
Fatih Altaylı
Yazı İçeriği
Uğurcan
Hediye villaların parası bizden çıkacaktır
Çocuk öldürmek için Kongre izni gerekmiyor
Tanrı krallar dönemi mi başlıyor!
2 ay dediniz, 5 ay oldu
NE ZAMAN İNSAN OLURUZ?
Uğurcan
Fatih Altaylı
Nisan 3, 2026
Yazı İçeriği
Uğurcan
Hediye villaların parası bizden çıkacaktır
Çocuk öldürmek için Kongre izni gerekmiyor
Tanrı krallar dönemi mi başlıyor!
2 ay dediniz, 5 ay oldu
NE ZAMAN İNSAN OLURUZ?
Galatasaray’a transfer olduğu günden bu yana performansını giderek yükselten, Galatasaray’ın Şampiyonlar Ligi’ndeki başarısında çok önemli paya sahip olarak Avrupa basınının ilgisini çeken, milli takımda da dünya çapında bir kaleci olduğunu göstermenin yanı sıra, son Kosova maçında yaptığı akıl almaz kurtarışlarla Dünya Kupası finallerine çıkmamızda aslan payının sahibi olan Uğurcan, elbette ki bu başarısının bedelini ödemeliydi ve ödüyor.
Şu anda başta eski kulübü Trabzonspor’un yöneticileri ve taraftarları olmak üzere herkesin nefret objesine dönüşmüş durumda.
Normaldir, bizim memlekette başarılı insanları pek sevmezler.
Trabzonspor yönetimi ve taraftarları Uğurcan’ı ellerinden kaçırmış olmanın faturasını genç sporcuya çıkarmaya çalışıyorlar.
Oysa Uğurcan’ın Galatasaray’a transfer olduğu Eylül ayına dönersek durum pek de bugünkü gibi değildi ve ben o sırada bu transferin perde arkasını cezaevinden anlatmıştım.
Bir kez daha, daha detaylı anlatalım.
Uğurcan Çakır, futbol hayatının bu noktasında Trabzonspor’da kalmak istemiyor, İstanbul kulüplerinden birine transfer olmak istiyordu.
Bu durumu kulüp yönetimine ve Başkan Doğan’a bildirmişti.
Yönetim de Uğurcan’ın satışından ciddi bir gelir elde etmeyi hedefliyordu.
Yaz aylarında Başkan Ertuğrul Doğan, ahbabı da olan Fenerbahçe Başkanı Ali Koç’tan Uğurcan Çakır’ı Fenerbahçe’ye transfer etmeleri için ricacı oldu.
Belirledikleri bonservis bedeli ise 25 milyon euro idi.
Trabzonspor ile Fenerbahçe arasında görüşmeler başladı.
Galatasaray ise o sırada Manchester City’nin kalecisi Ederson ile ilgileniyor ve bir yandan da Donnarumma olasılığını göz önünde bulunduruyordu.
Ancak Fenerbahçe Uğurcan Çakır için 14 milyon euronun üzerinde bir bonservis bedeli ödemeye yanaşmıyordu.
Fenerbahçe’ye transferin en azından Trabzonspor’un istediği şartlarda gerçekleşmeyeceği anlaşılınca Uğurcan Çakır bu kez Galatasaray’a önerildi.
Çünkü Trabzonspor’un istediği bedeli ödeyebilecek fazla kulüp yoktu.
Galatasaray da başta çok istekli değildi.
İddialara göre, bu noktada devreye bazı hatırı sayılır siyasetçiler girdi ve Galatasaray’ın Uğurcan’la ilgilenmesi için ricacı oldular. Bu arada Fenerbahçe, Galatasaray’ın istediği Ederson’la 60 milyon euro maliyetli 3 artı 1 yıllık sözleşmeyi imzalamış ve Ederson opsiyonunu Galatasaray’ın elinden almıştı.
Ve çok da uzun olmayan görüşmeler sonrasında Galatasaray Uğurcan Çakır ile 27 milyon euro artı 3 milyon euro bonus karşılığı anlaştı ve KDV ile birlikte Trabzonspor’a 36 milyon euro ödemeyi kabul etti.
Trabzonspor rekor bonservis almış, kalmak istemeyen futbolcusundan büyük gelir elde etmişti.
Aslında bedavaya serbest kalabilecek ve birkaç milyon euro imza parasını cebine atabilecek olan Uğurcan Çakır, Trabzonspor ile sözleşmesini yenileyerek kulübüne 30 milyon euro para kazandırmıştı.
O günlerde tek mutlu olmayan Galatasaray taraftarlarıydı.
