
Fatih Altaylı
Yazı İçeriği
Sokak çetelerine karşı MİT’ten özel birim
Yıldırım bu ithamları yargıya taşımalı
Heyecanlı bir seçim
Sokak çetelerine karşı MİT’ten özel birim
Fatih Altaylı
Mayıs 8, 2026
Yazı İçeriği
Sokak çetelerine karşı MİT’ten özel birim
Yıldırım bu ithamları yargıya taşımalı
Heyecanlı bir seçim
Dün bir yemekte “Devlet”i iyi bildiğini düşündüğüm bir isimle beraberdik.
Birbirimizi yıllardır tanır, zaman zaman telefonda konuşur, ortak dostlar vasıtasıyla selam sabah yollardık ama hiç aynı masaya oturup sohbet etmemiştik.
PKK’nın fesih sürecinden Suriye’deki mevcut duruma, süreç sonrası Güneydoğu’da değişen yaşamdan İran ile İsrail arasında olan bitene pek çok konuda fikir jimnastiği yaptık, bilgi aldık, fikir paylaştık.
Konularımızdan biri de, Dalton’lar ve Casper’lar diye bildiğimiz ama bunlarla sınırlı olmadığını da tahmin ettiğimiz “gençlik çeteleri” ya da sokak oluşumları idi.
Kendisine “Devletin nasıl olup da bu kadar büyüyen bir çeteleşmeyi görmediğini” sorduk ve “Bilerek mi göz yumuldu” demeye getirdik. Ben bu çetelerin Meksika, Brezilya ya da bazı orta Amerika ülkelerindeki oluşumlara benzediğini ve aynı sosyoekonomik kaynaktan beslendiğini söyledim ve bunun nasıl olup da gözden kaçtığını merak ettiğimi belirttim.
“Tam da budur” dedi. “Bunlar bu saydığın ülkelerdeki kartel oluşumlarına benziyor. Neredeyse aynılar ama aynı güce erişemeden fark edildiler” dedi ve anlattı.
“Devlet gücünü daha büyük meselelere dikmişti. PKK bağlantılı çeteler, uyuşturucu baronları, siyasi yönü de varmış gibi görünen suç organizasyonları, hatta yan yana gelmemesi gereken tanımları birleştiren bazı oluşumlar. Devletin organları bunlarla ilgilenirken, yanda gelişen bu çeteleri görmedi. Çünkü o tarafa bakmıyordu. Bunlar aslında yanlış kentleşmenin, kötü şehirleşmenin eseri. Mesela Esenyurt. İlk orayı sayabiliriz. Sonra Küçükçekmece’nin uç kesimleri, Bağcılar’ın, Esenler’in bazı bölgeleri. Anadolu yakasında gecekondudan bozma semtler. Bunlar buralarda oluşmaya başladı. Asıl kuluçka Esenyurt’tu. Devlet mekanizmaları terör bağlantılı kişilere, gruplara yoğunlaştı ve bunlar aradan sıyrıldı. Farkına varıldığında gecikilmişti ama baş edilemeyecek noktada değildi. Açık söyleyeyim bugün artık bu konu öncelikli hale geldi. Bunlarla çok ciddi mücadele ediliyor. İlk kez bu çeteler öncelikli ulusal güvenlik meselesi gibi ele alınmaya başlandı.”
Öncelikli ulusal güvenlik meselesinin ne anlama geldiğini sordum.
“Daha önce Milli İstihbarat Teşkilatı’nın içinde bu tarz organizasyonlara ilişkin bir yapılanma yoktu. Bunlar sadece Emniyet’in ilgi alanına bırakılmıştı. Şimdi ilk kez Milli İstihbarat bu tip sokak çetelerini, varoş yapılanmalarını izlemeye, incelemeye başladı. Devlet tüm kurumları ile bunların peşinde.”
“Peki, bunun sadece polisiye tedbirler ve istihbarat ile çözülmesi mümkün mü?” dedim.
