
Fatih Altaylı
Yazı İçeriği
Bankalar ve üç tip iş insanı
Gazeteci Gülnur Saydam gözaltına alınmış.
Bankalar ve üç tip iş insanı
Fatih Altaylı
Temmuz 2, 2026
Yazı İçeriği
Bankalar ve üç tip iş insanı
Gazeteci Gülnur Saydam gözaltına alınmış.
Türkiye’nin uzunca bir süredir, hemen hemen başkanlık sistemine geçtiği günden bu yana bir ekonomik kriz içinde olduğu tartışılmayacak kadar aşikar bir durum.
Naci Ağbal’ın Merkez Bankası başkanlığı görevinden alınması ile derinleşmeye başlayan kriz, Nurettin Nebati’nin kararları, şimdilerde BDDK Başkanı olan dönemin Merkez Bankası Başkanı Kavcıoğlu’nun dogmaları ile iyiden iyiye derinleşti.
Faizlerin düşürülmesinin ardından felakete dönüşen durumu kurtarmak için tüm uyarılara rağmen getirilen kur korumalı mevduat saçmalığı ile zıvanadan çıktı. Ve Nebati’nin açıklamaları ile içinden çıkılmaz hale gelen durum artık komediye dönüştü.
Neyse ki, seçimlerin ardından daha önce “vatan hainliği” ile suçlanan Mehmet Şimşek göreve getirildi de, hiç değilse kötüye gidiş durdu, ekonomi tam olarak iyileşmese de en azından öngörülebilir hale geldi.
Ancak her şeye rağmen kriz bitmiyor, bitecek gibi de görünmüyor. Yabancı yatırımcı gelmiyor, gelecek gibi de görünmüyor. Tam aksine yerli yatırımcı bile yatırım yapmıyor, kimileri de istemeden de olsa yatırımlarını başka ülkelere kaydırıyor.
İş dünyası ise sürekli ağlıyor, özellikle de krediye ulaşamamaktan yakınıyor.
Aralarında haklı olanlar da var ama pek de haklı görünmeyenler de az değil.
Medyaya yansıdı, belki görmüşsünüzdür. Birkaç gün önce İstanbul’da, İstanbul Sanayi Odası’nda, banka yöneticileri ile iş dünyasının temsilcileri arasında bir toplantı yapılmış.
Bu toplantıda iş insanları bankacıları krediye ulaşmalarını engellemekle suçlarken, bankacılar da iş insanlarını “lüks tutkusundan vazgeçmemekle” suçlamışlar ve kredilerle yat, lüks otomobil almakla suçlamışlar.
Nasreddin Hoca gibi olacak ama iki taraf da haklı.
Kimi iş insanı, gerçekten şirketlerini ayakta tutmak için her şeyi yaparken ve tüm varlıklarını yatırıma ve şirketlerine yönlendirirken, kimileri de keyfinden ödün vermeden bankaları ve sistemi suçluyor.
Size iki hatta üç zıt örnek vereyim.
Türkiye’nin en önemli iş dünyası örgütlerinden birinin başkanı, çocukluk arkadaşım ve yakın dostum. Önceki sene tekne siparişi vermişti. Geçen yaz haliyle görüşemedik. Geçenlerde karşılaştık. “Tekne gelmiştir artık hayırlı olsun” dedim.
“Yok be Fatih, siparişi vermiştim ama geçen yıl iptal ettim ve hemen bir başkası satın aldı. Ekonomi bu haldeyken parayı tekneye yatırmak çok abes ve ayıp geldi. Bankaları biliyorsun, kredi falan vermiyorlar. Banka müdürlerine yalvarmaktansa, tekneden vazgeçmeyi tercih ettik.” dedi. Oysa bildiğim kadarıyla işleri de gayet yolunda.
Tanıdığım bir diğeri ise son beş yıl içinde tüm gayrimenkullerini, sonra 30 milyon dolarlık teknesini ve 70 milyon dolarlık uçağını satıp Türk bankalarının geri çağırdığı tüm borçlarını kapattı.
