
Fatih Altaylı
Yazı İçeriği
Yabancıya çıkar, Türk’e yarar
Nedeni başka
Bilmediğimiz şeyler ne demek!
Yabancıya çıkar, Türk’e yarar
Fatih Altaylı
Nisan 27, 2026
Yazı İçeriği
Yabancıya çıkar, Türk’e yarar
Nedeni başka
Bilmediğimiz şeyler ne demek!
Dünkü yazımda birkaç gün önce Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından açıklanan “Yurt dışında yaşayan, son 3 yıl ülkemizde vergi mükellefi olmayanların ülkemize gelmeleri halinde 20 yıl yurt dışı kaynaklı gelirlerinden vergi almayacağız” ve “Bunların veraset ve intikal vergisi oranını da yüzde 1 olarak uygulayacağız” şeklindeki açıklaması ile ilgili fikirlerimi kaleme aldım.
Kağıt üzerinde son derece doğru görünen ve Türkiye’ye istihdam yaratacak, yatırım değilse de para getireceği düşünülen bu düzenlemenin, çok da büyük işlerliğinin olmayacağını, Türkiye’deki hukuk sorunları sürdükçe, Türkiye’ye yabancı sermaye gelmesinin pek de mümkün olmadığını yazdım.
Fikir olarak çok doğru olan ve Dubai’nin yerini almak amacıyla yapılan bu planlamanın tutma olasılığını zayıf görüyordum.
Derbi maçı sırasında Türkiye’nin önemli banka yöneticileri ve iş insanları ile karşılaşıp sohbet ettik.
Türkiye’nin kıdemli banka yöneticilerinden biri yazımı okumuştu ve şöyle dedi: “Tam da dediğin gibi. Bir tek kör kuruş yabancı sermaye gelmez. Yeni yabancı sermaye gelmesini bırak, eldekinin kaçmaması için uğraşmamız gerekiyor. Yatırım, yatırımcı değil yüksek faize rağmen sıcak para girişi bile zayıfladı.”
Peki, bunu benim gibi bir gazeteci, muhatabım gibi bir bankacı görüyordu da ekonomi yönetimi göremiyor muydu!
“Görmemeleri mümkün değil. Tabii ki görüyorlar. Büyük ihtimalle Türkiye’den gitmiş yerli sermayeyi geri çekmek için böyle bir düzenleme yapıyorlar. ‘Gittiniz diye kızgınız ama bir kerelik bir af çıkaralım geri gelin’ diyorlar diye düşünüyorum. 3 yıldan beri vergi mükellefi olmayanlar diyerek üç yıllık bir sınır koymaları da bu yüzden zaten. Yeni bir paranın gelmesi için yapsalardı, üç yıl demeye gerek yoktu. Onlar da yabancının gelmeyeceğini biliyorlar. Konuştukları herkes söylüyor bunu.”
“Peki, giden yerli sermaye gelir mi?”
“Gelmez. Gitmelerine neden olan şartlar aynen dururken niye gelsinler. Belki çok az bir bölümü gelir. Ama sana şunu söyleyeyim, bu gibi düzenlemeler, varlık barışı benzeri düzenlemeler yabancılar için çıkarılsa bile bundan genelde Türkler yararlanır. Şimdi de bir kısım para gelebilir. Bunun bir kısmı da kara demeyelim ama biraz grimtrak para olabilir. Uygulamanın esasları ne olacak daha tam bilmiyoruz ama sonuçta yine Türklerin parası gelecektir gelirse.”
“Yabancı niye gelmez? Tek mesele hukuk mu?”
“Aynı ya da benzer şartları sunan çok daha güvenilir ülkeler var. Sadece hukuk değil, ekonomik olarak da daha güvenilir. İtalya bile bu şartları sağlayacağını açıkladı çoktan. Zaten bir kısım para oraya gidiyor.”
“Peki, bu yeni plan işe yarar mı?”
“Yaramaz. Net. Birileri ile bilmediğimiz bir pazarlık yapılmadıysa, bir söz alınmadıysa yaramaz. Bir pazarlık yapıldığını, bir söz alındığını da zannetmiyorum”
Nedeni başka
İlginçtir, ne zaman CHP’nin mevcut yönetiminin yaptığı doğruları anlatan ya da yönetimi savunan bir yazı yazsam, en sert tepkiyi ve eleştiriyi iktidar yanlılarından değil, kendini CHP’li olarak göstermeye çalışan tiplerden ve bunların sosyal medya uzantılarından ama özellikle de kendilerini CHP’li gibi göstermeye çalışan FETÖ uzantılarından alıyorum.
