
Fatih Altaylı
Yazı İçeriği
Yollar, köprüler ve anneler
Bu şampiyonluk sadece bir araç
Bir fikir değiştirme rejimi olarak demokrasi
Dizi meraklılarına kötü bir haberim var
Yollar, köprüler ve anneler
Fatih Altaylı
Mayıs 10, 2026
Yazı İçeriği
Yollar, köprüler ve anneler
Bu şampiyonluk sadece bir araç
Bir fikir değiştirme rejimi olarak demokrasi
Dizi meraklılarına kötü bir haberim var
Bugün mayıs ayının ikinci pazarı yani Anneler Günü. İlkokuldayken hikayesini dinlemiştik. Amerikalı Anna Jarvis adlı bir genç kadının ölen annesinin anısını yaşatmak için 1900’lerin ilk yıllarında başlattığı bir hareket. Birkaç yıl sonra resmen Anneler Günü olmuş ama dünyanın farklı ülkelerinde farklı tarihlerde kutlanıyor.
Bizde Mayıs’ın 2. pazarı.
Gün o kadar ticari bir hale gelmiş, o denli pazarlama günü olmuş ki, fikir annesi Anna Jarvis bile bugünün kutlanmasına karşı çıkmaya başlamış ama çok geç.
Açıkçası ben de bayılmam bugüne. İstemesine rağmen çocuğu olmayan anneleri, annesi olmadığı için kutlayamayan çocukları düşünür, manasız bulurum.
Yine de anneleri anmak iyi bir fikirdir ve bunun için de ille bir gün icat etmek gerekmez.
Bu kez de bugünü bahane edip, İstanbul dışında yaşayan annemi ziyaret etmek istedim.
Küçük bir hediye ve İstanbul’da yaşarken çok sevdiği birkaç şeyi alarak, ana evinin yolunu tuttum.
İstanbul trafiğine girmemek için de, bu kez de Çanakkale üzerinden gideyim dedim.
Önce Kuzey Marmara otoyolundan Silivri’ye kadar gittim, Silivri’de Marmara Ceza İnfaz Kurumu’nun önünden geçerken hâlâ haksız ve hukuksuz yere içerde yatan tanıdıkları ve cezaevi arkadaşlarımı düşündüm ve içim sıkıldı.
Oradan Tekirdağ üzerinden Malkara’ya kadar eski “Londra Asfaltı”ndan gidip, Malkara’dan Çanakkale Köprüsü’ne bağlanan otoyola girdim.
Kaymak gibi bir yol üzerinden Çanakkale Köprüsü’ne ulaştım, haşmetli köprüye girmeden önceki gişelerde ödememi yaptım.
Çanakkale’den sonra Ezine, Asos derken kilometrelerce uzunluktaki Asos tünellerinden geçip Küçükkuyu’ya indim, sonra gayet güzel sahil yolunu takip edip anneme ulaştım.
Allah var, yollar şahane. Pırıl pırıl. Çanakkale Köprüsü’ne bağlanan otoyol bile 3 şerit. Keza köprü de.
Çok güzel de, gerçekten gerekli miydi!
Üç şeritli otoyolda yaklaşık 100 kilometre falan yol aldım. Emin olun ya 10 otomobil gördüm, ya 15. Çanakkale Köprüsü’nden geçerken köprü üzerinde benimkinden başka araç yoktu. Şart mıydı bu köprüyü yapmak. Hadi yaptık, 3 şeritli yapmak şart mıydı köprüyü ve otoyolları.
Avrupa’nın hiçbir yerinde büyük kentlerin bu kadar dışında böyle 3 şeritli yol yok. Çok ender. Üstelik bu ülkelerdeki araç sayısı bizimkinden çok daha fazla. Penetrasyonu bu kadar düşük bu denli geniş yollar israf ve lüzumsuz yatırım değil mi! Hele hele otonom araçların gelişmesi ve araç sahipliğinin giderek azalması ile önümüzdeki on yıllarda araç sayısının artmayacağı hatta aksine azalacağı düşünülürse, yanlış olmadı mı milyarlarca doları buralara akıtmak. Yıllık 16 milyon 400 bin araç geçiş garantisi verilen bu köprüden ilk yılında 1 milyon 464 bin araç geçmiş. Geçmesi gerekenin neredeyse onda biri. Şimdi bu miktar biraz artmıştır mutlaka ama yine de 3 milyonu geçtiğini zannetmiyorum.
