İstanbul 20°
FatihAltayli

Fatih Altaylı

Diğer yazıları

Yazı İçeriği

  • Mazlum Abdi ve sosis imalatı

  • Maaile bir Ankara turu ve Kalbur

  • Montella çok doğru iş

  • Eşi ile konuşacağız

detail banner reklam

Mazlum Abdi ve sosis imalatı

Köşe Yazıları

Fatih Altaylı

Mayıs 15, 2026

Yazı İçeriği

  • Mazlum Abdi ve sosis imalatı

  • Maaile bir Ankara turu ve Kalbur

  • Montella çok doğru iş

  • Eşi ile konuşacağız

Dünün konuşulan iki konusu vardı.

Biri elbette ki, adını dahi anmak istemediğim kişinin gözaltına alınması, diğeri ise Mazlum Abdi’nin yani Türkiye’nin PKK’nın Suriye kolu olduğunu iddia ettiği SDG ya da YPG’nin “başkomutanı” Mazlum Abdi’nin Türkiye’ye gizlice getirilerek İmralı’da Öcalan’la görüştürülmesi. Ve hatta kendisine bir de örgütün dış ilişkiler sorumlusu İlham Ahmed’in eşlik etmesi.

İlk mesele, yani gözaltı meselesi milletin çok ilgisini çekti. Komik kampanyalar bile yapıldı, sosyal medyada “ …. yalnızdır” diye başlıklar açıldı. İlginçtir, bir tek kişi bile üzülmedi. Dahası, iktidara en yakın haber kanallarında ve gazetelerde bile bu kişi ile ilgili negatif yayınlar vardı. Bir süredir pek de makbul sayılmadığını, dışlandığını duyuyorduk. Belli ki, artık bardağı taşırmış ve “dokunulmazlığı” kaldırılmış.

Kendisinden bu kadar bahsetmek yeter.

Layığı neyse onu bulur inşallah.

Diğer mesele ise daha önemli.

SDG’nin kimi yöneticilerinin Türkiye’ye gelip Öcalan ile görüştüğü iddiaları bir süredir kulağımıza geliyordu. Yeni çözüm süreci kapsamında PKK’nın bazı üst düzey isimleri ile ilgili de benzer iddialar ortaya atılmış, Mustafa Karasu’nun Türkiye’ye getirilip Öcalan’la görüştürüldüğü söylenmiş ama bu bilgiler doğrulanmamıştı.

Bu kez haber kaynağı Irak Kürdistan Özer Bölgesi’nden, Barzani’ye yakın bir yayın kuruluşu. Mazlum Abdi ve İlham Ahmed’in Öcalan ziyaretini detaylı biçimde aktarmışlar. Bizim duyumları doğrulamışlar.

Bazıları diyebilir ki, “Kırmızı bültenle aradığınız birini nasıl ülkenize sokar ve İmralı’daki bir mahkumla görüştürürsünüz?”

Ben hiç ama hiç bu kanaatte değilim.

Devletler “böyle şeyler” yapar.

Eğer çözmek istediğiniz, kronikleşmiş ve ülkeye büyük acılar çektiren bir sorun var ise ve yapacağınız bu hareket sorunu çözmeye yarayacaksa devletlerin böyle şeyler yapması mümkündür. Pek çok “hukuk devleti” bile bazen böyle yan yolları denemiştir.

Biliyorsunuz, yıllar önce, neredeyse 30 yıl kadar önce, Abdullah Öcalan’la bir röportaj yaptım ve ben cezaevindeyken bu röportajın bir bölümü Ruşen Çakır tarafından yayınlandı. (Ruşen’in bana buradan bir telif borcu olmalı :) ) Bu röportajda Öcalan, 1999 öncesinde defalarca Türk yetkililer ile görüştüğünü, başta Erbakan olmak üzere pek çok siyasetçinin ve hatta Başbakanın kendisine elçiler yolladığını anlatmıştı. Söylememişti ama ben Öcalan’ın da o süreçte Türkiye’ye gelip gittiği kanaatine kapılmıştım.