Tam da FETÖ taktikleri ile, doğrudan yazıya yönelik itirazlarla değil, itibarsızlaştırma çabaları ile.
FETÖ bunu bana 20 yılı aşkın zamandır yapıyor. Nasıl yaptığını, neden yaptığını başka bir gün uzun uzun anlatırım.
Önceki gün de CHP yönetiminin doğru işler yaptığını söyleyip, CHP olmasa ülkede adaletten, fikir özgürlüğünden, basın özgürlüğünden, demokrasiden, yargı bağımsızlığından, kuvvetler ayrılığından kimsenin söz etmeyeceğini yazınca ve bu kadarının bile çok önemli olduğunu vurgulayıp, CHP’nin darbe sonrası dönemin en yüksek oy oranına çıktığını da ekleyince bu sözde CHP’liler ve CHP’li postuna bürünmüş FETÖ artığı troller kudurdular.
Ve buraya bir şey söyleseler çok hızla deşifre olacakları için, dün Ömer Koç’un yatıyla ilgili yazıma saldırıp “Bak işte sermayeyi hoş tutmaya çalışıyor” demeye başladılar.
Beni bilen bilir, kimseyi hoş tutma arzum yoktur. Koç ailesinin en tanınmış ferdine yönelik kaleme alınmış en sert yazıyı yazmış adamı böyle karalayamazsınız.
Üstelik paçalarınızdan akan cehalet okuduğunuzu anlamanızı da engelliyor ve bana saldırmak için komik hale düşüyorsunuz.
Evet, bir Pazar yazısında, Ömer Koç’un ikinci el olarak 60 milyon euroya satın aldığı ve satın aldığında neredeyse çeyrek asırlık olan yattan söz ettim.
Ama yazıdaki şu eleştiriyi anlamamış ahmaklar.
Koç Grubu’nun mega yat inşasında iddialı bir tersanesi varken, Koç ailesi fertlerinin kendi tersanelerini tercih etmemesi önemli değil miydi!
Rahmetli Vehbi Koç’un “Kendi ürettiğimizi kendimiz kullanmazsak, başkasına nasıl kullan diyebiliriz” şeklindeki felsefesi artık geçerli değil miydi!
Yazıdaki önemli soru buydu.
Ama mesele benim o yazıda ne yazdığım değil, bir önceki yazımda CHP’ye yönelik olumlu eleştirilerimdi.
Saldırının asıl nedeni buydu.
CHP’li gibi görünen medyanın analizini de yine başka bir güne bırakalım.
Mutlu takım, mutsuz takım
Bir derbi geride kaldı ve Galatasaray son üç maça girilirken en yakın rakibi ile puan farkını 7’ye çıkardı. Trabzonspor lig yarışında hem şampiyonluk hem de lig ikinciliği için Fenerbahçe’den daha şanslı hale geldi.
Birkaç yıldır futbolla daha doğrusu Türkiye ligleri ile ilgimi minimuma indirmiş olsam da, derbiyi izledim.
Şunu söylemeliyim ki, kağıt üzerinde iki takım arasında bir değer farkı var gibi görünse de, aslında büyük bir fark yok.
Fenerbahçe’nin orta sahasının toplam kalitesi muhtemelen Galatasaray’ın orta sahasının toplam kalitesinden fazla olabilir.
İki takım arasındaki kağıt üzerindeki değer farkının temel nedeni, Osimhen’e ödenen para ve zaten Fenerbahçe’nin kötü yönetildiğinin kanıtı da tam burası. Koskoca Fenerbahçe’nin bir tane bile santrfor özellikli oyuncusu yok, en uç mevki 19 yaşında kendini
kanıtlamamış bir çaylak oyuncuya teslim edilmiş. Takımın gayet başarılı forvetleri ve gol kralı tu kaka yapılıp gönderilmiş ve yerine bol bol orta saha ve Şerif denilen bu çocuk alınmış.
Fenerbahçe’nin doğru düzgün bir forveti olsaydı bu sene şampiyon olurdu, net.