Geçen için güzel mi güzel. Konforlu mu konforlu.
Peki ya gerekli miydi! Bu harcamalar daha gerekli, ekonomiye daha istihdam sağlayacak, üretime, ihracata katkı yapacak çok daha yararlı bir yerlere kaynak olamaz mıydı!
En basit anlatımıyla ekonomi yönetimi demek, kısıtlı kaynağı doğru yerlere aktarmak suretiyle sürdürülebilir üretimi artırmak değil midir!
Bugün yaşadığımız sorunların arkasında yatan aslında bu kaynak yönetimindeki hatalar değil midir!
Neyse Anneler Günü’nden girdik, köprüden çıktık. Ben tüm annelerin ellerinden öper, Anneler Günü’nü kutlarım.
NOT: Anneme rahatça ulaşmam için bu kadar masraf edenlere de teşekkür ederim.
Bu şampiyonluk sadece bir araç
Galatasaray 1999 yılında üst üste 4. kez şampiyonluğu kucaklarken, bunu başaran ilk ve tek takım olmuştu.
Şimdi bunu bir kez daha başararak bunu başaran yine ilk ve tek takım oldu.
Kırılması zor bir rekor.
Toplamı da 26. şampiyonluk.
En önemli rakipten 7 kez daha fazla şampiyonluk.
Bu vesile ile sempatizanı ve eski 2. başkanı olduğum kulübü ve camiayı kutluyorum.
Ancak şunu da hatırlatıyorum.
Bizim için önemli olan lig şampiyonluğu asla olmadı.
Ben 14 yıl boyunca şampiyon olamadığımız yıllarda tüm maçlarda tribünde olan bir Galatasaraylı olarak önemli olanın Avrupa’daki başarılar olduğunu biliyorum.
Kurucularımızdan Ali Sami Bey’in söylediği gibi “Maksadımız İngilizler gibi toplu halde oynamak ve Türk olmayan takımları yenmektir.”
Türkiye Şampiyonluğu bizim gibi Galatasaraylılar için “Türk olmayan takımları yenebilmek” için geçilmesi gereken bir aşamadır.
26. kez şampiyon olduğumuz için gurur da duymam, fazla sevinmem de!
Benim için geçerli karne seneye Avrupa’da Şampiyonlar Ligi ya da Avrupa Ligi’nde elde edilecek başarılardır.
Okan Buruk’un Fatih Terim’in rekorunu egale ettiği düşüncesi de yanlıştır.
Bir Avrupa Kupası gelmeden Terim egale edilmiş olmaz.
Bizim büyük başarımız UEFA Kupası’nı Terim’le, Avrupa Süper Kupası’nı ise Real Madrid’in elinden, toprağı bol olsun, Lucescu ile aldık.
Bizim özlediğimiz Türkiye Ligi Şampiyonluğu değil, bu kupalardır.
Bir fikir değiştirme rejimi olarak demokrasi
Muhalif bir gazete Salı günü AK Parti’ye katılacak olan Afyonkarahisar Belediye Başkanı Burcu Köksal’ın geçmişini haber yapmış ve “Bunları söyleyen Burcu Köksal nasıl AKP’li olacak?” diye sormuş.
Gerçekten de Burcu Köksal’ın AK Parti aleyhine söylemediği hiçbir şey kalmamış. Porsche’lerde pudra şekeri çekenlerden girmiş, bebeğine mama alamayan annelerden çıkmış, Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarında kalkınanın sadece AKP’li yöneticiler olduğunu anlatmış, hakarete varan cümleler kullanmış.
Okudum ve içimden “Eeee” dedim.
E dediğim şu. Ne olacak ki!
Adalet ve Kalkınma Partisi bunları bilmiyor mu! Siz yazınca mı duyacak ve “Aman almayalım” mı diyecek.
Adalet ve Kalkınma Partisi hakkında en ağır sözleri kim etti!
Mesela Numan Kurtulmuş. “Harun gibi geldiler, karun gibi zengin oldular” lafının telif sahibi Numan Kurtulmuş. Sonra ne oldu! AK Parti hükümetinin başbakan yardımcısı, bakanı, şimdi de Meclis başkanı.
Ya Süleyman Soylu. Onun söylediklerini hiçbir muhalif lider söylemedi. Bugün hakkında her gün soruşturma açılan Özgür Özel bile o kadarını söylemedi. Sonra ne oldu! Uzun yıllar bakan. Hem sosyal güvenlik bakanı, hem Cumhurbaşkanlığı sisteminde de güçlü İçişleri Bakanı.
