
Fatih Altaylı
Yazı İçeriği
Bakanlığın halk plajı 400 TL olur mu!
Haluk Levent’ten teşekkür
Muhalif seçmen apolitikleşirken
Demirtaş yanıltmıyor
Terim federasyon başkanı olur mu?
Bakanlığın halk plajı 400 TL olur mu!
Fatih Altaylı
Haziran 24, 2026
Yazı İçeriği
Bakanlığın halk plajı 400 TL olur mu!
Haluk Levent’ten teşekkür
Muhalif seçmen apolitikleşirken
Demirtaş yanıltmıyor
Terim federasyon başkanı olur mu?
Aşağıdaki satırları okuyacak olanların bazıları “Memleketin bu durumunda senin derdin bu mudur?” diyeceklerdir muhtemelen.
Biliyorsunuzdur, yaz aylarında Bodrum’a gittiğim zaman denize girmek için Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın işlettiği plajları tercih ettiğimi daha önce yazmıştım.
Bu tercihi yapmamın birkaç nedeni vardı.
Birincisi, Bodrum sahillerindeki “lüks beach’lerden” çok daha ucuzdu.
İkincisi, bu plajların müşteri profili bana çok daha uygundu. Görgüsüzce bir lüks, havada uçuşan şişeler, yanar döner meyveler, Şeyma Subaşı tarzı profiller yoktu.
Ne var ki, bu yıl bu plajları kullanmak pek de yukarıda söylediğim gibi olmayacak galiba.
Dün mail kutuma bir mail düştü.
Aktarayım:
“Sevgili Fatih Bey, öncelikle yaşadıklarınız için geçmiş olsun diyeyim. Her ne kadar zorunlu nedenlerle geçen yaz size rastlayamamış olsak da, daha önce sizinle zaman zaman Bodrum İçmeler’deki Kültür ve Turizm Bakanlığı halk plajında karşılaşıyorduk. Hatta bir keresinde büfenin önünde kısa bir sohbet de etmiştik.
Ben emekli bir silahlı kuvvetler mensubuyum. Zannederim Bodrum’da sizinle komşu olan minik bir evimiz var, yılın hemen hemen yarısını burada geçiriyoruz. Zaman zaman çocuklarımızı, torunlarımızı burada ağırlıyoruz.
Bu yıl da sizinle henüz karşılaşmadık. Zannederim yazlığa gelmediniz.
Geldiğiniz zaman sizi bir sürpriz bekliyor olacak.
Kültür Bakanlığı’nın işlettiği plaja geldiğiniz zaman artan fiyatlara şaşıracaksınız.
Burası sözde bedava. Ancak sizin de bildiğiniz gibi girişte şezlong ücreti adı altında bir ücret alınıyor.
Bu ücret bu yıl kişi başı 400 TL olmuş ve daha önce bizim gibi emeklilere uygulanan indirim de kaldırılmış.
Eşimle beraber her gün bir iki saat denize geliyoruz ve önce otopark parası altında bir ücret ödüyoruz, sonra da 800 TL plaj ücreti.
Bu da ayda 30 bin TL sadece denize girme parası demek.
Çocuklar, torunlar gelirse zaten yandık.
Üstelik ben nispeten daha iyi bir emekli maaşı alıyorum.
Bu çok açık biçimde emekliler denize falan gelmesin demek.
Temizlik, bakım gibi giderler için cüzi bir ücret elbette alınabilir. Ama bu kadarı artık ayıp. Sadece giriş için 400 TL bana ve bu plajı kullanan benim yaşıtlarım için oldukça fazla.
Bakanlığımız burada sadece zenginlerin yaşadığını düşünmesin.
Onlar da var elbet ama çoğunluk bizim gibi orta halli emeklilerden oluşuyor.
Bu satırlar size ulaşıp okuduysanız çok teşekkür ederim.
Bu yaz belki yine karşılaşırız. Ama bu fiyatlarla her gün gelme ihtimalimiz azalıyor, haliyle karşılaşma şansımız da!
İyi yazlar diliyorum.”
Emekli okurum haklı.
Devlete ait, kamu hizmeti vermek için var olan bir bakanlığın halk plajı böyle yüksek fiyata olamaz.
Sadece denize girebilmek için kişi başı 400 TL almak adil değildir.
Her ne kadar Bodrum lüks tatilin adresi gibi algılansa ve bu tür yerler giderek artsa da, halk için açılan ve bakanlığa ait bir tesiste vatandaştan bu para alınamaz.
4 kişilik bir aile günde 1600 TL denize girme parası veremez, vermek zorunda da değildir.
Kendinizi zenginin iktidarı zannedebilirsiniz.