Fenerbahçe’de kimse Tedesco’yu falan suçlamasın, Fenerbahçe’de asıl sorun yönetimler.
Yönetimlerdeki fark nedeniyle Galatasaray mutlu bir takım, Fenerbahçe ise mutsuz bir takım.
Bakınca bunu görüyorsunuz.
Fenerbahçeliler spor basınına da aldanmasın. Seneye yeni bir başlangıca, birkaç sene kaybetmeye falan gerek yok. İyi bir santrfor ve bir iki takviye ile bu takım şampiyonluğa oynar yine. Galatasaray’da Osimhen’e söylendiği gibi Real Madrid’den bir teklif gelir ve giderse Fenerbahçe’nin önümüzdeki yıl şansı daha da artar.
Bu maça gelirsek.
Federasyon başkanına ve kötü hakeme rağmen futbolcular kötü niyetli olmayınca kötü olmayan bir maç izledik. Talisca penaltıyı auta atmasa her şey bambaşka olabilirdi. Ama attı.
Hakem umduğumdan iyi ama yine de çok kötüydü.
Fenerbahçe’nin penaltısı haklıydı. Sane’ye yapılan penaltıydı, vermedi. Yunus’a yapılan verilmese kimse bir şey diyemezdi verdi. Osimhen’in penaltı beklediği pozisyonun ise penaltı ile alakası yoktu.
Ederson kırmızı kartı görmesi gerekenden çok sonra gördü. Belli ki bir an önce ülkesine dönmek ve milli takıma hazırlanmak istiyor.
Fenerbahçe defterini kapamış. Ederson’u alanları kimse suçlamasın, her yönetim Ederson’u almak ister. 60 milyon euroluk maliyet çok ama önemli kaleci. Tutmamasının nedeni takımdaki genel mutsuzluk ve camiadaki genel hava. İşler ters gitti mi ne yazık ki böyle olur.
Genelde Federasyon’un hık deyicisi durumda olan ve hakem hatalarını örtbas etmekle görevli Bein Sports “triosu” bu kez hakemi astılar. Belli ki Yasin Kol denilen adamın ipi çekilmiş, gözden çıkarılmış. Darısı mafya pozlarındaki cahil hamisinin başına. Türk futboluna hiç ama hiç yakışmıyor.
Galatasaray bundan sonra şampiyonluğu verir mi!
3 maçtan 3 puan alır diye düşünüyorum. Zaten alamazsa şampiyon falan da olmasın!
Bilmediğimiz şeyler ne demek!
Birkaç hafta önce yargı konularında iyi haberler veren iktidara yakın bir isimle karşılaştık.
Ayaküstü sohbet ederken, yargıdaki saçmalıklardan söz ettim ve birkaç örnek verdim.
Bunlardan birkaçı İBB ve Aziz İhsan Aktaş Suç Örgütü davasında iddianamelerde bile suçlanmadığı ya da iddianamede istenen cezaları üst sınırdan almaları halinde bile yattıkları süre nedeniyle tahliye olması gereken sanıklar ve hâlâ içeride olan Mehmet Akif Ersoy ve Ela Rümeysa Cebeci davasıydı.
“Bu iki kişinin fazlasıyla aktif ve bize göre marjinal seks hayatları bizi hiç ama hiç ilgilendirmediği gibi suç da değil. Uyuşturucu kullanmalarına gelince eğer satıcı ya toptancı ithalatçı değillerse, bu suçun da yatarı yok yattıkları süre fazlasıyla yeterli” dedim.
“O iş o kadar basit değil. Burada asıl mesele bürokrasi ve siyaset ile ilişkileri” diyerek son derece şüphe uyandırıcı bir yanıt aldım.
Tam bir “Bilmediğiniz şeyler de var” yanıtı.
O “bilmediğimiz şeyleri” bir an önce iddianameye koymaları gerekiyor.
Çünkü “bilmediğimiz” veya “bilmedikleri” şeylerle insanları içeride tutmak çok da doğru bir hukuk anlayışı olmuyor.
Ne zaman insan oluruz?
Başını sonunu okumadığımız cümleleri ve fikirleri eleştirmediğimiz zaman.
X’te yazı hakkında yorumlarınızı paylaşın.
Geçmiş yazılar
Videolar








