
Fatih Altaylı
Yazı İçeriği
Milli sevinç bile kalmamış
Alışmak
Butlan olursa!
Cem Boyner’e madalya takılmalı
Vallahi de billahi de gülerler
NE ZAMAN İNSAN OLURUZ?
Milli sevinç bile kalmamış
Fatih Altaylı
Nisan 1, 2026
Yazı İçeriği
Milli sevinç bile kalmamış
Alışmak
Butlan olursa!
Cem Boyner’e madalya takılmalı
Vallahi de billahi de gülerler
NE ZAMAN İNSAN OLURUZ?
Zannederim milletçe sevinmeyi unutmuşuz.
Dün akşam Türkiye çok önemli bir başarıya imza attı.
Montella yönetimindeki milli takım Avrupa Şampiyonası finallerinden sonra, bu kez de Dünya Kupası finallerine katılmaya hak kazandı.
Hele hele İtalya’nın Bosna Hersek’e elendiği bir yerde Türkiye’nin başarısı az uz değil.
Montella’ya yönelik eleştiriler var.
Katılıyorum.
Yanlış kadrolarla sahaya çıkabiliyor.
Sahada 20 dakika durmaması gereken oyunculara, sosyal medya ve kulüp baskısı nedeniyle çok uzun tahammül edebiliyor.
Ama sonuçta tüm bu baskılara rağmen başarılı, demek ki doğru düzgün bir ortamda, doğru düzgün bir federasyon başkanı ile çalışabiliyor olsa neler yapabilirdi.
Herhalde mevcut federasyonun tek başarısı eski yönetimden kalan Montella’yı değiştirmemiş olması.
Bu arada, bu takımın oluşumunda Lucescu katkısını da saygı ile analım.
Bize, yani Türkiye’ye gelince.
Milli takıma milli takım gözüyle bakmaktan tamamen uzaklaşmışız.
Takımdaşlık, takım fanatizmi milli takımın üzerine çıkmış.
Ve dün Dünya Kupası finallerine vize almışız kimsenin umurunda değil.
Ne doğru düzgün bir sevinç, ne doğru düzgün bir coşku.
Yazık.
Yerli ve milli diye diye bu kelimelerin de içini boşaltmışız.
Milli diye bir şey kalmamış.
Alışmak
Cumhuriyet Halk Partisi lideri Özgür Özel’in son konuşmasından “Ara seçimi zorlamak için gereken sayıda milletvekili istifa edecek ve iktidarın toplum gözünde ne kadar onay kaybettiği ortaya çıkarılacak” algısı çıkarıldı.
Olabilir mi!
Olabilir.
Aslında bu fikir çok da yeni bir fikir değil.
CHP içinde uzun zamandır konuşulup, tartışılan bir meseleydi.
Cezaevinde bulunduğum süre içinde ziyaretime gelen Tuncay Özkan bu fikrin de ötesinde bir tavrı savunuyordu.
Özkan “Mitingle, bağırmakla çağırmakla AKP’yi durduramayız. Teker teker bütün belediye başkanlarını içeri atacaklar. Sonra sıra meclis grubuna gelecek. Dokunulmazlıkları kaldıracaklar. Yapılması gereken sert bir tepki göstermektir. Ana muhalefet partisi olarak toptan istifa etmeli, sine-i millete dönmeliyiz. Hatta ikna edebilsek en azından İYİ Parti de buna katılsa daha da etkili olur” demişti.
Ben de kendisine AK Parti’nin bunu hiç ama hiç umursamayacağını, ara seçime gitse bile bunu Meclis’teki varlığını güçlendirmek için kullanacağını ve bu yolla Anayasa’yı değiştirmeye yetecek çoğunluğu elde etmekten hoşnut olacağını söylemiştim.
Tuncay Özkan ise “Yapsınlar. Bütün dünyanın gözünde ana muhalefetin dolayısıyla demokrasinin olmadığı açıkça kanıtlanmış olur. Bugün CHP’nin Meclis’teki varlığı Türkiye’de sanki demokrasi varmış görüntüsü yaratmaktan başka bir işe yaramıyor.” demişti.
Ben de bu görüşmeyi o zaman Boş Koltuk programında izleyicilere aktarmıştım.