“Olmadığı biliniyor. Az önce de söyledim. Asıl mesele kötü kentleşme ve ekonomik bozukluk. Esenyurt adını özellikle zikrettim. Bu bölge bugün tam bir felaket. Buraya bir günde gelinmedi. 1990’ların ortasından başlayan hatalar zincirinin sonucu. Devlet bu bölgelere girmekte zorlandı. Bugün önemli olan bu meselenin farkına varılmış olması.”
Devletin, geç de olsa, bu meselenin farkına varması önemli.
Çünkü farkında olmamak ya da önemsememek bazen çok büyük sorunların habercisi olabiliyor.
1970’lerin sonunda filizlenen, 1980’lerin başında artık organize olmaya başlayan PKK terörü konusunda Turgut Özal büyük bir aymazlık içindeydi.
Kendisine yapılan tüm uyarılara “Devlet üç beş çapulcudan mı korkacak” diye yanıt veriyor, “Dağda gezen üç beş mekaplı” diye meseleyi geçiştiriyordu. O üç beş mekaplı, sonunda, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük kalkışmasının alt yapısını oluşturdu ve Türkiye’ye 50 yıla, yüz milyarlarca dolara ve belki de ülkenin geleceğine mal oldu.
Bu hatanın tekrarlanmaması çok ama çok önemli.
GENÇLER İÇİN NOT: MEKAP, 1980’lerde ucuz, dayanıklı bir iş ayakkabısıydı ve yerli üretimdi. Bu özellikleri nedeniyle özellikle sarı renkte olanı dağdaki ilk PKK teröristleri tarafından tercih edilirdi. Doğu ve Güneydoğu’da PKK adı yaygın ve bilinir hale gelmeden önce bu örgütün üyelerine “Mekaplılar” denirdi.
Yıldırım bu ithamları yargıya taşımalı
Eski Başbakan danışmanı, eski Dışişleri Bakanı, AK Parti Genel Başkanı ve eski Başbakan Ahmet Davutoğlu, önceki gün yenilip yutulmayacak cümlelerle ortaya çıktı ve eski partisini ve bu partinin yönetimini sertten öte ithamlarla hedefe koydu. Daha düne kadar AK Parti’ye ve liderine sıcak mesajlar yollayan, kapı aralansa partiye geri dönebileceğinin sinyallerini veren Davutoğlu’nun bu ani suçlamaları ilginç.
Özellikle eski Başbakan Binali Yıldırım ile ilgili söyledikleri, muhalefet partilerinin bile söyleyemediği tür ve ağırlıkta. Başbakanlıktan düşürülmesinin faturasını, kendisine komplo kurduğunu düşündüğü Binali Yıldırım’a çıkarıp, hedef alması normal. Hatta Bülent Arınç gibi önemli isimler de bu konuda Davutoğlu ile aynı fikirde ama bu seferki suçlamaları dehşetli.
Davutoğlu’nun hedefindeki diğer iki isim ise Berat Albayrak ve Süleyman Soylu.
Fakat benim açımdan garip olan, eski Başbakan’ın saydığı üç ismin de Davutoğlu’nun 25 Kasım 2015’te kurduğu 64. Hükümet’te, kendi riyasetinde yer alıyor olmaları.
Davutoğlu dün ağır suçlamalar yönelttiği Binali Yıldırım’a Ulaştırma, Haberleşme ve Denizcilik Bakanlığı’nı, Berat Albayrak’a Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nı, Süleyman Soylu’ya ise Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nı vermişti.
Başbakanlığı döneminde bu isimlerle ilgili bir soruşturma açtırmadı, görevden almadı, haklarında olumsuz tek kelime etmedi.
Yani bu açıdan bakılınca Davutoğlu çok güven verici değil.
İnandırıcı olup olmadığı ise ayrı mevzu.