Neydi o bir asker vardı, Ergenekon’dan içeride yatan, adını unuttum. O neler söyledi neler!
Keza Hulki Cevizoğlu.
Devlet Bahçeli’den ise hiç söz etmiyorum, o en azından AK Parti’ye fiili olarak katılmadı.
Daha önce de yazdım. AK Parti’nin tavrı bu. 100 konunun 99’unda aynı düşünüp bir konuda farklı düşünseniz CHP’de kabul görmüyorsunuz, 100 konunun 99’unda farklı düşünüp, tek bir konuda aynı düşünseniz bile AK Partili olabiliyorsunuz demiştim.
Ama bundan da öte bir durum var aslında. Şöyle ki, 23 yıl boyunca AK Parti’ye sövüp, “Sövdüm ama şimdi vazgeçtim” dediğiniz anda AK Parti’ye katılabiliyorsunuz.
Ama bir kez AK Parti’ye oy verdiyseniz ve “Elim kırılaydı da vermeyeydim” diye CHP’ye geldiyseniz “Ama sen AKP’liydin” diye sürekli hakarete uğruyorsunuz. Sakın yanlış anlamayın bunu yapan CHP yönetimi değil, kendini AK Parti muhalifi ve en hakiki CHP’li zanneden bir ahmak grubu. CHP yönetiminin mücadele etmesi gereken de bu kitle zaten.
Bunlar zannediyor ki, karşı taraftan hiç kimseyi almadan CHP ya da muhalefet üreme yoluyla çoğunluğu elde edip iktidar olacak.
Bunlar demokrasinin fikir değiştirme rejimi olduğunu anlamadan kendilerini demokrat zannediyor.
Oysa bunlar demokrat değil, olsa olsa dangalak olurlar!
Dizi meraklılarına kötü bir haberim var
Televizyon dizilerinin sadık bir izleyicisi iseniz ve akşamlarınızı evde televizyon karşısında dizi izleyerek geçiriyorsanız, size kötü bir haberim var.
Önümüzdeki sezondan itibaren giderek daha kötü diziler izleyeceksiniz. İzlediğiniz dizilerin kalitesi giderek düşecek.
Ve siz sanatçı, dizi oyuncusu arkadaşlar, aman ha kazandığınız paranın kıymetini bilin, har vurup harman savurmayın, lüks harcamalar yapmayın, sonradan para etmeyecek pahalı araçlara, pahalı kıyafetlere aksesuarlara yatırım yapmayın, paranıza sahip çıkın.
Niye mi!
Çünkü ekonomi her şeyden ve herkesten önce dizi sektörünü vuracak.
Ekonomik kriz derinleşip uzadıkça, şirketler reklam harcamalarından kısmaya başlayacaklar.
Kısılan reklam harcamaları daran pazarı daha da daraltacak.
Pazar daha da daralınca reklamlara harcanan para daha da kısılacak.
Bu reklamlarla yaşayan televizyonlar reklam alabilmek için fiyatları düşürecekler.
Bunun sonucunda televizyonların gelirleri öyle veya böyle çok düşecek.
Gelirler düşünce kanallar dizi yaptırmaktan vazgeçmeyecekler ama daha düşük maliyetli diziler yapmak isteyecekler. Daha düşük maliyet kaliteyi de düşürmek anlamına gelecek.
Setlere harcanan para azalacak, oyunculara ödenen para azalacak. Daha düşük bütçeli, daha az gösterişli diziler yapılacak.
Diziler zaten Türk televizyonlarından para kazanmıyordu. Başa baş veya az zararına yapılıyor, yabancı ülkelere satış kârlılığı sağlıyordu. Dizilerin kalitesi düşünce dış satış da giderek zora girecek. Yılda bir milyar doları aşan dizi ihracatı da durma noktasına gelecek.
Gelirsiz kalan televizyonlar yapımcılara borçlarını ödeyemeyecek.
Pek çok yapım şirketi oyun dışı kalacak. Sevimsiz bir kısır döngü başlamak üzere haberiniz olsun.
Ne zaman insan oluruz?
İyi insanlığın sadece iyi insanlar arasında değeri olduğunu anlayınca üzüldüğümüz zaman.
X’te yazı hakkında yorumlarınızı paylaşın.
Geçmiş yazılar
Videolar







