Gayriresmî kraliyet yatı
Fatih Altaylı
Nisan 26, 2026
Yazı İçeriği
Gayriresmî kraliyet yatı
Karar güzel, engel hukuk
Bugün Pazar, biraz daha eğlenceli konulardan söz edelim, biraz dedikodu yapalım dedim.
Zenginin malı züğürdün çenesini yorarmış misali, güzel bir tekneden daha doğrusu bir mega yattan bahsedelim.
Birkaç gün önce bir haber gördüm.
Koç Holding’in başkanı M. Ömer Koç yatıyla Yunan adalarını dolaşmak üzere Bodrum’dan denize açılmıştı.
Benim cehaletim olsa gerek Ömer Koç’un da bir yatı olduğunu bilmiyordum.
Babası Rahmi Bey’in Nazenin V’ini bilmeyen yoktu. Sparkman & Stephens dizaynı 56 metrelik yelkenli, Koç ailesine ait RMK Yacht’ta yıllar önce inşa edilmişti.
Rahmi Bey’in dünya turuna ev sahipliği yapmış teknede, Koç Holding’in onursal başkanı her yıl dostlarını ağırlar, yaz boyunca uzun seyahatler yapardı.
Keza nur içinde yatsın rahmetli Mustafa Koç’un Caressa K isimli yatı da bilinirdi.
37 metrelik irice bir trawler tarzındaki yat da Rahmi Bey’in Nazenin V’i gibi ailenin RMK tersanesinde imal edilmişti.
Ali Koç ise ailenin tersanesinde yapılmış bir tekneyi değil, İtalyan Benetti marka bir tekneyi tercih etmişti. Sonrasında bu tekneyi satıp, yerine bir Horizon imalatı ikinci el bir tekne aldığını duymuştum.
Ama ne yalan söyleyeyim, Ömer Koç’un bir yatı olduğundan haberim yoktu.
Fotoğraflarını görünce çok beğendim.
Ömer Koç’un entelektüel tarafı zaten herkesin malumu ve rafine zevkleri olduğu da bilinir.
Sahibi olduğu yat da tam kendisine yakışır görüntüde.
Eski dönemin çizgilerini taşıyan modern bir yat.
Gövde önden modern, arkaya doğru daha klasik bir havada.
Üst yapı inanılmaz zarif.
Devasa yatın büyüklüğünü saklayan yuvarlak hatlar.
Biraz Philippe Starck’ın ilk tasarladığı teknelerden biri olan Feadship yapımı Wedge too’yu andıran üst yapı hatları - ki bu tekne benim en beğendiğim tekneler arasında herhalde ilk sıraları alır.
Fotoğraflara biraz daha dikkatli bakınca “Ulan ben bu tekneyi biliyorum” dedim.
Ömer Koç’un Yunan adalarına doğru açıldığı teknesi, çok iyi bilinen yatlardan biri, Leander G’den başkası değildi.
Emekli bir İngiliz amiral tarafından Almanya’da Kusch Yachts’a sipariş edilmiş, ancak adam eski teknesinden vazgeçemeyeceğini anlayınca daha kızaktayken bir başka İngiliz amirale satılmıştı.
1992 yılında suya indiğinde yatçılık camiasında hemen adından söz ettirmeye başlamıştı.
Canoe stern denilen karpuz kıçıyla, dönemin değişmeye başlamış tekne dizaynından ayrışan bir mega yattı.
Gerçi Kusch Yachts yaklaşık 10 yıl sonra suya indirdiği 65 metrelik White Rose of Drachs’ta da benzer bir kıçı tercih etmişti ama Leander G, bir zamanlar sıklıkla güney sahillerimize ve özellikle Göcek’e demir atan White Rose of Drachs’tan çok daha güzel bir tekneydi.
75 metre boyunca, 12,8 metre enindeki Leander G 1992 yapımıydı.
Her biri 3600 beygir gücündeki iki Deutz makinasıyla 14 millik seyir süratine sahipti.
Ve 12 misafiri 26 personel ağırlıyordu.
Adını da sahibinin süvariliğini yaptığı İngiliz donanma gemisi HMS Leander’den almıştı.
İngiliz yatçılığının en önemli teknelerinden biriydi.
Öyle ki, İngiliz Kraliyet ailesi, Kraliyet yatı Britannia’yı emekliye ayırdıktan sonra Leander G İngiltere’nin gayriresmî Kraliyet Yatı olmuş, İngiltere Kraliçesi Elizabeth’i, şimdiki Kral Charles ve eşi Camilla’yı Karayipler’de, İngiliz karasularında defalarca ağırlamıştı.
Gerçekten şahane bir tekneydi, her şeyiyle daha büyük, daha geniş, daha pahalı olan yatlardan ayrışıyordu.