Bu yüzden de Mazlum Abdi’nin de, eğer getirildiyse Mustafa Karasu’nun da, İlham Ahmed’in de Türkiye’ye getirilip; Öcalan’la görüştürülmüş olmasına “yanlış” diyemem.

Eğer bu mesele çözülecekse, devlet bunu yapar. Yapmalıdır. Yapmıyorsa eksik yapıyor demektir. Böyle kökleşmiş ve toplumda acı yaratmış sorunların çözüm odaları da Bismarck’ın söylediği gibi sosis yapımına benzer. Yani yapım süreci mide bulandırıcı ve nahoş olabilir ama sonunda ortaya lezzetli bir ürün çıkacaksa görmezden gelinir.

Her ne kadar “Terörsüz Türkiye” denilen yeni çözüm sürecini başlatan Devlet Bahçeli olsa da, burada sosis yapım ustaları arasında belli ki, ABD Büyükelçisi Tom Barrack’ın da olduğunu görüyoruz. Zaten sorunu yaratanların sürece dahil olmaması mümkün değildir.

Fakat galiba anlamamakta direndiği nokta, Öcalan’ın artık pek de önemli olmadığı. Kendi bunun farkında olmayabilir ama çözüm için uğraşanlar farkında olmalı.

Maaile bir Ankara turu ve Kalbur

Önceki gün Ankara’daydık. Ailece, eşim ve kızımla. Kızımızın bir görüşmesi vardı, yurt dışında eğitimini sürdürdüğü için Türkiye’ye pek az gelebiliyor. Bu yüzden kısa kalışında birlikte vakit geçirebilmek için Ankara’ya da hep beraber gittik.

Gitmişken Ankara’yı da gezdik biraz.

Hande ilkokulu Paşa Dedesinin yanında Ankara’da okumuş. Bahçelievler’deki dede evini görmeye gittik. Yıkılmış ve yerine yeni bir apartman yapmışlar. Çocukken gittiği pastane de kapanmış. Okuduğu ilkokul da imam hatip okulu olmuş. Üzüldü ama bize çaktırmadı.

Sonra Anıtkabir’e gittik, ardından biraz şehri dolaştık. “Sen Ankara’yı bayağı biliyormuşsun” dedi bana. Sonra hatırlayıp ekledi “Doğru ya 1990’ların başında Ankara temsilciliği yapmıştın.”

Yapmıştım hakikaten. O zamanlar Melih Gökçek daha Keçiören Belediye Başkanı bile olmamıştı, SHÇEK Genel Müdürüydü. Hatta o dönem seçime kamu kaynaklarını kullanarak hazırlandığı iddiasını haber yapmıştık.

“Hande, o Ankara ile bu Ankara’nın alakası yok. Şimdi içinden geçtiğimiz Çukurambar o zamanlar tarlaydı. Şu karşıda gördüğün her yer de Atatürk Orman Çiftliği arazisiydi.” dedim. O zaman da Hande Ankara’ya gelmişti, Orman Çiftliği arazisindeki Çiftlik Lokantası’nda yemeğe gitmiştik. 35 yıl olmuş. Atatürk yadigarı Çiftlik Lokantası artık yok.

Ben Ankara’ya son olarak Meral Akşener röportajı için gitmiştim. Hande ise son o gün gelmişti Ankara’ya, 30 küsur sene önce.

Bu yüzden de başkentteki gelişme Hande’yi şaşırttı. Hatta ben bile 2 yıldaki farklılığa hayret ettim.

Mevsimin de katkısıyla bayağı yeşil bir şehirle karşılaştık. Evet, çirkin çirkin binalar; kimliksiz, kişiliksiz gökdelenler yapılmış, en olmayacak yerlere bile kule dikilmiş ama kent genel olarak gayet hoş bir intiba bıraktı Hande’nin üzerinde. Fakat son dönemde yapılmış birkaç kamu binası estetik olarak hoşumuza gitti. Bazıları İstanbul’daki yeni MİT binasının tarzını andırıyordu.