Bir başka tanıdık iş insanı ise yanında çalışan sayısını hızla düşürdü. Birkaç binden birkaç yüze indirdi. Bazı tesislerini kapattı. Büyük oranda fason üretime kaydırdı. Geçenlerde karşılaştık. Hal hatır faslından sonra sızlanmaya başladı. “Bankalar anamızı ağlatıyor. Maliyetleri aşağı çekecek yatırımlar yapamıyoruz çünkü kredi yok. Döviz kıpırdamıyor, zararına ihracat yapmaktansa küçülüyoruz. Ya ben de Mısır’a taşınacağım ki, hiç uğraşasım yok bu saatten sonra, ya da bir iki seneye kapatırız işi”. Ağlama faslından sonra “Göcek tarafına gelirsen tekneye gelsenize” diye nazik bir davet yaptı.
30 metrelik bir teknesi vardı birkaç sene önce aldığı. “Satmadın mı tekneyi?” diye sordum gülerek. “Yok be abi, başka zevkimiz mi kaldı” dedi. Sonra öğrendim ki, ortağı da yeni bir tekne almış.
Bu arada marinalarda ne iş yaptığını bilmediğiniz, adını bile duymadığınız bir takım iş insanlarının 40-50 metrelik teknelerinden geçilmiyor.
Anlayacağınız üç tür iş insanı var.
Bir, gerçekten varını yoğunu işine gömen ve üretmekten zevk alan.
İki, zora gelmektense işi bırakmayı tercih eden ve kazandığı parayı lüks tutkusuna harcayan.
Ve bir de aldığı krediyi işe yatırıp üretime yönlendirmektense özlemi duyduğu hayatı yaşamak için kullanan ve cirosunu kâr, hatta krediyi de miras zanneden tipler.
Bankalar ve ekonomi yönetimi bu üç tip iş insanını birbirinden ayırmayıp, hepsini aynı kefeye koyduğu müddetçe bu sistem böyle sürer gider.
Ve ne yazık ki, iktidar bu üç tip iş insanı arasında en fazla üçüncü tipi seviyor.
Gazeteci Gülnur Saydam gözaltına alınmış.
Açıkçası kendisini tanımıyorum. Hatta adını bile ilk kez duymuş olabilirim. Benim hatam belki.
Belki de duymamam veya dikkat etmemem normal.
Genç bir muhabir.
Öyle ideolojik bir adanmışlığı olan, her şeye körü körüne muhalefet eden biri değil gördüğüm kadarı ile.
İyi haber yapmaya çalışan biri sadece.
Niye gözaltına alındığı ise tam bir felaket.
“Çetelerin yeni adresi Göktürk mü?” diye bir haber yapmış.
Göktürk neresi biliyor musunuz?
İstanbul’un son 20 yılda gelişen bir semti. Daha önce belde belediyesi iken şimdi Eyüp’e bağlı bir semt.
Kemercountry’nin yapılması ile gelişen, benim de yıllarca oturduktan sonra aşırı kalabalık hale gelmesi üzerine terk ettiğim bir yer.
Gerçekten de son yıllarda hem büyük rantı hem de hızla büyümesi ile gittikçe daha fazla güvenlik sorunu yaşanan, birkaç sene önce uyuşturucu kuryelerinin hesaplaşması ile meydana gelen bazı ölümlerle gündeme gelen bir bölge.
Genç bir gazeteci de bu bölgede çetelerin oluşmaya başladığına dair bir şey kaleme almış.
De ki, yanlış yazmış ya da durumu abartmış. Öyledir demiyorum, hadi öyle olsun diyorum.
Bunun karşılığı gözaltına alınmak mıdır!
Kendisini aratırsın, bilgi verirsin, yanlışsa niye yanlış olduğunu anlatırsın. O da eğer karşı delil sunamıyor veya anlattıklarınızdan tatmin oluyorsa haberini düzeltir. Tatmin olmuyorsa düzeltmez. O zaman da bu durumdan rahatsız olan kamu kurumu hangisi ise bir açıklama yayınlar, haberin gerçeği yansıtmadığını iddia eder ve haberi yazan hakkında bir dava açar.
Gazeteci de davada kendini savunur.
Bu kadar basittir bu işler.
Bu kadar basit sıradan bir haber için gözaltı olur mu!
Tutuklama falan da isterler şimdi diye korktum ama serbest kalmış, sevindim.
Allah aşkına bu kadarı olur mu!
Ne zaman insan oluruz?
Suçla ceza orantılı olduğu zaman.
X’te yazı hakkında yorumlarınızı paylaşın.
Geçmiş yazılar
Videolar







