Pahalı olan kırmızıydı beyaz değil
Fatih Altaylı
Haziran 14, 2026
Yazı İçeriği
Pahalı olan kırmızıydı beyaz değil
O surata bu sonuç
Doğrusunu isterseniz, son zamanlarda gördüğüm en “acayip” hareket oldu Türkiye’nin beyaz et devlerine “kayyum” atanması.
Niye oldu, hangi gerekçe ile oldu anlamak mümkün değil.
Anlatılan gerekçe “fiyat” tam tanımıyla “haksız fiyat artışı”.
Ve bu durumu düzeltmek için “denetim kayyumu” adı altında atamalar.
Şirketlerin yöneticileri ise gözaltında.
İlk bakışta “Vay be. Göz açtırılmıyor” diyenler olabilir ama durum bu mu!
Çok açık söyleyeyim, böyle bir operasyonu hak eden bir sektör olabilir mi!
Olabilir!
Liberal ekonomilerde böyle bir operasyon, böyle bir gerekçe ile böyle bir operasyon olmaz ama ille de olacaksa olsa olsa kırmızı et sektörüne olabilir.
İthalata rağmen düşmeyen fiyatlar, dünya fiyatlarının çok üzerinde fiyatlar nedeniyle kırmızı et sektörünün oyuncularına, özellikle de fiyatı düşürmeyen ithalatçılarına bir kayyum atansa kimsenin gıkı çıkmaz belki ama tavukçulara atanınca doğrusu herkes şaşırdı.
En azından ben şaşırdım.
Evet Türkiye’de yumurta fiyatları biraz yüksek ama genel olarak sektör hem beyaz et, hem yumurta fiyatlarında kırmızı ete göre makul düzeyde.
Şöyle ki, Türkiye’de tavuk eti fiyatları dünya sıralamasında 78. sırada. Tüm Avrupa’dan ve hatta Amerika’dan daha ucuza tavuk yiyoruz. Satın alma gücüne göre muhtemelen dünyanın en ucuz tavuğunu Türkler tüketiyor.
Buna karşın kırmızı et fiyatlarında dünyada 17. sıradayız. Yani dünyada en yüksek fiyatla et yiyenlerden biriyiz, satın alma gücüne oranla dünyanın en pahalı kırmızı etini yiyen toplumuz.
Yani rakamlar ya da fiyatlar diyor ki, “Liberal ekonomiye rağmen böyle bir şey yapılacaksa bari kırmızı etçilere yapsaydınız, et ithalatçılarına yapsaydınız”.
Korkarım ki, tavuk eti üreticilerine yapılan bu operasyon tam tersi bir sonuç verebilir, fiyatları düşürmek yerine artırabilir veya zorlama bir fiyat kontrolü ile zaten düşük olan fiyatları daha da düşürerek tavuk üreticilerini batırabilir.
Kimileri de “Seçime giderken bu yolla tüm üreticilere zam yaparsanız başınıza bunlar gelebilir” mesajı veriliyor diyenler de var.
Gerçekten mesaj bu ise, mesajı alanlar olursa zararına satışa razı mı gelir, yoksa üretmeyi mi bırakır!
Onu da görürüz.
O surata bu sonuç
Dünya Kupası finallerine mağlubiyetle başladık.
Hem de rahat yeneriz diye baktığımız Avustralya’ya kaybederek.
Maçı izlediniz mi bilmiyorum.
Maçın 15. dakikasında “Ya berabere biter ya da bir kontratak golüyle kaybederiz” maçı olduğu o kadar belliydi ki!
Türkiye katı savunma yapan takımlara karşı ne yazık ki hep böyle sonuçlar alıyor.
Savunma yapmayı unutuyor, tek ataktan bile gol yiyip maçı veriyor.
Maç boyunca topa hakim taraf gibi göründük.
Daha çok rakip kale önünde oynayan bizdik.
Top genelde bizdeydi ama artık bu hiçbir şey ifade etmiyor.
Elinde bir Icardi ya da bir Osimhen yoksa bu tip maçları kaybediyorsun.
Ya da kilidi tek başına açacak çok üstün bir yetenek arıyorsun ama o da yok.
Hele hele bir de Kerem Aktürkoğlu, Barış Alper Yılmaz, Orkun Kökçü, Arda Güler ve hatta Uğurcan Çakır da bu kadar kötü oynayınca kazanman mümkün olmuyor.

Herkesin hücumu düşündüğü, orta sahanın bile gole konsantre olduğu bir takım görüntüsü verdi Türkiye.
Hal böyle olunca üç ciddi atak yapan Avustralya iki gol buldu.
Montella ise kadro tercihi ile eleştirilebilir ama başka bir kadro ile de eleştirilebilirdi. Belki değişiklikleri daha önce yapabilir, Barış’ı diğer kanada alıp, Kenan Yıldız’ı Kerem’in yerine alabilirdi. Arda’yı çıkarmak kolay değildi ama Arda’sız da düşünmek mümkündü.
Şimdi iki maçı da kazanmak gerek gibi ve maçımız ev sahibi ile.
Yani işimiz hiç kolay değil.
FIFA Başkanı ile yan yana oturup, tek kelime konuşamayan Federasyon Başkanı’nın maç öncesi ve maç sırasındaki yüz ifadesi bu sonucun nedenlerinden birini anlatıyordu aslında.
Türk futbolu, Türk futbolcusu ve Türk milleti bu suratı hak etmiyor.
Ne zaman insan oluruz?
Ahlaksızlık içine işlemişlerle muhatap olmadığımız zaman.
X’te yazı hakkında yorumlarınızı paylaşın.
Geçmiş yazılar
Videolar








