynatıyor ardından bütün dağ çöküyordu.
Selek’in istifası da peşinden art arda gelen istifalar da benzer bir etki yaratmıştı.
Seda Selek’ten bir açıklama gelmedi ama ben 30 yıllık kardeşim Sorel Dağıstanlı’yı arayıp sordum.
O da anlattı.
Seda Selek, İstanbul’un Anadolu yakasındaki evinden Topkapı’daki Halk TV binasına her gün toplu taşıma ile geliyormuş. Önce Marmaray ile Yenikapı’ya oradan da kanala. Yönetimden kendisini hiç değilse Marmaray’dan bir araç ile almalarını talep etmiş. Defalarca talep edilmesine rağmen bu kabul edilmeyince o da istifa etmiş. Sorel Dağıstanlı da Seda Selek’i haklı bulduğunu belirten bir tweet atınca ona da ekran yasağı gelmiş. Sorel bu konuda kendisine haber verilmeden böyle bir karar alınmasını kabul etmemiş ve o da bırakmış.
Sorel’e “Kanal herkesi evinden almak zorunda mı?” diye sordum.
“Elbette değil Fatih Abi, ama kimini alıp kimini almazsan adaletsizlik oluyor, haksızlık oluyor. Bazı sunucular evlerinden alınırken, bazıları alınmıyor. Seda Selek kanalın önünde taksiden inerken, evinden alınan ve evine bırakılan sunucunun şirketin otomobilinden indiği görünce tepesi atıyor” dedi. İsyan ayrımcılığa idi. Sorel kimlerin alınıp, kimlerin alınmadığını da söyledi ama bunu açıklamak benim vazifem değil.
Kanalın sahibi Cafer Mahiroğlu ile de konuştum. O da Sorel ile aynı şeyleri söyledi ve istifanın nedeninin evden araçla alınma meselesi olduğunu anlattı. “20 asgari ücret alanlar, bir zahmet kendileri gelsin kanala” dedi ancak farklı muameleden söz etmedi. Tavsiyemin aksine kendine hakim olamadı, konuyu büyüttü ve bir istifa dalgasına neden oldu.
Doğrusunu isterseniz Türkiye’de muhalif bir kanalın patronu olmak kolay değil.
Ancak muhalif kanallarda çalışan arkadaşlarımızdan da “siyasi bir figür” gibi davranmalarını ve ideolojik bağlılık nedeniyle fazlasıyla özverili olmalarını beklemek de çok yerinde bir beklenti değil.
Sonuçta baktığınız zaman bazen muhalif, bazen iktidara yakın kanallarda emekleri karşılığı bir maaş alıyorlar. Misyonları, işlerini iyi yapmak, yorumcular dışındakilerden fazlasını beklemeye hakkımız yok.
Somali mi, vize mi?
Türkiye’nin milyarlarca dolar yardım yaptığı, her yerde ve her ortamda desteklediği Somali, Türk vatandaşlarına vize uyguluyormuş.
Hem de yeşil pasaport sahipleri ve diplomatik pasaportlular dahil.
Türkiye bu ülkeye parasal yardım yapıyor. Hastane kurdu, havaalanı kurdu, askerî eğitim veriyor. Uzay araçları için fırlatma üssü kuruyor.
Türk Deniz Kuvvetleri Somali karasularında devriye gezip, korsanlara karşı koruma yapıyor.
Karşılığı “vize”.
Hem de diplomatik pasaportlular, yeşil pasaportlular değil.
Güçlü ve kuvvetli Türkiye’nin vatandaşlarından Somali gibi “himmete muhtaç” bir ülkenin bu kadar geniş kapsamlı vize istemesinin ve vize için sunulacak evraklardan noter tasdiki aramasının elbette bir nedeni olabilir.
Ama Türkiye’nin yapması gereken de o nedenin geçersiz olduğunu göstermek değil mi!
Ya da acaba zannettiğimiz kadar büyük, güçlü ve etkin değil miyiz!
Ne zaman insan oluruz?
Armudun dibine düştüğünü bildiğimiz zaman.
X’te yazı hakkında yorumlarınızı paylaşın.
Geçmiş yazılar
Videolar