Yerli bir kaleciye bu kadar para verilir mi diye yönetime kızıyorlardı ve çok da mutlu değillerdi.
Mutlu olan Trabzon tarafıydı, Ederson’u Galatasaray’ın elinden kapan Fenerbahçe tarafıydı.
Ben de o gün “Trabzon’dan İstanbul’a gelen tüm futbolcuların performansı yükseliyor, inşallah Uğurcan da öyle olur, yoksa 30 milyon büyük para” demiştim.
Nitekim öyle oldu.
Uğurcan, Muslera’yı aratmadığı gibi belki de daha iyi performans göstermeye başladı ve kulüp efsanesi olma yolunda.
Trabzonspor Başkanı ise kapı kapı dolaşıp satmaya çalıştığı adamdan büyük para kazandıkları halde, şimdiki performansından ötürü suçlanmamak için genç bir futbolcuyu taraftarın önüne atıyor.
Diyeceksiniz ki, “Sen hapishanede tüm bunları nereden öğrendin?”
Trabzonlu çok önemli bir futbol adamından diyeyim.
Hediye villaların parası bizden çıkacaktır
Aylar önce yaptığım bir konuşma dünden beri ortalıkta dolaşıyor yine.
Futbol Federasyonu’nun başkanlık koltuğunu işgal eden zatın milli takım oyuncularına villa vereceğini söylemesi üzerine yaptığım konuşma.
Orada söylediğim şu.
Milli takım kadrosunda 30 kişi bulunuyor, hadi hepsini saymayıp 22 diyelim.
Federasyon Başkanı’nın vereceği villaların her birinin maliyetinin de 100 bin dolar olduğunu varsayalım.
22 villa eder 2 milyon 200 bin dolar.
Bir kişinin 2 milyon 200 bin dolarlık hediye vermesi için öncelikle en az bu kadar geliri olması lazım.
Böyle bir geliri olanın böyle bir gelir beyanı olması lazım.
Federasyon Başkanı bırakın son seneyi, son senelerde kaç lira gelir beyan etmiş, kaç lira vergi ödemiş, eğer geliri anonim şirketlerdeki hisselerinden kaynaklanıyorsa hangi anonim şirketlerden kaç lira gelir elde etmiş ve şirketleri ve kendisi ayrı ayrı kaç lira vergi ödemişler?
Öyle ya, tüm kazancını futbolculara hediye etmek için harcayacaksa bile en az 170 milyon TL civarı bir gelir beyan etmiş ve bunun vergisini ödemiş olmalı.
Ayrıca anonim şirketten bu parayı kâr payı olarak alırken de bir kısım vergi ödemeli.
Ama hepimiz biliyoruz ki, Federasyon Başkanı bu villaları cebinden vermeyecek.
Milas’taki (Bodrum falan değil, Milas’ta, Bodrum’a 30 km mesafede) sulak alana inşa etmeyi planladığı bu villaları hem inşaat izinlerini alabilmek hem de tanıtımını yapmak maksadıyla şirket kasasından verecek.
Vergi vermek bir yana bu hediyeleri masraf gösterecek ve “tanıtım gideri” olarak muhasebeleştirecek.
Böyle yaparak villaların bedelini gider göstererek vergiden düşecek.
Sonuç olarak bu villaların parasını devlet ya da siz, biz ödemiş olacağız.
Tabii futbolcular da bu villaları kabul ederlerse yüzde 30 oranında veraset ve intikal vergisi ödemek zorunda kalacaklar.
Sulak alanda yapılıp yapılmayacağı ve ne zaman biteceği belli olmayan villalar için en az 30’ar bin dolar verecekler.
Güzel hesap, değil mi!
Çocuk öldürmek için Kongre izni gerekmiyor
Amerikan Yüksek Mahkemesi Başkan Trump’a dur demiş. Medya bunu “İşte Amerikan demokrasisi, işte güçler ayrılığı” diye duyuruyor.
Yüksek Mahkeme’nin sapık ve tacizci Trump’a dur dediği şey “balo salonu”.
Biliyorsunuz, Amerika’nın görgüsüz, edepsiz, terbiyesiz ve hepsinden önemlisi ahlaksız başkanı su katılmamış bir hanzo olarak Beyaz Saray’a yarım milyar dolar harcamayla bir balo salonu yaptırıyordu.
Her tarafı altın varaklarla süslü, görgüsüzlüğün zirvesinde bir salon.
Yüksek Mahkeme “Beyaz Saray babanın malı değil. Sen orada geçici olarak bulunuyorsun. Buraya kafana göre ekleme çıkarma yapamazsın. Orası Amerikan tarihinin bir parçası, orada yapacağın her değişiklik için Kongre’den onay almalısın” diyerek inşaatı durdurmuş.