Görülen o ki, toptan bir sine-i millete dönüş değilse bile, ara seçime zorlamak gayesiyle de olsa CHP yavaş yavaş bu fikre yaklaşıyor.
Tabii sorunlar da yok değil.
Milletvekillerinin istifası TBMM onayına bağlı.
Meclis bu istifaları onaylamayabilir.
Onaylamaz ise erken seçim gerekliliği doğmaz.
CHP bunun üzerine “İşe sandıktan kaçıyorlar” diyebilir ama AK Parti bunu hiç ama hiç umursamaz.
CHP bu kararı almadan iktidar yargıdan mutlak butlan kararını çıkartabilir.
CHP’nin aldığı tüm önlemlere ve yaptığı tüm kurultaylara rağmen Kemal Kılıçdaroğlu genel başkanlık koltuğuna bir kez daha iktidar tarafından oturtulabilir.
Böyle bir durumda kaç milletvekilinin “Aman Kemal Bey, iyi ki geri döndünüz. Siz yokken neler çektik bir bilseniz” diyeceğini bilemeyiz.
Böyle bir durumda istifa edecek kaç milletvekili kalır, o da meçhul.
Meçhul olmayan ise şu.
Artık toplum her şeye alıştırıldı.
CHP’li ilk belediye operasyonunda, Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer görevden alındığında kıyamet kopmuştu.
Aradan geçen bir yılı aşkın sürede onlarca belediye başkanı görevden alındı ve içeri atıldı.
Bakın önceki gün Bursa gibi önemli bir büyük şehrin başkanı alındı.
Kimsenin umuru olmadı.
Alıştık.
“CHP’li belediye başkanları görevden alınabilir” algısı yerleşti.
Kimsenin umuru değil.
İktidarın en önemli gücü bu zaten.
En olmayacak şeye bile alıştırıyorlar.
Butlan olursa!
İBB Davası çok da beklenildiği gibi gitmiyor.
Bu yüzden de iktidara yakın medyada ve yazarlarında “mutlak butlan” tenceresi yeniden ateşe koyuldu ısıtılıyor.
Adalet Bakanlığındaki değişimin de sırf bu yüzden yapıldığı, eski İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek’in bu kararı aldırmak üzere Bakan yapıldığı bile söylendi.
Ben buna katılmıyorum.
Gürlek olmasa da yargıdan bu karar çıkartılabilirdi.
“Mutlak butlan”ın yeniden gündem olmasıyla birlikte akla şöyle bir senaryo da gelmiyor değil.
CHP’nin başına Kemal Kılıçdaroğlu oturtulacak. Kılıçdaroğlu ekibi ile birlikte yerini sağlamlaştırdıktan sonra İBB Davası’ndan tahliyeler başlayacak.
Böylelikle topluma “Bakın, adalet çalışıyor” mesajı verilecek.
Hatta belki Ekrem İmamoğlu bile tahliye edilecek.
Kılıçdaroğlu’nun genel başkanı olduğu bir CHP, tıpkı 2023 seçimlerinde olduğu gibi 2027 erken seçiminde de Ekrem İmamoğlu’nu da, Mansur Yavaş’ı da aday göstermeyecek.
İktidar dönüp “Bakın biz adamı serbest bıraktık. Yavaş’ı da tutuklamadık bile.
Davası da hâlâ sonuçlanmadı ama kendi partileri onlardan birini aday göstermedi.” diyecek.
Olur mu!
Vallahi olmaz diyemeyiz.
Cem Boyner’e madalya takılmalı
Dün ilginç bir açılıştaydım.
Sevgili Cem Boyner, yine bir çılgınlık yapmış, onu görmeye gittim.
Hatırlarsanız geçen sene bu zamanlarda bu köşede Cem Boyner’in lüks perakende sektörüne yeniden dönmeye hazırlandığını, Beymen’de bıraktığı ekibini geri çağırdığını ve sektöre çok iddialı biçimde döneceğini, başta Tersane İstanbul olmak üzere çok önemli noktalarda müthiş dükkanlar açmaya hazırlandığını yazmıştım.
Yazı üzerine Cem Boyner aramış ve “Tam olarak öyle değil. Beymen’e rakip değil, yeni bir konsept ile erişilebilir lüks diyebileceğimiz bir anlayışla bir şeyler yapacağız” demişti.
