
Fatih Altaylı
Yazı İçeriği
Keşke şaşırsaydık
Ayna bizim istediğimizi göstermek zorunda değil
“Patronları kızdırmayalım”
Kazıklayan kazıklayana kızıyor
Keşke şaşırsaydık
Fatih Altaylı
Temmuz 3, 2026
Yazı İçeriği
Keşke şaşırsaydık
Ayna bizim istediğimizi göstermek zorunda değil
“Patronları kızdırmayalım”
Kazıklayan kazıklayana kızıyor
Deniz Göktaş ülkeye döndü ve gözaltına alındı. Kimsenin şaşırdığını zannetmiyorum. İtiraf edelim ki, gösteriyi izlediğimiz andan itibaren, Deniz Göktaş’ın başına böyle bir şey gelme ihtimali hepimizin açık veya gizli korkusuydu.
Keşke şaşırsaydık, keşke Türk yargısı “Ne var canım, beğenmesek de eninde sonunda mizah. Bu kadar da yasakçı olmayalım, bu kadar yasakçı görünmeyelim” deseydi. Ama artık o düşünceden çok uzaktayız.
Bazen Amerika Birleşik Devletleri ile karşılaştırılıyoruz ve bazen biz Küçük Amerika oluyoruz, bazen onlar Büyük Türkiye. Ama ABD’de çok daha ileri şakaları, çok daha ileri eleştirel mizahı, çok daha serbestçe yapılabiliyor.
Deniz Göktaş ile karşılaştırılmayacak kadar sert Trump eleştirileri yapan Ricky Gervais, ondan daha yumuşak ama çok daha akılcı esprilerle iktidara yüklenen Trevor Noah’ya kimse dava açmıyor, dava açmak kimsenin aklına bile gelmiyor.
Dinle ve Tanrı inancıyla çok sert alay eden George Carlin’e dahi kimse dokunmuyor. Bizden çok daha dindar bir toplum olan ABD’de George Carlin’e kızmıyorlar mı! Büyük ihtimalle çok kızıyorlar ama 2000 yıllık bir din kurumunun, bir komedyenin esprileri ile yıkılacak kadar özgüvensiz olduğu gibi bir algı yaratmamak için kızıp geçiyorlar.
Biz ise kendi gelip teslim olan Göktaş’ı ters kelepçeleyip, bu fotoğrafını da yayınlatmakta bir beis görmedik.
Büyük ihtimalle kendisinden şikayetçi kesimlerin tepkisini dindirmek için yapılmış bir hareket bu.
Çünkü Deniz Göktaş’a yöneltilen suçlamaların yasal karşılığı bu kesimleri tatmin etmeyebilir.
Avukatı Metin Sinan Aslan’ın yaptığı açıklamaya göre Göktaş, Türk Ceza Kanunu’nun 299 ve 216/3 maddelerinden dolayı yargılanacak.
Bu maddelerden ilki, Cumhurbaşkanı’na hakaret suçunu düzenliyor ve cezası 1 ila 4 yıl arasında, bunun basın yoluyla ya da sosyal medyada yer alması halinde 6’da 1 oranında artırılması mümkün.
Halkın bir bölümünün inandığı dinî değerleri aşağılama suçunun cezası ise 6 aydan 1 yıla kadar hapis ancak bunun için kamu barışını bozması gibi bir şart var ve Deniz Göktaş’ın kamu barışını bozduğunu kanıtlamak kolay olmayabilir.
Bu maddelere ve istenen cezalara üst sınırdan yaklaşsanız bile Deniz Göktaş’ın tutuklanmasını gerektirecek bir durum yok. Ancak uygulama içtihadına bakarak Göktaş’ı tutuklayacaklarını düşünmek olası.
Yani Türk yargısı Deniz Göktaş’ın çok sevdiği ve değer verdiği babasının gözüne girmesini sağlayabilir.
Genç bir komedyeni aydın sınıfına hızla atlatabilir.
Deniz’in bu durumdan şikayeti olmayabilir.
Bizim var.
Ayna bizim istediğimizi göstermek zorunda değil
Göktaş’ın stand-up şovunda benimle ve benim yakın dostlarımla ilgili bölümler de vardı.
Benimle, Celal Şengör ile, İlber Ortaylı ile dalga geçiyordu.
Hatta tüm şovdaki tek “hakaret” olarak algılanabilecek sıfatı da Celal’le ilgili olarak kullanıyordu.
Bunun yanı sıra benim açımdan rahatsız edici olabilecek başka şakaları ya da eleştirel esprileri de vardı.
Zannederim Ölü Deniz adını verdiği şovu YouTube’da ilk izleyenlerden biri oldum.
Güldüm, kızdım, kendimle ilgili bölümlerden dersler çıkardım. Hatta ne yalan söyleyeyim “Demedim mi Emre, ben demiştim Emre, benim daha önce söylediğim gibi Emre” diye benimle dalga geçtiği bölüm çok haklı bir eleştiriydi.
İzledikten hemen sonra kendisine mesaj atarak benimle ilgili bölümler için teşekkür ettim ve “İzleyince normal bir ülkede yaşıyormuşuz hissine kapıldığımı” söyledim. Başına gelebileceklerden korktuğumu da ekledim.