Ama herkesi zengin zannetmeyin.
Haluk Levent’ten teşekkür
Dün Haluk Levent’in Ahbap Derneği’nin deprem ertesinde halktan topladığı o günün parası ile 3 milyar ya da 158 milyon doları nasıl harcadığı ile ilgili bağımsız denetim raporlarını sunması ve bu raporları derneğin internet sitesinde sürekli açık tutması gerektiğini yazdım.
Haluk Levent’ten bir yanıt geldi.
Ahbap Derneği’nin başkanı olarak şöyle yazmış:
“Sevgili Abim, sana çok çok teşekkür ediyorum. Çok çok haklısın. 10 ay kadar önce denetim geçirmiştik. Düzenli denetleniyoruz. Yakında başlayacak denetim sonrası canlı yayında tek tek kuruşuna kadar hesap vereceğim. Sana sözüm söz. Bu mesaj burada kalsın.
Bu konudaki hassasiyetin ve duyarlılığın için sana minnettarım.”
Ben de Haluk Levent’e kibar ve sorumlu yanıtı için teşekkür ediyorum.
Deprem sırasında kendisine ve Ahbap Derneği’ne destek verdiğimiz sırada bize ve daha önemlisi topluma söz verdiği üzere sadece “kamu denetimi” değil, bağımsız denetim kuruluşlarına da denetim yaptırmasını ve bu denetim raporlarını halka açıkladıktan sonra derneğin internet sitesinde de sürekli açık halde tutması gerekiyor.
Hatta tüm mali tablolar da burada açık olmalı.
Bu denli halk desteğine mazhar olmuş bir organizasyondan ve kurumdan beklenen budur.
Başkalarına da iyi bir örnek olur.
Muhalif seçmen apolitikleşirken
İki şey vakayı adiye haline geldi.
Birincisi, CHP’li belediye başkanlarının tutuklanması, ikincisi de CHP’li belediye başkanlarının AK Parti’ye katılması.
Hatırlayın, ilk olarak Esenyurt Belediyesi’ne operasyon yapılıp, Belediye Başkanı Ahmet Özer tutuklandığı zaman kıyamet kopmuş, günlerce manşet olmuştu.
Sonrasında giderek alıştık ve 1,5 yıla yaklaşırken tutuklanan belediye başkanlarına değil, tutuklanmayan belediye başkanlarına şaşırır olduk. Artık haber değeri bile kalmadı “Silifke Belediye Başkanı tutuklandı, Adalar Belediye Başkanı tutuklandı” diye kıyıda köşede minik bir haber oluyor.
Bunun böyle olacağını da zannederim söylemiştik.
Sabah haberleri açtığımızda bir operasyon yapılmamışsa şaşırır olduk.
Diğer konu da farklı değil.
CHP’nin adayı olarak seçilen, muhaliflerin oyları ile seçilen belediye başkanları birer ikişer iktidar partisinin “güvenli çatısı” altına geçiyorlar. Bu artık çok sıradan bir hal aldı. Zannederim AK Parti Genel Başkanı sıfatıyla Erdoğan bu yeni gelenlere rozet takmaktan yoruldu.
Bu durumun ortaya çıkardığı sonuç ise şu: “Muhalif seçmen giderek apolitik hale gelmeye başlayacak.”
“Benim gibi düşünüyor diye oy verdiğim kişi aslında benim gibi düşünmüyormuş, kandırılmışım.” diyecek, verdiği oyun bir işe yaramadığını düşünecek ve sandıktan uzaklaşacak. “Sahtekarlar için niye kendimi yorayım” diyecek.
Aday seçimindeki yanlışlıktan ötürü parti yönetimine de güvenini kaybedecek.
Muhalefet saygın olmaktan uzaklaşacak.
Basitçe düşünelim.
Muhalif seçmenin en kızdığı, en sevmediği siyasetçi, mesela diyelim ki Melih Gökçek.
Bugün muhalif seçmene “Melih Gökçek’e mi daha çok güvenirsin yoksa Mehmet Ali Çelebi’ye mi?” diye sorsanız bence büyük çoğunluk Melih Gökçek’i daha güvenilir bulacaktır. “En azından ne olduğu belli” diye, muhalif seçmeni kandırmadığı için.
Buna bir de Butlan Davası nedeniyle ortaya çıkan durumu ve Kılıçdaroğlu ve çevresince işgal edilmiş ana muhalefet partisini de eklerseniz bunun doğal sonucu muhalif seçmenin “apolitizasyonudur”.
İtiraf edin, iktidara ne kadar kızgın olursak olalım, sizin de içinizde böyle bir muhalefete karşı kırgınlık, böyle bir aldatılmışlık hissi yok mu!
