
Fatih Altaylı
Yazı İçeriği
Yargıya güven nasıl artar?
Babacan DEVA’dan umudu kesti mi!
Yok kardeşim, yok
Yargıya güven nasıl artar?
Fatih Altaylı
Nisan 24, 2026
Yazı İçeriği
Yargıya güven nasıl artar?
Babacan DEVA’dan umudu kesti mi!
Yok kardeşim, yok
Uyuşturucu operasyonlarının yapılış ve yayınlanış biçimini burada defalarca eleştirdim.
Tonlarca uyuşturucuyu Türkiye’ye sokan uyuşturucu ya da uyarıcı madde baronlarına kimse dokunmazken, hasbelkader yakalananlar TBMM’de Anayasa Komisyonu üyeliği yapmış milletvekillerinin yargıya yaptığı baskı sonucu serbest bırakılırken, çoğu ünlü ve zengin birtakım kişilerin uyuşturucu kullandıkları iddiasıyla gözaltına alınıp, bunun kamuoyu ile paylaşılmasının uyuşturucu kullanımını normalleştirdiğini, neredeyse başarılı olmanın mütemmim cüzü ya da ödülü gibi gösterdiğini, hatta bazı uzmanların söylediği gibi uyuşturucu kullanımının getirdiği suçluluk duygusunu da ortadan kaldırdığını yazdım.
Bu kanaatimde de ısrarlıyım.
Ancak şunu da söylemem lazım. Toplumun önemli bir bölümü hatta kahir ekseriyeti benimle aynı kanaatte değil.
Yakın çevrem ve okurlarım dahil pek çok kişi bu operasyonları başarılı ve yerinde buluyor, dahası gözaltına alınma ve teşhir edilmeleri de büyük bir sorun olarak görmüyor.
Pek çok kişi bu operasyonların caydırıcı, engelleyici ve elzem olduğunu düşünüyor, buna inanıyor.
Şunu açık söylemeliyim ki, destek çok yüksek.
Ve buna AK Parti iktidarını kıyasıya eleştirenler de dahil.
Ancak ben kendi fikrimde ısrarcıyım ve çoğunluğun desteklemesi bir şeyi doğru yapmaz.
Fakat bir hakkı da teslim etmek lazım.
Gülistan Doku dosyasının tozlu raflardan indirilerek bir cinayet soruşturmasına dönüşmesi, hızla gelişerek dönemin valisinin, oğlunun ve pek çok kamu görevlisinin de tutuklanması ile ilerlemesi de toplumda ciddi bir karşılık buldu.
Hele hele benzer biçimde kapatılmış ve neredeyse zaman aşımına uğramak üzere olan birtakım başka faili meçhul cinayetlerin veya cinayet şüphelerinin dosyalarının da açılacağının açıklanması yine halkın çok olumlu bulduğu gelişmeler.
Emekli general Ethem Büyükışık’ın oğlu Dorukhan’ın öldürülmesi ile ilgili dosyayı yıllar boyu takip edip, sonunda soruşturmayı yeniden başlatmayı başarması çok ciddi bir sevinç dalgası oluşturmuştu.
Şimdi Gülistan Doku ve diğerlerinin de gündeme gelecek olması önemli.
Bana öyle geliyor ki, Türk yargısı son yılların en önemli ve ciddi PR çalışmasını başlatmış durumda.
Yargıya güvenin yerlerde süründüğü ve yüzde 20’lere kadar gerilediği bir dönem ve ortamda dosyaların açılması ve “ödüllü” bir valinin maskesinin düşürülerek cezaevine atılması, hiç kuşkusuz yargıya güven endeksinde bir yükselmeye yol açacaktır.
Beşiktaş Belediyesi’ni yargı karşısına taşıyan Aziz İhsan Aktaş Suç Örgütü davasının ama daha çok İBB Davası’nın yargının güvenilirliğini iyiden iyiye tartışmaya açtığı bugünkü ortamda bu davaların yargının imajını toplama konusunda bir etki yaratacağına kuşku yok.
Zaten bu davaların “iktidar valilerinin” bile gözyaşına bakmadan yürütüldüğü algısı bu yüzden önemli ve özellikle yaratılıyor zannederim.
Muhtemeldir ki, önümüzdeki günlerde birkaç iktidar belediyesine yönelik operasyonları da görüyor olabiliriz.
“Harcanabilir” valiler ve “harcanabilir” siyasetçiler bu dönemde daha yüksek bir amaç uğruna okkanın altına atılacaktır.