O da bana son derece nazik bir yanıt verdi. Babasına da çok selamlarımı ilettim.
Teke Tek Sanat YouTube kanalında bu konuda daha geniş bir bölüm var, dileyen izleyebilir.
Ne benim ne Celal’in Deniz Göktaş’ın sert eleştirileri ile ilgili hiçbir rahatsızlığımız olmadığını bilin.
Sonuç olarak bu mizah ve bunu aslında benim ve Celal’in ve hatta Emrah Safa Gürkan dostumun yüzüne tutulan bir ayna olarak
görüyorum.
O ayna bizi bizim istediğimiz gibi göstermek zorunda değil.
“Patronları kızdırmayalım”
Kayyum, basın açıklaması yaparken yerel seçimlerden bu yana kürsünün arkasında yer alan “Türkiye’nin birinci partisi” ibaresini kaldırtmış.
Bunu iki nedenle yapmış olabilir.
Kendisinin başında olduğu bir partinin Türkiye’nin birinci partisi olamayacağını bildiği için bu ibareyi kaldırtmıştır. “Ulan milleti zaten gıcık ettik, bir de kendimize güldürmeyelim. Benim başında olduğum parti nasıl 1. parti olur. 2. olabilsek daha ne isteriz” diye gerçekçi bir düşünceye sahip olduğu için de kaldırtmış olabilir.
Daha büyük olasılıkla “Bizi buraya oturtanlara saygısızlık yapıp kızdırmayalım. Şu ibareyi kaldırın da 1. parti olma gibi bir niyetimiz olmadığını anlasınlar. Eğer 1. parti olma iddiamızı sürdürdüğümüzü düşünürlerse bizi de burada oturtmazlar, yerimize başkasını getirirler. Birinci olma niyetimiz ve arzumuz olmadığını gösterelim patronlarımıza” demiş olabilir.
Bana sorarsanız asıl neden ikinci nedendir.
Birinci parti olma iddiasının olmadığını gösterip, göze girmek ve koltuğu garantiye almaktır.
Ve zannederim yarın öbür gün yine birtakım masalar kurup kendini aday gösterir ise olacak olan şudur.
Seçimi kazanacağına dair emareler oluşursa kazanmamak için mutlaka gerekeni yapacak, seccadeye basmak yetmez ise eylemini bir adım öteye taşıyacaktır.
Buna rağmen yine kazanması halinde seçim sonuçları açıklanmadan sağlık nedenleri ile çekilecek ve AK Partili rakibine Cumhurbaşkanlığını bırakacaktır.
Açıkçası tüm bu gelişmeleri gördükçe 2023 Mayıs seçimlerindeki feraseti nedeniyle Türk seçmenine teşekkür etmek istiyorum.
Bu karakterdeki birinin Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı olduğunu düşünsenize. Daha büyük bir felaket olabilir miydi!
Kazıklayan kazıklayana kızıyor
Bugün aylık enflasyon verisi açıklanacak. Muhtemelen 1’in altında bir şey olacak.
Enflasyonun da, fiyat artışlarının da biraz hız kestiği açık ama bu kadar düşmediği de kesin. Ama açıklanan enflasyona göre memurlara zam yapılacağı için düşük çıkarılmasını herkes bekliyor.
Ancak ülkedeki hayat pahalılığı sürüyor.
Yüksek fiyatlar sadece bizi değil, turizmi de etkiliyor, turizmcinin rekabet gücünü elinden alıyor.
Her şey dahil sistemi hayat pahalılığı nedeniyle artık turizmcinin sırtında yük ama bu sistem olmasa turist gelmeyecek o da ayrı.
Yemeyi içmeyi bırakın, artık otopark ücretleri bile çıldırtıcı boyutta.
İstanbul’da, kent merkezinde 2 saatlik otopark ücreti 750 TL’den başlıyor. 4 saatte 1100 TL oluyor. 25 dolar.
Hadi o İstanbul. Birkaç gün önce Bodrum’da bir açık otoparka 15 yaşındaki aracımı bıraktım. “Abi, kirlenmiş; yıkayayım mı?” dedi. “Olur” dedim.
2 saat sonra geldiğinde 1800 TL ödedim. Cebimdeki bütün parayı bıraktım.
Birkaç sene önce oto yıkamaya 30 TL veriyorduk. 10 TL de yıkayan çocuğa bahşiş bırakıyorduk. Sonra 50 oldu, sonra 100.
Şimdi 1200 TL.
Tamam enflasyon çok yüksek falan ama bu kadarı da ayıp artık.
Bunun adı fırsatçılık falan değil doğrudan ahlaksızlık.
Ve ne yazık ki her yere hakim.
Herkes birbirini kazıklıyor.
Herkes birbirinden şikayet ediyor.
Herkes birbirinin arkasına sırayla geçiyor. Sonuç bu oluyor. Hurşit Güneş’in söylediği gibi “Herkes birbirine sırayla takıyor”.
1200 TL’ye otomobil yıkarsan, 1200 TL’ye et aldığın için, 150 TL’ye domates aldığın için kızma hakkın kalmıyor.
Ne zaman insan oluruz?
Olumlu yönde şaşırtmayı becerdiğimiz zaman.
X’te yazı hakkında yorumlarınızı paylaşın.
Geçmiş yazılar
Videolar







