
Fatih Altaylı
Yazı İçeriği
AB’de akıl kalmamış
Tek seferde hepsi birden
Turizm pandemi dönemi gibi
Tahmin etmişim ama edememişim
NE ZAMAN İNSAN OLURUZ?
AB’de akıl kalmamış
Fatih Altaylı
Mart 31, 2026
Yazı İçeriği
AB’de akıl kalmamış
Tek seferde hepsi birden
Turizm pandemi dönemi gibi
Tahmin etmişim ama edememişim
NE ZAMAN İNSAN OLURUZ?
Dünkü yazımda Türkiye’nin Horizon Europe’dan “atıldığını” yazdım.
Magazin konusu olmadığı için çok ilgi çekmedi ama kimi meraklı okurlar “Horizon Europe ne?”, bazıları da “Niye atıldık? Ne zaman atıldık?” diye sordular.
Horizon Europe, Avrupa Birliği’nin bir ortak programı.
Amacı, Avrupa Birliği ülkelerinin rekabet gücünü artıracak bilimsel projelere destek vermek, AB üyesi ve üye adayı ülkelerin çevre sorunlarına çözümler üretmek, kanser başta olmak üzere sağlık alanındaki projeleri desteklemek, yeni teknolojilerin geliştirilmesi için gereken ar-ge bütçelerini sağlamak. Son zamanlarda savunma ve güvenlik alanındaki araştırmalar ile projeler de bunlara eklenmişti.
Horizon Europe’un 2021-2027 arasında üye ülkelere kullandırdığı fon miktarı 95 milyar euro’ydu.
2028-2034 arasında kullandıracağı fon miktarı ise 175 milyar euro olarak bütçelendi.
Türkiye, geçen hafta, işte bu Horizon Europe projesinden atıldı ya da kibar söylemek gerekirse çıkarıldı.
Avrupa Parlamentosu Güvenlik ve Savunma Komitesi’nin 24 Mart günü yaptığı toplantıda, Kıbrıslı Rum parlamenter Costas Mavrides’in önergesi üzerine bir oylama yapıldı.
Oylamada 29 üye Türkiye’nin aleyhine, 5 üye lehine oy kullandı. 1 üye çekimser kaldı ve Türkiye, Horizon Europe projesinden çıkarıldı.
Gerekçe ise Türkiye’nin AB üyesi bazı ülkelere karşı düşmanca tavır gütmesi, Avrupa Birliği değerlerine ve uluslararası kurallarına uymamasının yanı sıra bölgesel sorunlar yaratması olarak gösterildi.
“Bu gerekçeler geçersizdir” diyecek halim yok ama AB içinde tüm bu suçlamalara fazlasıyla muhatap olabilecek üye ülkeler var.
Ama atılan biz olduk ve zannederim bu konu Türk medyasında yeterince yer bulmadı, yazılmadı.
Ancak önemli.
Hatırlayacaksınız, Ukrayna-Rusya Savaşı ile birlikte Avrupa’nın güvenliği meselesi fazlasıyla gündeme gelmiş, Trump’ın tavrı ile birlikte Avrupa Birliği’nin kendi savunması için kendi ordusu ve güvenlik gücünü oluşturması ve güçlendirmesi konusunda bir fikir birliği oluşmuştu.
Bu arada Türkiye’nin de bu gücün en önemli ve etkin parçalarından biri olması, AB Ordusu’nun içinde yer alması konuşuluyordu.
Ancak gelinen noktada AB-Türkiye ilişkilerinin ne kadar kırılgan ve neredeyse yellensen kopacak noktada olduğu ve Kıbrıslı bir “hıyarın” önerisiyle bozulabileceğini gördük.
Güçlü liderlerden yoksun bir Avrupa Birliği stratejik aklını tamamen yitirmiş görünüyor.
Koca bir kıta, sorunlu bir ada devletinin kompleksleriyle hatalı kararlara imza atabiliyor.
Ne var ki, Ortadoğu’daki gelişmeler nedeniyle o ada devletinin mabadı hayli kalkmış vaziyette.
Tek seferde hepsi birden
Kısa bir duraklama döneminden sonra CHP’li belediyelere yönelik operasyonlar yeniden hız kazandı.
Kuşadası, don paça Uşak falan derken bu sabah da Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı CHP’li Mustafa Bozbey gözaltına alındı.
Bursa’da uzun süredir bir pazarlığın sürdüğü ve Bozbey’e AK Parti’ye geçmesi için baskı yapıldığı konuşuluyordu.
Muhtemelen AK Parti’ye geçmeyi kabul etseydi bu operasyon olmayacaktı.
Aydın, Gaziantep Şehitkamil, Ankara Keçiören, Beykoz gibi belediyelere bakınca bunu tahmin etmek zor değil.
Belli ki, bu iş durmayacak ve CHP’li belediye başkanları birer birer gidecek.
Bunu bir Çin işkencesine çevirmenin, CHP’li belediye başkanlarını her sabah uyanıp ha bugün ha yarın polis bekler hale getirip ruh ve hatta beden sağlıklarını bozmanın alemi yok.
Tüm CHP’li belediye başkanları bir seferde yekten gözaltına alsınlar ve tutuklasınlar.