Ankara’da yollar düzenli, yeşil bol. Kentin içi kesinlikle İstanbul’dan daha yeşil.

Ve en güzeli pırıl pırıl, tertemiz bir kent. Yollar, asfaltlar gıcır gıcır. Çöp yok, kirlilik yok, dağınıklık yok. Bakımlı.

Eskiden Hilton, Sheraton, Büyük Ankara. Belki Stad, biraz da Merit Altınel gibi birkaç otel vardı konforlu ve iyi. Şimdi şahane oteller dolmuş. Geceyi zor bela yer bulduğumuz Marriott’ta geçirdik, şahaneydi. Bütün oteller full. Bir konferans mı ne varmış, otellerde yer yok.

Kent bir yandan da Temmuz ayı içinde yapılacak NATO Zirvesi’ne hazırlanıyor, Amerika başta olmak üzere büyükelçiliklerde bunun telaşı var.

Kentin temizliği ve bakımlılığı Hande’yi de, beni de çok etkiledi. Mansur Yavaş’ı kutlamak istedik.

Öğlen yemeğini ise Kalbur Balık’ta yedik. Çiftlik Lokantası artık yok, hakiki Karpiç’e zaten yetişememiş nesil olarak Kalbur’a gidelim dedik. Daha doğrusu Hande dedi “Kalbur’a gidelim” diye.

Yemin ediyorum, Ankara’daki balık lokantaları İstanbul’dakilere 10 basar. Özellikle de Süreyya Bey’in Trilye’si ve Mehmet Bey’in Kalbur’u. Süreyya Bey bir ara Trilye’yi İstanbul’da da açmak istedi. Bebek’te, eski Poseidon’un yerini kiraladı, çok uğraştı ama gerekli izinleri alamadı. O bırakınca aynı yere Paraliaki açıldı, o da “operasyonlara” kurban gitti.

Neyse Oran’da bir çarşının içinde yer alan ufak tefek Kalbur Balık Lokantası’na girdik. Bize dışarıda bir masa hazırlamışlar. Esince hafif bir serinlik oluyor. Hande ile Zeynep’in omuzlarına birer şal verdiler.

Bu kadar güzel, bu kadar yaratıcı, bu kadar lezzetli meze mi olur kardeşim. Neyi sipariş edeceğimizi şaşırdık. Bir de Mehmet Bey’in huyunu biliyoruz. Aynı mezeyi tekrar istersen vermiyor. Başta ne ısmarladıysan o. Beğendim bir tabak daha ver yok.

Son yıllarda yediğim en muhteşem balık mezelerini yedim. Bamya ve enginardan yaptığı müthiş zeytinyağlıdan ise yalvar yakar bir ikinci tabak kopardım. Şahane bir yemek yedikten sonra gelen hesap ise aynı yemekler için İstanbul’un sıradan bir balık lokantasında ödeyeceğim hesabın dörtte biri civarındaydı. Bence Kalbur’un Michelin ve diğer yeme içme rehberlerinde yer almıyor olması, bu rehberlerin ayıbı.

Sadece Kalbur’da yemek için bile Ankara’ya gidilir. Biz yemekten hemen sonra İstanbul’a doğru yola çıktık ama acaba akşam yemeğine de kalsa mıydık diye geçirdim içimden.

Ya Ankara bu kez çok güzeldi ya da kentler kiminle gittiğinize bağlı olarak güzelleşiyor.

Montella çok doğru iş

Fenerbahçe’de seçim öncesi sular durulmuyor. Dedikodu kazanı kaynıyor.

Bir gün önce seçimi kazanmasına kesin gözüyle bakılan Aziz Yıldırım’ın teknik direktör olarak milli takımın hocası Montella ile anlaştığı haberleri geliyor. Ertesi gün ise Aziz Yıldırım’ın adaylıktan çekilme konusunu değerlendirmek üzere ekibiyle toplantıda olduğu.

