
Fatih Altaylı
Yazı İçeriği
Baba
Sindirim organı olarak vicdan
Açığa almak gerekmez mi!
Bir yemek ve sonrası
Baba
Fatih Altaylı
Nisan 17, 2026
Yazı İçeriği
Baba
Sindirim organı olarak vicdan
Açığa almak gerekmez mi!
Bir yemek ve sonrası
Dün bu işi sadece Milli Eğitim Bakanı’nın üzerine yıkamayız deyip, 2000’lerin ilk yıllarında Türkiye’yi kasıp kavuran Kurtlar Vadisi adlı dizinin ülkeye verdiği zarardan söz edince “Ne yani bu çocuk Kurtlar Vadisi mi izledi?” diyenler oldu.
Genel olarak ne anlattığım anlaşıldı ise de anlamamakta ısrarcı olanlar da çıktı.
Yazıyı dikkatli okuyanlar benim “Kurtlar Vadisi nesli” diye çocuğun ebeveynlerini ve özellikle de babasını kastettiğimi görmemiş olamazlar.
Evde 5 tabanca bulunduran babanın, sorunlu olduğu öğretmenleri tarafından her aşamada gözlemlenen oğlunu 14 yaşında poligona, atış talimine götüren bir babanın “sağlıklı” bir ebeveyn olması mümkün görünmüyor.
Evde en az beş adet silah ve bolca mühimmat.
Evde 7 adet tabanca, 2 adet de av tüfeği olduğunu sonradan öğreniyoruz.
Bunları kullanmayı emniyetçi babasından öğrenmiş, kendi videosunda büyük bir ustalıkla şarjör dolduran, ruh sağlığı pek de yerinde olmayan bir genç.
Ve oğlunun ruh sağlığının yerinde olmadığını bildiği halde, psikolojik tedavi gördüğünü bile bile tüm bu silahları evde, ulaşılabilir durumda tutan bir baba.
Evde 7 tabanca!
Sonrası felaket.
Okul basan, elindeki silahları ustalıkla kullanan, katliam sırasında sanki bir komando gibi peş peşe şarjör değiştirip, akranlarını ve öğretmenlerini katleden bir çocuk.
Bugünkü çocukların ise artık Kurtlar Vadisi izlemeye ihtiyacı yok.
Zaten televizyon falan izledikleri de yok.
Sosyal medya üzerinde zaten yeterince şiddet görüyor, yaşıyorlar.
Giderek daha da gerçeğe yakın görüntüler veren bilgisayar oyunları vasıtası ile zaten cinayeti, ölümü normalleştiriyorlar.
Bununla ilgili de geçmişte çok yazı yazdım.
İlkokul çağında bir çocuk, bilgisayar oyunundaki şiddet sayesinde zaten binlerce “insanı” öldürmüş, ölümü ve öldürmeyi normalleştirmiş oluyor.
Ölümün gerçeklikle bağı kopuyor. Bilgisayar oyunu öldürme eylemini önemsizleştirdiği, sıradanlaştırdığı gibi bir yandan imkansızlaştırıyor. Ölenin ölmediği, hayatın sürekli resetlendiği bir alem yaratıyor.
Elbette bu oyunları oynayan her genç katil olmuyor, katliam yapmıyor.
Ama Kahramanmaraş örneğinde olduğu gibi biraz sorunlu bir kişilik, biraz sorumsuz ve belki de sorunlu bir ebeveyn böyle sonuçlar doğuruyor.
Tabii gözden geçirilmesi gereken bir başka mesele de “emniyetçi baba”.
Bir dostumun dediği gibi “Eğer onca yıllık polislik eğitimi ve yüklenen mesleki sorumluluk, emniyetçi babanın üzerindeki Kurtlar Vadisi etkisini silememişse vay halimize.”
Polis bir baba 14 yaşındaki oğluna silah eğitimi veriyorsa ve bu sonuçlara katkı sağlıyorsa eğer.
Varoşlardaki eğitimsiz, işsiz, gelirsiz babalarının çocuklarının Casper ya da Dalton olmasına da hiç şaşırmamak gerekir.
Bir ara size bu çetelerle ilgili bana anlatılanları aktarırım.
Dudağınız uçuklar.
Garanti.
Sindirim organı olarak vicdan
Kahramanmaraş’taki okul katliamı sonrası “Tek sorumlu Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin değil” demem, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in bu olayı da kapsayan yanlışlarından dolayı istifa etmesinin önünde engel değil.
Ar, izan ve hepsinden önemlisi vicdan sahibi yöneticiler, bu gibi olaylar karşısında “istifa” müessesesini harekete geçirmekten kaçınmazlar.
Çünkü vicdanları ve edepleri onlara bunu emreder.
“Evet, tek sorumlu ben olmayabilirim ama bulunduğum makam, bu sorumluluğun kendi payıma düşen kısmını üstlenmemi gerektiriyor” der ve bırakır.
Ama tabii bu saydığım özelliklere sahip insanlar yasal olarak hakkı olmadığı halde birkaç günlüğüne değiştirilen bir yasa ile rektör olmayı da, hak etmediği halde profesör olmayı da kabul etmezler.
Tüm bu haksızlıkları içine sindirmiş birinin, “birkaç” çocuğun ve “bir” öğretmenin ölümünü sindiremeyeceğini düşünmek fazla iyi niyetli bir beklenti olur!
Eminim ki, bu kafa çocukları kurtarmak için kendini mermilerin önüne atan öğretmene de “enayi” gözüyle bakıyordur.
Öğretmen canını verir, bakanı makamını bile vermez.
Açığa almak gerekmez mi!