Demokratik ülkelerde seçimlere katılımın temelinde “Kim kazanırsa kazansın sistem çok da değişmez” düşüncesi vardır.
Bizde ise katılım “Kim kazanırsa kazansın iktidar kazanıyor. Al birini vur öbürüne” düşüncesi olacaktır.
Demirtaş yanıltmıyor
Bugün muhalif seçmenin en tutarlı bulduğu ve zannederim en sevdiği politikacılardan biri Selahattin Demirtaş.
Gıkını çıkarmadan 10 yıldır cezaevinde.
Demirtaş’ın cezaevinde olmasının müsebbiplerinden biri olan ve bundan en ufak bir pişmanlık duymadığını pişmiş kelle gibi sırıtarak ekranlarda tekrarlayan Kayyum Kılıçdaroğlu, yediği haltın sonradan farkına “vardırılınca” bu kez de Demirtaş’ı cezaevinde ziyaret edeceğini açıkladı.
Bunun üzerine ben de dün “Ben olsam Kayyum’un ziyaretine izin vermem. Kendisi ile görüşmem.” dedim.
Demirtaş’ın bu ziyareti kabul etmesinin aşırı bir nezaket ve zarafet olacağını yazdım.
Dün Demirtaş bir açıklama yaparak “Kayyum’un kendisini ziyaret etmesini istemediğini, kendisiyle görüşmeyeceğini” açıkladı.
Helal olsun diyorum.
Bu arada birkaç gün önce TBMM’deki “Terörsüz Türkiye Komisyonu”nda yer alan iktidar partisinden bir dostuma “Terörsüz Türkiye sürecini devam ettirme arzunuz var ise Selahattin Demirtaş içerde iken genç Kürtleri ikna edemezsiniz. Öcalan geçmişi temsil ediyor ama Demirtaş geleceği” demiştim.
Bunu daha önce defalarca söyledim ama son bir kez burada da yazmış olayım.
Terim federasyon başkanı olur mu?
Fatih Terim’in açıklamaları ve federasyon başkanlık koltuğunu işgal eden kişinin kendisine verdiği yanıtlar sonrası kafalarda “Terim federasyon başkanlığına mı talip?” sorusu oluşmuş.
Öyle ki, Fenerbahçe yöneticisi Mahmut Uslu “Sicili bozuk birisi federasyon başkanlığına aday olamaz” demek zorunda hissetmiş kendini.
İlginç buldum, garipsedim.
Ben futbolu, futbolun içinden gelen kişilerin yönetmesi gerektiğini savundum hep ve son dönemde birkaç kez “Aziz Yıldırım federasyon başkanı olsun” diye yazdım.
Buna karşılık Fenerbahçeli dostlarımızın bu denli Terim karşıtlığı akıl alır gibi değil.
Hakem odası basıp, hakem rehin alan bir sicile ses çıkarmayıp, futbol dışı nedenlerle basit bir kavgadan kaynaklanan sicile bozuk demek her şeyden önce haksızlık.
Mahmut Uslu gibi birine yakışmayan bir mantık hatası.
“Biz Terim’i istemeyiz” diyebilirsiniz ve hakkınız da olabilir ama sicil micil demek yanlış olmuş.
Beni bilirsiniz, Terim aşığı Galatasaraylılardan değilim. Terim’i 50 yıldır tanırım.
Aramızın iyi olduğu zamanlar da olmuştur, kötü olduğu zamanlar da. Son olarak davalık olmuştuk ama bu durum benim Terim’in mevcut şahıstan milyon kere daha iyi bir federasyon başkanı olacağı gerçeğini görmemi engellemez. Üstelik de uluslararası tanınırlığı, bilinirliği olan biri olarak çok da iyi olur.
Ancak zaten böyle bir şey olmayacak. Terim federasyon başkanı falan seçilmeyecek hatta aday bile olmayacak.
Şu anda duyduğum kadarı ile uzun zamandır hazırlanan ve bu koltuğa en azından müktesebat olarak yakışacağını düşündüğüm bir aday var.
Kayınpederi Fenerbahçe başkan adaylığından çekilmeyip, seçilseydi o da federasyon başkanlığına aday olmayacaktı.
Ama şu anda bildiğim kadarı ile aday.
Yakında siz de kendisini tanırsınız.
Zannederim Fenerbahçeli, ama önemli olan hangi takımı tuttuğu değil, o koltuğa layık olması.
Ne zaman insan oluruz?
Kırıcı olmak zorunda olmadığımızı bildiğimiz zaman.
X’te yazı hakkında yorumlarınızı paylaşın.
Geçmiş yazılar
Videolar