Yapmış. Onun açılışına gittim.
İstinye Park’ın geçen sene açılan yeni bölümünün en üst katında şahane bir yer yapmışlar. Adı, Communité.
Satılan markaların yüzde 90’ını daha önce hiç duymadım.
Yüzde 10’una da yurt dışındaki bazı mağazalarda rastladım.
Yeni nesilin sevdiği markasız, logosuz, genç tasarımcıların yaptığı ürünler.
Benim gibi klasik giyinenlerin değil ama kendi tarzını kendi yaratanların, tasarım ve kaliteyi markanın önünde tutanların, giyimi ile servetini veya varlığını bağırmak istemeyenlerin seveceği türden çok farklı tasarımcıların birlikte sunulduğu bir dükkan olmuş.
Avrupa’da Harrods, El Corte Inglés, Samaritaine, Le Bon Marché, Galeries Lafayette, La Rinascente gibi büyük mağazalarda bu markaların bazılarına rastlamak mümkün.
Ya da butiklerin yoğun olduğu caddelerin ara sokaklarında bir ikisinin kendi mağazası ile de karşılaşabilirsiniz.
Ama hepsini bu kadar geniş bir şekilde bir araya toplayan, benim gördüğüm dünyadaki ilk mağaza konseptini Cem Boyner yaratmış.
Çok başarılı.
Özellikle gençler ve her yaştan kadınlar için cennet gibi.
2 bin metrekareye yakın mağazanın ortasında açık havada bir restoran kafe, yanında ise yine açık havada bir lokanta var.
Onlar da iki yeni yaratıcı markanın mekanları.
Cem Boyner hem perakende dâhisi hem de deli.
İstinye Park’taki bu mağaza ilk ve küçük mağaza.
İkinci mağazayı Galataport’ta açıyor ve yaklaşık 6 bin metrekarelik dev bir mağaza.
Asıl önemli olan ise bir sonraki mağaza için Milano’da yer arıyor olması.
Ki çok akıllıca, Avrupa’da bu işe ilk uyanan mağaza olabilir üstelik çok daha yüksek cirolar elde edebilir. Ne de olsa artık Türkiye’de kiralar ve maliyetler Avrupa’nın büyük kentlerinden aşağı değil.
Ancak dediğim gibi Cem Boyner deli.
Gençlerin Türkiye’den kaçmak istediği, pek çok büyük şirketin yatırımlarını Avrupa’ya kaydırdığı bir Türkiye’de böylesine devasa bir yatırım yapıyor.
Bence kendisine madalya verilmeli.
Hâlâ bu ülkeye bu kadar inandığı için.
Vallahi de billahi de gülerler
Türkiye’yi temsil eden hukukçular, Kavala Davası’nın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ndeki duruşmasında sokak gösterileri marifetiyle hükümetin düşürülmesinin hedeflendiğini, bunun da suç olduğunu anlatmış.
Güldüm.
Çünkü artık sadece bunu yapabiliyoruz.
Gülüyoruz.
Zannederim AİHM yargıçları da gülmüştür.
Çünkü evet, sokak gösterileri genel olarak iktidarlara karşı yapılır.
İktidarların gösteriye katılanlara göre yanlış olan tavırlarını eleştirmek ve değiştirmelerini istemek.
Yok eğer bu değişmiyorsa iktidarları düşürmek gayesiyle yapılır.
Mesela önceki gün ABD’de yapılan Trump karşıtı gösterilerin amacı, Trump’ın yönetim anlayışını değiştirmek ve Trump’ın istifasını sağlamak ya da en azından gelecek seçimde Trump benzeri birinin iktidar olmamasını sağlamaktı.
Bu suç değildir.
Suç olamaz.
Mitingler, gösteriler, protestolar genel olarak iktidarları hedef alır.
Nihai hedefi de iktidarı değiştirmektir.
Eğer AİHM’de böyle bir savunma yaparsanız, gülerler.
Hem de katıla katıla.
NE ZAMAN İNSAN OLURUZ?
Örnek olabildiğimiz zaman.
X’te yazı hakkında yorumlarınızı paylaşın.
Geçmiş yazılar
Videolar