Ve ithamlarına hedef olan kişiler açısından bu cümleler öyle bir danışmanın verdiği yanıt ile geçiştirilecek gibi değil.
Özellikle Binali Yıldırım’ın bu meseleyi yargıya taşıması bence bir gereklilik.
Heyecanlı bir seçim
Fenerbahçe yine seçime gidiyor.
Galatasaray’ın başarısız bulduğu yönetimleri seçimle yollama alışkanlığı Fenerbahçe’ye de geçer gibi. Ancak Galatasaray’da genelde bu işi genel kurul “güvensizlik” oyuyla yapıyor, “ibra” etmeyerek seçim istediğini gösteriyor.
Düzgün yönetimler seçime gidiyor, Galatasaray değerlerini önemsemeyen yüzsüz yönetimler ise umursamayıp devam ediyor.
Fenerbahçe’de ise ikidir başkanlar kulübü seçime taşıyor.
Sarı lacivertli kulüp seçime giderken geçen hafta Aziz Yıldırım’a yakın isimler bir haber uçurup “Mehmet Ali Aydınlar hükümet desteği aldı” dediler. Tüm medya da bu bilgiye sarıldı.
Ben ise burada “Hükümet destekli olan başkan adayı Mehmet Ali Aydınlar değil, Hakan Safi” dedim.
Haklılığım kısa sürede ortaya çıktı.
Hükümet destekli olduğu iddia edilen Mehmet Ali Aydınlar çekildi. Hatta çekilmesinin Ankara’dan gelen bir telefonla olduğu söyleniyor. Telefon geldi mi, gelmedi mi bilemem ama hükümet destekli olsaydı çekilmezdi, biliriz. İlginç olan ise “Mehmet Ali Aydınlar aday olursa ben de aday olurum” diyen Aziz Yıldırım’ın Mehmet Ali Aydınlar’ın çekilmesinden sonra aday olduğunu açıklaması.
Hakan Safi ise muhtemelen tüm bu gelişmeler karşısında şaşkın.
Seçimi kim alır sorusunun yanıtını vermek zor.
Aziz Yıldırım çok güçlü görünüyor. Ali Koç’un darbesiyle başkanlıktan kalkmış olması, Aziz Yıldırım’ı tazeledi ve yeniden başkanlığın yolunu açtı. En fazla Galatasaray şampiyonluğu gören Fenerbahçe Başkanı olduğu gerçeğini unutturdu.
Ve evindeki eğlence odasından paylaşılan fotoğraf da boşu boşuna gözümüze sokulmadı.
Oradaki en büyük fotoğrafın Cumhurbaşkanı Erdoğan ile birlikte göründüğü fotoğraf olması seçim kampanyasının bir parçası. Büyük ihtimalle yeniden bir Aziz Yıldırım dönemi yaşayacağız. Fenerbahçe açısından doğru tercih olabilir. Çünkü en azından sistemi biliyor.
Mehmet Ali Aydınlar ise eğer birisi kendisine “Çekilmeniz lazım” dediği için çekildiyse o kişiye medyunu şükran olmalı. Türkiye’nin bugünkü futbol ortamı Mehmet Ali Aydınlar gibi bir “beyefendi” için çok da uygun değil. Mutsuz olurdu.
Kısa Federasyon Başkanlığı döneminde hem Fenerbahçe’yi hem Türk futbolunu nasıl bir badireden çıkardığını Fenerbahçeliler bir gün anlar umarım.
Aziz Yıldırım başkanlığı kazanırsa Federasyon’un “çakma” başkanının ne yapacağını çok merak ediyorum.
Çünkü Aziz Yıldırım için söylediği sözler hâlâ arşivlerde.
Ne zaman insan oluruz?
Ehven-i şer’e razı olmak zorunda kalmadığımız zaman.
X’te yazı hakkında yorumlarınızı paylaşın.
Geçmiş yazılar
Videolar