Fakat ne olursa olsun, eski Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı yargı önüne çıkmadan yargıya güvenin genel anlamda tesisi pek de mümkün olmayacaktır.
Babacan DEVA’dan umudu kesti mi!
Hatırlıyorsunuz, CHP’nin eski genel başkanı, şimdilerin “kayyum” adayı Kemal Kılıçdaroğlu 15 DEVA ve 10 Gelecek Partisi adayını, CHP listelerinden TBMM’ye sokmuştu.
Bunların bir bölümü geçtiğimiz 2 yıl içinde partilerinden ayrılarak geldikleri yer olan AK Parti’ye geri dönmüşlerdi.
Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu da uzunca bir süreden beri AK Parti’yle ve AK Parti yönetimiyle açık açık flört etmeye çalışıyor, net mesajlarla gönlünün hâlâ AK Parti’de olduğunu gösteriyordu.
Davutoğlu’nun bu flörtöz tutumuna, AK Parti cenahından pek yüz veren olmasa da, Davutoğlu ilgisini saklamıyordu.
Şimdi buna Ali Babacan da eklenmiş görünüyor.
Babacan AK Parti’den koptuğu günden bu yana ilk kez bu kadar açık ve belirgin mesajlarla AK Parti’ye seslenmeye başladı.
AK Parti ile arasında bir sorun olmadığını, temel meselelerde anlaşırlarsa AK Parti’ye dönebileceğini anlatmaya başladı Babacan.
Benim buradan sezinlediğim, Ali Bey’in DEVA’dan umudu kestiği ve “Eğer Türkiye siyasetinde var olacaksam ancak AK Parti içinde var olabilirim. Ya AK Parti’ye dönerim ya da siyasetten koparım” noktasına geldiği.
Haksız da sayılmaz.
Ali Babacan, muhafazakar seçmende karşılığı olan bir isim.
Muhafazakar olmayan merkez sağ seçmen de Babacan’a sempati besliyor kuşkusuz.
İş dünyasında da Babacan’a yönelik bir sempati olduğu aşikar.
Babacan siyasette tek başına bir etken değil.
Ama AK Parti ile birlikte önem kazanıyor.
AK Parti ise Babacan ile güç kazanıyor.
Babacan da muhtemelen bunu değerlendirmek ve “post-Erdoğan” dönemde AK Parti çatısı altında olmanın kendisi için avantaj olacağını düşünüyor.
Ancak ben AK Parti içindeki güçlerin Babacan’a bu fırsatı vereceğini hiç ama hiç zannetmiyorum.
Yok kardeşim, yok
Ben her şeyden ve herkesten uzak durmaya çalıştıkça her şey ve herkes bana bulaşıyor.
İşi gücü bıraktım, delilerin kuyuya attığı taşları çıkarmaya çalışıyorum.
Birileri hâlâ iddia ediyor, “Altaylı inkar etse de siyasete girecek biliyorum”.
Ben bilmiyorum ama o biliyor.
Yok kardeşim.
Siyasete falan girmiyorum.
İşimden memnunum.
Gazetecilik yapıyorum, yapmaya devam edeceğim.
Biraz kafamı toparladıktan sonra günlük programlara da başlayacağım ama siyasete falan girmiyorum.
Zaten bir teklif falan da yok.
Herhangi bir partinin beni istediği de yok. İstese de benim bir partiye gireceğim yok. Zaten benim gibi kontrol edemeyecekleri birini niye istesinler?
Bir başka grup ise benim Galatasaray Spor Kulübü yönetimine gireceğimi iddia ediyor.
Öyle bir şey de söz konusu değil.
2002 yılında Galatasaray’da yöneticilik defterini kapattım.
Rahmetli Özhan Canaydın’ın 2. başkanlık teklifine hayır dedim ve o gün benim için konu kapandı.
Bugün de böyle bir teklif zaten yok, olsa da yanıtım belli, “Hayır”.
Her ikisinde de, yani siyasette de, Galatasaray yöneticiliğinde de benim üzerimdeki tek yetkili organ olan eşim ben istesem bile veto hakkını kullanır.
Lütfen bu saçma iddiaları ısıtıp ısıtıp milleti meşgul etmeyin.
Ne zaman insan oluruz?
Utanmazca yalan söylemediğimiz zaman.
X’te yazı hakkında yorumlarınızı paylaşın.
Geçmiş yazılar
Videolar