Ömer Koç’un Yunan adalarına doğru açıldığı yat işte bu yattı.
Sonra öğrendim ki, Ömer Koç bu yatı birkaç yıl önce almış.
Muhakkak ki, içini de kendi zevkine göre yeniden yapmıştır.
Sıradan olmaktan çok uzak Ömer Koç’a böyle bir yat yakışırdı.
Tabii bana ilginç gelen bir şeyi de yazmadan edemeyeceğim.
RMK Marine, Türkiye’nin en önemli tersanelerinden biri.
Geçmiş yıllarda Türkiye’nin MİLGEM yani milli savaş gemisi projesini de almış ancak daha sonra bu ihale iptal edilmişti.
Savaş gemisi, yük gemisi gibi gemilerin yanı sıra süper lüks mega yatların yapımı konusunda da uzman bir tersane.
Denizlerde yelken açan pek çok büyük yatın imalatçısı.
Bir dönem en iyi yelken üreticilerinden Oyster’a 100 ve 125 feetlik şahane tekneler imal etmiş bir tersane.
Bazı ünlü Türk müşterilerinin de bugün Akdeniz marinalarında bağlı tekneleri de RMK yapımı.
Rahmi Koç ve Mustafa Koç’un tekneleri de RMK’da suya indirilmişti.
Ali Koç’un RMK’ya kızıp Benetti aldığı konuşulurdu.
Ömer Koç’un da kendi tersanesini değil, yabancı bir tersaneyi tercih etmesi ilginç geldi bana.
Ama tercihinde de haksız diyemeyeceğim.
Çok hoş, çok da soylu bir tekne.
İngiliz kraliyet ailesini ağırlamış olmak epey şanlı bir geçmişe işaret ediyor.
Teknenin bugünkü değerini merak ediyorsanız onu da söyleyeyim.
İlerlemiş yaşına rağmen 60 milyon dolar civarında bir ederi var.
Size bu güzel teknenin birkaç fotoğrafını da koyayım.
Zenginin malı züğürdün çenesini değil, gözünü de yorsun.
Ama Koç kadar param olsa Kahraman Sadıkoğlu’ndan Savarona’yı alırdım.
Bence ne tarih, ne zarafet, ne de asalet olarak daha üstü yok.
Karar güzel, engel hukuk
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın "Faaliyetlerini yurt dışında sürdüren ve son üç yılda Türkiye’de vergi mükellefi olmamış kişi ve kurumlardan Türkiye’ye gelmeleri halinde 20 yıl boyunca sıfır vergi alacağız" açıklaması oldukça doğru bir politikaya işaret ediyor.
Ayrıca bu kişi ve şirketlerden veraset ve intikal vergisi de yüzde 1 oranında alınacak.
Bu da uygun.
Dünyada bunu yapan başka ülkeler de var; bazıları İngiltere gelişmiş ülkeler, kimileri Avrupa’daki küçük ülkeler, bazıları da Birleşik Arap Emirlikleri gibi yerler.
Kimisi yüzde 1, kimisi yüzde 5 vergilendiriyor, kimisi hiç almıyor.
Türkiye muhtemelen bu yolla Dubai’den kaçan yatırımcıları ve işletmeleri Türkiye’ye çekmek istiyor.
Son bir yılda kara paraya karşı yürütülen mücadelenin de bu kararın arifesinde yapılmış olması bakımından önemli.
Finansal aksiyon gücünün Türkiye’deki denetimlerinin olumlu geçmiş olması da bu kararın değerini artırıyor.
Ancak çok çok önemli bir sorun var.
Hukuk.
Para, yatırım, yatırımcı “hukuk” sever.
Bakın, adalet demiyorum.
Para açısından adaletin bir önemi yoktur.
Sermaye sadece hukukun en azından “kendisine” karşı adil olmasını talep eder.
Öngörülebilir olmasını talep eder.
Oyun başladıktan sonra kuralların değiştirildiği yerleri sevmez.
Bir sabah kapısına dayanılma ihtimalini gördüğü yerde değil sıfır vergi, negatif vergi diye bağırsan bile gelmez.
Yaklaşım doğru.
Karar doğru.
Beklenti doğru.
Ama karşılık bulması kolay değil.
Böyle bir hukuk sistemiyle, böyle bir algı yaratılmışken ne yaparsanız yapın para ve sermaye zor gelir.
Ne kadar ekmek o kadar köfte derler ya.
Ne kadar hukuk o kadar sermaye de diyebilirsiniz.
Ne zaman insan oluruz?
Yüzleri güldürdüğümüz zaman.
X’te yazı hakkında yorumlarınızı paylaşın.
Geçmiş yazılar
Videolar