Büyük Amerikan demokrasisi böyle işliyor.
Benim bu demokrasi anlayışından çıkardığım sonuç şudur.
Beyaz Saray babanın malı değil oraya salon yapamazsın.
Ama İran babanın malı, orada bir okulu vurup çoğu kız 175 çocuğu öldürebilirsin.
Balo salonu için Kongre iznine ihtiyacın var ama 175 çocuğu öldürmek için Kongre iznine ihtiyacın yok.
İşte dünyanın en büyük demokrasi ihracatçısının demokrasi ve kuvvetler ayrılığı anlayışı.
Tanrı krallar dönemi mi başlıyor!
Trump giderek üşütüyor diyeceğim ama galiba bu bir toplu üşütme hali.
ABD Başkanı kendini neredeyse peygamber ilan etti.
Diyeceksiniz ki, delidir ne yapsa yeridir.
Ama daha tedirgin edici olan, çevresindekiler de ondan farklı olmamalı ki, onlar da buna zımni bir onay vermiş gibi duruyorlar ve deliyi alkışlıyorlar.
Ne yalan söyleyeyim, ben dünyanın 1. Dünya Savaşı öncesindeki ekonomik ve siyasi duruma dönmeye başladığını düşünüyordum.
Kontrolsüzce büyüyen dev şirketler.
Gelir paylaşımındaki büyük adaletsizlik sonucu ortaya çıkan korkunç sınıfsal uçurumlar.
Trilyon dolarlık varlığa ulaşan az sayıda zengin.
Globalleşme adı altında bir sömürü düzeni.
Gelişmiş ülkelerde bile müthiş bir gelir adaletsizliği.
Vahşi bir doğal kaynak talanı.
Siyasal istikrarsızlık ve en stabil görünen ülkelerde bile bir fetret devri.
Meğer daha da geriye gitmişiz.
Yöneten sınıfın yani kralların veya sultanların gücünü Tanrı’dan aldığı, otoritesini gökten gelen ilahi bir gücü temsil ettiği iddiasıyla sınırsızlaştıran hükümdar ve hükümranlar.
Kendini Tanrı’nın yeryüzündeki gölgesi gibi pazarlayan krallar, imparatorlar.
Bunu destekleyen bir ruhban sınıfı.
Ve buna inanan bir halk.
Giderek 19. yüzyılın başına değil, Ortaçağ’a doğru ilerliyoruz.
Ama galiba Ortaçağ bile daha iyiydi.
En azından henüz Amerika ve dolayısıyla Trump gibileri yoktu.
2 ay dediniz, 5 ay oldu
Doğu Perinçek, Azerbaycan dönüşü düşen C 130 askerî uçağımızı İsrail’in düşürdüğünü iddia etmiş.
Doğu Perinçek’i bir siyasetçi olarak pek ciddiye almadığımı bilirsiniz.
Yaşlandıkça ciddiyetten iyice uzaklaştı.
Bir politikacı olarak da iyiden iyiye tutarsız ve dengesiz hale geldi.
Alışık olduğumuz savrulmalarını da artık daha şiddetli yaşıyor.
Bu iddiası da bence onun sıklıkla yaşadığı hezeyanlarından biri olabilir.
Ancak şunu da söylemeliyiz ki, Milli Savunma Bakanlığı’nın da bize bir açıklama borcu var.
Bu kazada 20 askerimizi şehit verdik.
20 vatan evladını kalbimize gömdük, içimiz yandı.
Kazadan sonra bir inceleme heyeti uzun araştırmalar yaptı ve uçağın kara kutusu da bulundu.
Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler o gün yaptığı açıklamada “Kara kutunun çözülmesi ve ilk bulgulara ulaşmamız 2 ayı bulur” dedi.
Kaza 11 Kasım’da oldu.
Bakan Yaşar Güler bu açıklamayı 17 Kasım’da yaptı.
17 Aralık 1 ay, 17 Ocak 2 ay.
17 Şubat 3 ay, 17 Mart 4 ay.
Ve bugün neredeyse 5 ay oldu hâlâ bir açıklama yok.
Doğu Perinçek’e inanacak halimiz yok elbet ama Bakanlık da Türk milletine bir açıklama borçlu.
NE ZAMAN İNSAN OLURUZ?
Anayasal devletler Anayasa Mahkemesi kararlarına uyduğu zaman.
X’te yazı hakkında yorumlarınızı paylaşın.
Geçmiş yazılar
Videolar