Gülistan Doku davasında verilen ifadelerden, bu olayın bir cinayet, sorumlularından birinin ve belki de baş sorumlunun dönemin valisinin oğlu, olayı karartanların valinin emriyle valinin koruma polisleri olduğu giderek ortaya çıkıyor.
Ancak başta vali bu kişilerin hiçbirine henüz dokunulmamış olması bir garabet değil mi!
Elbette bu anlatılanların, gizli ya da açık tanık ifadelerinin doğru olmama ihtimali var.
Kimseyi peşinen suçlu ilan edemeyiz.
Ama en azından bunların “açığa alınması”, “görevden el çektirilmesi” soruşturmanın selameti açısından gerekmiyor mu!
Keza Ankara’da yürütülen bir başka çete soruşturmasında bir yüksek yargı mensubuna verilen rüşvetlerden, otomobillerden söz ediliyor.
Söz edilmesi, verildiği anlamına gelmez.
Keza bazı emniyetçilerin adı geçiyor.
Adlarının geçmesi de suçluluklarının kesin kanıtı sayılmaz.
Ama en azından soruşturma tamamlanana, bu yeni bilgiler ışığında ek iddianameler hazırlanıp hazırlanmayacağı belli oluncaya kadar bu kişilerin de görevden uzaklaştırılması gerekmez mi!
Tüm bu iddialar çok ağır ve önemli değil mi!
“Başka” davalarda gördüğümüz “aşırı” hassasiyetin en azından bir katresini bu davalarda da görmek istememiz abes mi!
Bir yemek ve sonrası
Dün Galatasaray Başkanı Dursun Özbek ve birkaç Galatasaraylıyla buluşmamız sosyal medyada olay olmuş.
“Dursun Özbek hakkında onca şey söyledi, şimdi nasıl aynı masaya otururlar?”
Yıllardır anlatmaya çalıştığımı anlayamayan ya da duymayanlar bunlar.
Hayattaki en yakın dostlarımdan biri, belki de birincisi Faruk Süren’dir.
Başkanlığı döneminde onu da çok eleştirdim.
Neler yazdım, neler dedim.
Cumartesi günü birlikte yemek yerdik, pazartesi günü köşemi okuduğunda kendisine yönelik bazen çok ağır olan eleştirilerimi görürdü.
Bir sonraki cumartesi yine buluşup yemek yerdik.
Rahmetli Özhan Canaydın ofisime gelir, normalde içki sokmadığım ofisimde onun için bulundurduğum viskisini yudumlardı, ben o sırada kendisine yönelik eleştirilerimi yazıyor olurdum.
Ne küserdik ne kavga ederdik.
Benim bildiğim Galatasaray buydu.
Eleştiri düşmanlık değildir.
Sert eleştiri de eleştiridendir.
Daha da önce de yazmışlığım vardır Galatasaray’da bunu özlediğimi.
Çünkü bu özelliğimizi kaybetmiştik.
Genel kurullarda kürsüde her şeyi söyler, sonra birlikte pasaja içmeye giderdik.
Rakip listelerden aday olur, seçim sonrası kaybedenle kazanan beraber cemiyette kafa çekerdi.
Galatasaray kültürü içinde büyümeyen Ünal Aysal, Mustafa Cengiz gibi başkanlar bunu pek anlamadı.
Galatasaray Lisesi sıralarından bu yana dostum Ahmet Yüce “Seni özledim, bir yemek yiyelim” deyince buluştuk.
Başkan Dursun Özbek de geldi, 40 yıllık arkadaşım, dostum, kardeşim Özer Saraçoğlu da.
Daha kalabalık da olabilirdik ama kısa sürede bu kadarımız buluşabildik.
Bazıları sanki masadaymış gibi konuştuklarımızı yazmış.
Vallahi de billahi de geyik yaptık.
Eski yönetimlerden bahsettik.
Ahmet Yüce bana “Galatasaray’ın vakanüvisi” der. Kaç Galatasaraylı kaldı Suphi Batur ile, Ulvi Yenal ile aynı masada oturmuş, Ali Uras ile Florya’da birlikte ağaç dikmiş, Ali Tanrıyar ile yıllarca birlikte çalışmış, Alp Yalman’la, Faruk Süren’le dostluk etmiş.
Eskileri anlattık.
Komik anıları, eski yönetimlerin bugün ile karşılaştırılmayacak meselelerini konuşup güldük.
Başkan da Seyrantepe’deki yeni projelerden söz etti.
Ahmet Yüce ise benim son yıllarda özellikle uzak durmamı eleştirdi.
Başkan Dursun Özbek “Bizi eleştirmen, bize muhalefet yapman bizi diri tutuyor, lütfen eleştirmeye devam et” dedi. Gülerek “Ölçüyü kaçırmazsan sevinirim” diye de ekledi. (Ama ben ölçüyü kaçırmakla ünlüyüm)
Keyifle 4 saatlik sofra muhabbeti o kadar, kimse arkasında derin anlamlar aramasın.
Yemekten sonra eve dönerken Özer sosyal medyada bir taraftar grubunun, tarikatçı liderinin Florya’ya gidip, futbolculara elinde megafonla yaptığı konuşmayı gösterdi.
Bütün keyfim kaçtı.
Benim Galatasaray’ım bu değil.
Neden futboldan uzak durduğumu, neden çok sevdiğim kulübümden uzak durduğumu bir kez daha hatırladım.
Ne zaman insan oluruz?
Themis’in gözündeki bağı açmadığımız zaman.
X’te yazı hakkında yorumlarınızı paylaşın.
Geçmiş yazılar
Videolar