Bu işkence de bitsin.
Kendileri de, aileleri de rahat bir nefes alsın.
Turizm pandemi dönemi gibi
Her ne kadar Türkiye, İran-İsrail-ABD savaşının dışında kalmış olsa da etkisini giderek daha fazla hissediyor.
Tepemizden geçerken düşürülen ya da Kürecik’i hedef aldığı söylenen roketlerden söz etmiyorum.
Batı’dan ya da Doğu’dan bakınca, Türkiye ne yazık ki, güvenli bir ülke gibi görünmüyor. Tam aksine savaşın ortasında kalmış, gidilmemesi gereken bir ülke gibi görünüyor.
Geçen hafta uluslararası bir sportif organizasyonda görev yapan birkaç kişiyi Türkiye’ye davet ettim.
Daha önce geldikleri ve sevdikleri Bodrum’da küçük bir toplantıya.
Hepsi birbirinden habersiz şekilde “Türkiye’ye gelemeyiz” dediler.
Hemen hepsi eşlerinin Türkiye’ye gitmelerine izin vermeyeceğini, huzursuz olacaklarını söylediler.
Şaşırdım.
İstanbul sokaklarından videolar çekip yolladım, Bodrum’dan görüntüler yolladım, ikna edemedim.
Anladım ki, sıradan Avrupalıya ve hatta Uzakdoğuluya göre Türkiye savaşın içinde olmasa bile savaş bölgesi.
Türkiye’yi Lübnan gibi görüyorlar.
Hadi biraz daha iyimser bakalım, Türkiye’yi Dubai gibi görüyorlar.
Hal böyle olunca da gelmek istemiyorlar.
İşin kötüsü, bunun turizmimize de çok ağır bir yansıması ve negatif faturası olacak.
Dün konuştuğum kimi tur operatörü, kimi acente, kimi otelci turizmciler durumun pek de parlak olmadığını anlatıyorlar.
Büyük bir tur operatörünün Türkiye bürosundaki bir yönetici “Sanki pandemi dönemi gibi. Sıfıra yakın bir hareket var. Herkes bekliyor. İşin kötüsü, savaş tam da sezonun en kritik dönemine denk geldi. Rezervasyonların kesinleştirileceği ve bir ay sonra da ilk grupların gelmeye başlayacağı döneme geldi. Şu anda müthiş bir belirsizlik var. Büyük ihtimalle çok kötü bir sezon olacak.” dedi.
Bir otel yöneticisi ise “Pandemi dönemi demek haksızlık olur. O kadar kötü değil. Ama 1991 Körfez Krizi ile karşılaştırmak daha doğru olabilir. Ben o yıl sektöre yeni girmiştim ve kısa sürede kovulmuştum çünkü işler çok kötüydü. Sanki o döneme benziyor. Savaş durursa belki hızla toparlanır ama şu anda çok kötü. Sadece bizim bulunduğumuz yer nedeniyle değil, insanlar böyle bir ortamda para da harcamak istemiyor galiba.” dedi.
Belli ki, Türk turizmini zor bir sezon bekliyor.
Nasıl bir önlem alınacak, doğrusu merak ediyorum.
Tahmin etmişim ama edememişim
İyi okurların ve izleyicilerin dikkatine ve hafızasına hastayım.
Dün bir okur mail atmış.
“Fatih Bey, siz Mehmet Şimşek göreve başladıktan kısa süre sonra akaryakıtın 75 lira olacağını, Şimşek’in kafasındaki fiyatın bu olduğunu söylemiştiniz. İşte oldu. Yine haklı çıktınız” demiş.
Okur söyleyince hatırladım.
Gerçekten söylemiştim bunu.
Ancak benim bir hesabım vardı, ona dayanarak söylemiştim.
Mehmet Şimşek’in ilk bakanlık döneminde Türkiye’de akaryakıt fiyatı Avrupa’nın ve hatta dünyanın en pahalı akaryakıt fiyatıydı.
2010 yılında Türkiye’de akaryakıt fiyatı yaklaşık 1,9 euro ile Avrupa’nın en pahalısıydı.
Avrupa’da ortalama fiyat 1,5 euro civarıydı.
Sonra bu makas daha da açıldı ve bir ara Türkiye’de akaryakıt daha doğrusu benzin fiyatı 2,3 euro’ya kadar çıktı.
Akıl almaz bir vergi vardı ancak o sıralarda ekonomi bugünkü gibi olmadığı için kimse fazla bağırmıyordu.
Ben de 75 lira derken, o gün akaryakıt üzerindeki fahiş vergilerin tadının bir maliyeci olarak Mehmet Şimşek’in damağında kaldığını, fiyatı ve vergileri o güne çekmek isteyebileceğini söylemiştim.
Şimdilik henüz oransal olarak oraya gelemedi akaryakıt fiyatı.
Benim hesabıma göre Şimşek’in gözü 100 TL/litrededir.
NE ZAMAN İNSAN OLURUZ?
Severken öldürmediğimiz zaman.
X’te yazı hakkında yorumlarınızı paylaşın.
Geçmiş yazılar
Videolar