Ardından diğer aday Safi’nin Aziz Yıldırım’a çekil dediği anlatılıyor, sonra Aziz Yıldırım ekibi “Çekilme söz konusu değil” diyor.

Bu arada bir dönem Aziz Yıldırım tarafından beslendiği için “Azizci” olan kimi troller şimdi önüne bağlandıkları yağlı kapıların emriyle Aziz Yıldırım’a arsızca, hakaretlerle saldırıyorlar.

Ben ise geçen hafta “Bir Galatasaraylı olarak seçilmesini istemediğim aday Aziz Yıldırım’dır” demekte ne kadar haklı olduğumu anlıyorum.

Diyeceksiniz ki “Niye?”.

Aziz Yıldırım, eğer gerçekten iddia edildiği gibi Montella ile anlaştıysa, çok doğru bir iş yapmış demektir. Aykut Kocaman gibi, İsmail Kartal gibi isimlerden vazgeçip, Montella’ya yönelmesi Aziz Bey’in geçmişten ders aldığı ve aynı hataları tekrar yapmayacağı anlamına gelir.

Montella bugün Türkiye’de bir takımın alabileceği en iyi teknik direktörlerden biridir. İddia ediyorum, Jurgen Klopp’u, Ancelotti’yi hatta Guardiola’yı almak bile Montella’yı almaktan risklidir.

Daha bir süre önce Galatasaray Başkanı Dursun Özbek ile sohbet ederken “Okan Buruk ile devam etmeyi düşünmüyorsanız, Montella’dan başkasını aklınıza bile getirmeyin” dedim.

Hem iyi hoca, hem Türkiye’yi, Türk futbolunu biliyor, hem de edepli, düzgün biri. Takımın başına geçtiği andan itibaren vakit kaybetmeyecek, kültür şoku yaşamayacak, ligi, ligin dinamiklerini öğrenmekle zaman harcamayacak.

Gerçekten Aziz Yıldırım’ın böyle bir girişimi olmuşsa, çok doğru yapmış.

Neyse ki seçimi kazanması zor görünüyor.

Eşi ile konuşacağız

Afyonkarahisar Belediye Başkanı Burcu Köksal ile ilgili dünkü yazım üzerine eşi Yasin Köksal dün akşam mesaj attı ve benimle görüşmek istediğini söyledi. Ancak aradığı sırada çok kalabalık ve çok da gürültülü bir yerde olduğum için kendisi ile konuşamadık.

Bugün kendisini arayacağım ve konuşacağım. Söyleyeceklerini de sizinle paylaşacağım elbette.

Ne zaman insan oluruz?

Yanlış saatin durmuş saatten daha kötü olduğunu anladığımız zaman.

FatihAltaylı
X’te yanıtla

X’te yazı hakkında yorumlarınızı paylaşın.

  • Geçmiş yazılar

Tümü
Vergi verene eziyet, vermeyene hizmet
Köşe Yazıları
Vergi verene eziyet, vermeyene hizmet

Fatih Altaylı

Haziran 9, 2026

Manyaklık
Köşe Yazıları
Manyaklık

Fatih Altaylı

Haziran 8, 2026

Kulat: Yeni parti fazla gecikmemeli
Köşe Yazıları
Kulat: Yeni parti fazla gecikmemeli

