
Fatih Altaylı
Yazı İçeriği
Bu benzetme haksızlık
Karnaval gibi karnaval Adana gibi Başkan
İstifalar
Almıyorlar çünkü
NE ZAMAN İNSAN OLURUZ?
Bu benzetme haksızlık
Fatih Altaylı
Nisan 5, 2026
Yazı İçeriği
Bu benzetme haksızlık
Karnaval gibi karnaval Adana gibi Başkan
İstifalar
Almıyorlar çünkü
NE ZAMAN İNSAN OLURUZ?
Çok açık söyleyelim, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı Sultan 2. Abdülhamit’e benzetmek Erdoğan’a yapılmış çok büyük bir haksızlıktır. 32 yıl ve 7,5 aylık devri saltanatında Sultan 2. Abdülhamit maliye politikaları dışında çok da başarılı bir padişah değildir.
Bunu ben söylemiyorum.
Tarihe meraklı olsam da tarihçi değilim.
Benim bu konudaki bilgimin en önemli kaynağı, Murat Bardakçı ve Erhan Afyoncu’nun sohbetleri.
Osmanlı konusunda hiç de karşıt bir tavrı olmayan ve hatta zaman zaman Osmanlıcı olmakla suçlanan Murat Bardakçı, Abdülhamit Han konusunda şöyle der: “Ne Ulu Hakan’dır ne Kızıl Sultan’dır”
Bardakçı’ya göre, 2. Abdülhamit imparatorluğun çok zor zamanında tahta oturmuş, uzun yıllar iyi bir siyasetçi olarak durumu idare etmiş, güçsüz bir imparatorluğu Batılı devletler ve Rusya arasındaki denge politikalarına dayayarak ayakta tutmaya çalışmış bir padişahtır.
Bardakçı’ya göre, Osmanlı İmparatorluğu Karlofça Anlaşması’ndan sonra en büyük toprak kayıplarını Sultan 2. Abdülhamit döneminde yaşamıştır. Bu tarihi bir gerçektir.
Murat Bardakçı’ya göre, Mısır, Tunus, Yemen ve Kıbrıs Abdülhamit döneminde elden çıkmıştır.
Burada Afyoncu ile aralarındaki tek farklılık, Afyoncu’nun Abdülhamit döneminde Kıbrıs’ın fiilen elden çıktığını kabul etmekle birlikte Kıbrıs’ın resmen İngilizlere geçmesinin Abdülhamit sonrasında olduğunu söylemesidir.
Murat Bardakçı ise Kıbrıs’ı İngilizlere kiraya verenin Abdülhamit olduğunu ve bunun da adayı vermekle sonuçlandığını söyler.
Yine Bardakçı’ya göre, Tunus, Abdülhamit zamanında Fransızlara bırakılmıştır. Daha doğrusu, Mithat Paşa alınıp karşılığında Tunus verilmiştir. Başarılı bir Tuna Valisi olan Mithat Paşa, Osmanlı’da bankacılığın da kurucu babasıdır. Sevapları ve hataları vardır. Abdülaziz’i indirip Abdülhamit’i tahta çıkaran darbede yer almış ancak daha sonra Cumhuriyetçi fikirleri olduğu öne sürülerek bir şekilde öldürülmüştür. Mithat Paşa’ya iade-i itibarı Demokrat Parti dönemi yapmıştır.
Abdülhamit’in oldukça paranoyak bir kişilik olduğu bilinir.
Bu nedenle yıllarca Saray’dan dışarı adım atmamış, İstanbul’u çektirdiği fotoğraflardan görmüştür.
Kendisine karşı bir hareket olabileceği endişesiyle donanmayı Haliç’e kapatıp, çürümeye terk ettiği bilinen bir sırdır.
Müthiş bir baskı ve istibdat uygulamıştır. Bunu sağlamak için çok meşhur bir hafiye teşkilatı kurmuş, jurnalcilere büyük paralar ödemiştir.
Siyonizmin kurucusu Theodore Herzl ile bir Yahudi Devleti için pazarlık ettiği de sır değildir. Kudüs ve Filistin topraklarını değil ama bugün Kuzey Irak denilen bölgeyi Osmanlı’nın dış borçlarının ödenmesi karşılığında Yahudilere teklif etmiş, ancak borç sorununu başka türlü hal yoluna sokunca teklifini geri çekmiştir.
Bana göre objektif bir tarihçi olan Bardakçı, Sovyet Birliği’nin dağılmasını “özgürlüksüzlüğe” bağlarken, Abdülhamit’in hallini de aynı özgürlüksüzlük ile açıklamıştır. Bardakçı bunu “Halka nefes aldırmadı” şeklinde ifade etmiştir.
Tüm bunlara baktığımız zaman Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Sultan 2. Abdülhamit arasında bir benzerlik aramak Erdoğan’a yapılmış haksızlıktır.
Daha doğrusu Erdoğan’a yapılmış bir ayıptır.
Karnaval gibi karnaval Adana gibi Başkan
Bu yıl da Nisan ayının başında Adana’dayım.
2 yıl önce geldiğim ve tadı damağımda kalan Portakal Çiçeği Karnavalı için, Ali Haydar Bozkurt’un çağrısı ile buradayız.
Adana daha önceki gelişlerimde olduğu gibi coşkulu, neşeli ve her şeye rağmen keyifli.
Güzel bir iki gün geçirdik, ne yazık ki çok yedik.
Güzel sohbetler ettik.
Hapishane arkadaşım, Adana’nın seçilmiş belediye başkanı Zeydan Karalar ve eşi ile bir araya geldik.
Karnavalın zirve noktası ise her zaman olduğu gibi kent içinde dolaşan kortejdi.
Kortejin bitiş noktasında ise Adana Derya Uluğ konseri ile şenlendi.
14’üncüsü düzenlenen karnavalda, her yıl bir kortej kentin içini kat ediyor ve bir otobüsün üzerinde kentin yöneticileri, vali, belediye başkanı, diğer otobüslerde ise sanatçılar halkı selamlıyor.
Ve karnavalın en önemli özelliği siyaset üstü olması, hiçbir siyasi tartışmanın içine girmeyecek tarzda organize edilmesi.
Ancak bu kez böyle bir siyaset üstülük zordu.
Çünkü seçilmiş belediye başkanı Zeydan Karalar görevden alınmış ve tahliye edilmesine rağmen hâlâ göreve iade edilmemişti.
Ne var ki seçilmiş başkan ve Adana’nın sevgilisi olarak kortejde yer almak en doğal hakkıydı.
Fakat Zeydan Karalar, karnavala gölge düşürmemek için inanılmaz bir hareket yaptı.
Tam bir siyasi şova dönüştürebileceği bir imkanı, kortejde halkı selamlama olanağını elinin tersiyle itti.
“Ben otobüsün tepesine çıkıp halkı selamlarsam karnavalın ruhuna gölge düşürebilirim. Benim halkla beraber olmak için karnavalı kullanmama gerek yok. Bu kez karnavalı halkın içinden izlerim” diyerek otobüse binmedi.
Karnavalı bir siyasi şova dönüştürmedi.
Büyük bir özgüvenle halkın arasına girip, korteji Adanalı hemşerileriyle beraber, kaldırımda, bariyerlerin arkasından izledi.
Çok büyük bir hareketti.
Zeydan Karalar’a neden “Adana gibi Başkan” dediklerini daha iyi anladım.
İstifalar
Adana’da en çok sorulan sorulardan biri “Cumhuriyet Halk Partisi’nden 22 kişinin istifa etmesiyle ara seçime zorlama hamlesini nasıl değerlendiriyorsunuz?” oldu.
Siyasetçi değilim, danışman değilim, akıl hocası değilim.
Kararı vermek bana düşmez.
Ancak ortamı ve sistemi bilen biri olarak bunun bir işe yarayacağını zannetmiyorum.
İstifa ederler, ettikleri ile kalırlar.
Diyelim ki, ettiler ve Cumhur İttifakı da bu istifaları kabul etti, ara seçime gidildi.
İstifalar, CHP’nin en güçlü olduğu illerin vekillerinden bile gelse, CHP 22 vekilin yerine en iyi ihtimalle 12 ila 14 arası milletvekili seçtirebilir.
Yani 8 ila 10 arasında bir milletvekilini Cumhur İttifakı’na kaptırır.
Bu da iktidarın anayasal değişiklik sayısına biraz daha yaklaşmasını sağlar.
Bunun hangi büyük faydayı sağlayacağı sorusuna bir yanıt veremiyorum.
Verebilen varsa istifa yolu her zaman açık.
Almıyorlar çünkü
Keçiören Belediye Başkanı Özarslan’ın AK Parti’ye katılma girişimleri ikidir sonuçsuz kalıyor.
Ha bugün ha yarın derken tarih bile veriliyor ama olmuyor.
Anlaşıldığı kadarı ile Özarslan, günü geldiğinde ya da hini hacette Mansur Yavaş’ı cumhurbaşkanlığı adaylığından alıkoymak için kullanılmak üzere bekletilecek ve bu nedenle de AK Parti’ye alınmayacak.
Ankara’da herkesin konuştuğu, Keçiören Belediye Başkanı’nın karıştığı yolsuzlukların ya da yolsuzluk isnatlarının, Özarslan’ı adaylaştıran dostu Mansur Yavaş’ı zor duruma düşürmesi, bir dava ve hatta bu davaya bağlı olarak görevden alınması söz konusu.
“Bu yüzden de Özarslan AK Parti’ye kabul edilmiyor” fikri çok da yabana atılacak bir düşünce değil.
NE ZAMAN İNSAN OLURUZ?
Sevdiklerimize zaman ayırdığımızda.
X’te yazı hakkında yorumlarınızı paylaşın.
Geçmiş yazılar
Videolar