Fatih Altaylı

Haziran 5, 2026

  • Videolar

Tümü
Çin’in inanç tarihi: Konfüçyüs mü, Buda mı, Tao mu? görseli
2 Gün Önce
FatihAltaylı
YouTube
Prof. Dr. Kürşad Demirci - Teke Tek BilimÇin’in inanç tarihi: Konfüçyüs mü, Buda mı, Tao mu?Shark FlexBreeze Portatif Fan - Eviniz ve Bahçeniz İçin Mükemmel Serinlik Çözümü! https://www.sharkninja.com.tr/products/shark-flexbreeze-portatif-fan-fa220eu?utm_source=fatih_altayli&utm_medium=youtube&utm_campaign=shark_fan_Jun26 00:00 Giriş 03:09 Çin’in tarihi 11:32 Bütün Çinliler birbirleriyle anlaşabiliyor mu? 13:38 Çin yazısında belirgin bir değişiklik var mı? 17:40 Çinlilerin ten rengi gerçekten sarımtırak mı? 19:43 İlk Çin İmparatorluğu ne zaman kuruldu? 24:50 “Çin” kelimesi ilk nasıl kullanıldı? 32:42 Dinler peş peşe mi ortaya çıktı, yoksa birlikte mi var oldular? 37:48 Legalizm nedir? 47:34 Çin’de din dağılımı nasıl? 48:45 Nüfusun ne kadarı hangi dine mensup? 53:03 Mançular kimdir? 58:15 Afyon Savaşları 1:04:21 Mango kültürü 1:06:54 Konfüçyüsçülük nedir? 1:14:25 Konfüçyanizm nedir? 1:21:02 Taoizm nedir? 1:24:51 Simyacılar kimdir? 1:25:04 Taocuların cinsellikle ilişkisi ne? 1:26:34 Mohizm nedir? 1:29:46 Çin’de cenaze gelenekleri var mı? 1:30:49 Kapanış #işbirliği
Haziran 7, 2026
Fatih Altaylı ile Pazar Sohbeti: "Hem gotik hem prenses tarafım var!" görseli
2 Gün Önce
FatihAltaylı
YouTube
Melis SezenFatih Altaylı ile Pazar Sohbeti: "Hem gotik hem prenses tarafım var!"Teke Tek Bilim ▷ https://www.youtube.com/@TekeTekBilim 00:00 Giriş 01:15 Ailesi ve Silivri'de geçen çocukluğu 08:07 Küçük ilçede büyümenin avantajları var mı? 10:01 Eğitim hayatı 12:09 Oyunculuğa nasıl başladı? 13:44 Oynadığı diziler ve rolleri 15:53 Set ortamları nasıl? 19:30 Keşke ben oynayabilseydim dediği rol var mı? 21:08 Son zamanlarda beğendiği oyuncu ve diziler var mı? 22:26 Erken biten projelerde hissiyatları nasıl oluyor? 24:45 Parfüm markası anlaşması 34:58 Otomobil merakı 36:53 Yurt dışında Türk sanatçılara ilgi var mı? 41:11 Parfümü yurt dışında da satışa çıkacak mı? 45:29 Devam eden projesi var mı? 51:42 Yönetmenlik yapmak istiyor mu? 53:13 Somer Sivrioğlu'nun sözünü programda kullanmak için izin istemesi 57:01 Önümüzdeki yıllarda yapmak istediği şeyler neler? 59:46 Özel hayatı 1:02:46 Kapanış #işbirliği YouTube kanalına abone olmak için ▷ http://bit.ly/FatihAltayli Gazeteci - Yazar Fatih Altaylı, Youtube kanalına özel gündemi yorumluyor.
Haziran 7, 2026
"İki konser İstanbul'un havasını değiştirdi!" görseli
4 Gün Önce
FatihAltaylı
YouTube
Fatih Altaylı & Bedia Ceylan Güzelce"İki konser İstanbul'un havasını değiştirdi!"Sanatın büyülü dünyasına birlikte dalıyoruz! 🎨🎬🎶 Resimden tiyatroya, müzikten edebiyata, danstan dijital sanata kadar uzanan geniş bir yelpazede, farklı bir sanat dallarına dair özgün içerikler, keyifli sohbetler ve ilham veren hikayelerle karşınızdayız. 00:00 Giriş 00:33 Mutlak butlan 03:58 Mardin Bienali 14:14 Kanye West konseri 21:19 Fatih Altaylı bu aralar hangi sanatçıları dinliyor? 22:42 Fatih Altaylı’nın tekrar tekrar izlediği filmler neler? 27:17 Travis Scott konseri gerçekleşti mi? 29:01 Şebnem Ferah konserleri 29:48 Bu yaz yapılacak etkinlikler 43:12 Duvara yapıştırılan muz 50:02 Kapanış #işbirliği
Haziran 5, 2026