
Fatih Altaylı
Yazı İçeriği
Hani imar yolsuzluğu çetesi bulmuştun
Zor bir matematik: 400 mü büyük 35 mi!
NATO şefleri
Politikyol para aldı mı, o isimler kimler!
Hani imar yolsuzluğu çetesi bulmuştun
Fatih Altaylı
Temmuz 9, 2026
Yazı İçeriği
Hani imar yolsuzluğu çetesi bulmuştun
Zor bir matematik: 400 mü büyük 35 mi!
NATO şefleri
Politikyol para aldı mı, o isimler kimler!
Dün söz verdiğimiz yazı ile başlayalım.
Genç bir siyasetçi, genç bir belediye başkanının bende yarattığı büyük hayal kırıklığını ve belki de örtbas edilen bir “rezaleti”, belki de “yolsuzluğu” anlatmak istiyorum.
Genç belediye başkanı İstanbul’un Anadolu yakasındaki bir belediyenin başkanı.
Kendisi ile tanışıklığımız ise 2024 seçimleri öncesinde Teke Tek’e konuk olduğu günlere dayanıyor. Seçim öncesi benim meşhur YouTube kanalıma belediye başkan adaylarını davet ediyoruz.
Bazı AK Partili adaylar da geliyor ama daha çok CHP’liler seslerini duyuracak fazla yerleri olmadığı için geliyorlar. Allah var, benim YouTube kanalı, haber televizyonlarından daha fazla izlendiği ve daha etkili olduğu için de konuk sıkıntısı çekmiyoruz.
Bu genç belediye başkanı ile de bu vesile ile tanıştık. Geldi, aday olduğu ilçenin sorunlarını anlattı, bu sorunları nasıl çözmeyi planladığını aktardı, gayet güzel konuştu. Açık söylemek gerekirse, ilçede pek de şansı yok gibiydi.
Çünkü bu ilçeyi 2009’dan beri AK Partili aynı belediye başkanı yönetiyordu.
Ondan önce de yine bir başka AK Partili başkan vardı ve onun öncesinde de Refah-Fazilet Partili bir başkanın yönettiği bir ilçeydi. Yani belediye modern zamanlarda CHP’li bir başkan görmemişti. Bu yüzden de genç başkana kimse şans tanımıyordu.
Ancak beklenmeyen oldu, belki bizim program uğurlu geldi ve genç başkan ilçede bir devrim yaparak CHP’yi sandıktan ilk sırada çıkardı, belediyenin başına geçti. Ne yalan söyleyeyim, genç, idealist bir başkanın kazanmasına sevindim.
Değişim iyi bir şeydi.
Seçimden sonra arayıp teşekkür etti. Bir daha kendisi ile konuşmadık.
Aradan epey bir zaman geçti. Telefonum çaldı. Arayan oydu. “Herhalde yaptıklarını anlatmak için programa çıkmak istiyor” diye düşündüm. Açtım.
Programa çıkmak için aramamıştı. Bambaşka bir mesele vardı.
“Fatih Bey ya da Fatih Abi, size bir bilgi vermek ve izin almak için aradım” dedi.
Şaşırdım. Bir belediye başkanı benden ne izni isteyebilirdi.
“Herhalde programdan bazı kesitleri kendi tanıtımında kullanmak isteyecek” diye düşündüm. Başka bir şey ne olabilirdi ki!
Sonra anlatmaya başladı.
“Abi, burada çok büyük bir arazi çetesi karşımıza çıktı. Tam bir imar çetesi. Büyük araziler kapatmışlar, belediye ile birlikte hareket edip büyük kazançlar sağlıyorlar. Büyük bir olay" dedi.
“Şahane, herhalde hemen üzerine gideceksin ve suç duyurusunda bulunacaksın” dedim.
“Evet abi, ama önce sana haber verip onayını almak istedim” dedi.
“Ne onayı, anlamadım” dedim.
“Abi, bu imar çetesinin içinde senin de tanıdığın biri var. Beraber çalıştınız. Yakınlığınız vardır diye düşünüyorum. O yüzden senin de onayını almak istedim" dedi.
Şaşkınlıktan ne diyeceğimi şaşırdım.
“Bak güzel kardeşim, bu kişi kim bilmiyorum. Bırak beraber çalıştığım birini, öz kardeşim de olsa, babam da olsa, anam da olsa eğer böyle bir iş yaptıysa anasından emdiği sütü burnundan getir. Paramparça et. Tüm gücünle üzerine git. Böyle bir işe bulaşan en sevdiğim bile olsa artık en sevmediğim olmuştur. Sakın geri adım atma. Ben de sana elimden gelen tüm desteği veririm.” dedim.
Sonra merak edip sordum, “Kimmiş bu benim beraber çalıştığım ve yakınım olduğunu düşündüğün kişi?”
Şu anda bambaşka bir nedenle cezaevinde olan genç bir gazetecinin adını verdi.
Doğru bir ara aynı kurum çatısı altında çalışmıştık ama hiçbir zaman yakınım olmamıştı.
“Onunla bir yakınlığım, arkadaşlığım da olmadı. Kendisi ile merhaba merhaba dışında bir ilişkim yok” dedim.
Gelişmelerden beni haberdar etmesini ve bu işin üzerine gitmesini tavsiye ettim, “Tamam abi” dedi. Kapattım.
Aradan zaman geçti. Bir şey olmayınca kendisini aradım. “Bakıyoruz” diye geçiştirdiğini hissettim.
Daha sonra ben cezaevine girdim. Cezaevindeyken bu durumu partisinin yöneticilerine aktardım.
Bu arada sözünü ettiği gazeteci hapse girdi. Hapisteki bir adam hakkında yazmak da istemedim, nasılsa çıkar yakında o zaman yazarım, dedim.
Ama daha fazla bekleyemedim.
O belediye başkanına sormak istiyorum.
Ne oldu o çete?
Gereğini yaptın mı?
Ya da çeteye katılıp payını alıp örtbas etmeyi mi tercih ettin?
Yoksa bir şey çıkmadı mı?
Çıkmadıysa niye arayıp “Fatih Bey, boşuna insanları suçlamışım. Bir şey çıkmadı.” demedin.
Zor bir matematik: 400 mü büyük 35 mi!
NATO Zirvesi bitti.
Herkes Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ABD Başkanı Trump arasındaki “dostluğu” konuşur halde.
Trump NATO’ya güvenmediğini, NATO’nun artık işe yaramaz bir örgüt olduğunu söyleyip söyleyip “Erdoğan olmasa bu zirveye katılmazdım. Erdoğan için geldim. Erdoğan en iyi dostum. Papazı benim için bıraktı. Ben olmasam İran’ın yanında İsrail’e karşı savaşırdı benim için tarafsız kaldı. O benim en iyi dostum.” diye diye bizim Cumhurbaşkanı’nı yere göğe koyamadı.
İspanya Başbakanı’ndan ne kadar nefret ediyorsa, Türkiye Cumhurbaşkanı’nı o kadar seviyor, çok belli.
Ve tabii gelmişken eli boş da gelmedi. Kocaman bir paket getirdi.
Paketin içinde CAATSA yaptırımlarının kaldırılması ve Türkiye’nin F-35 programına yeniden kabul edilmesi var.
Peki bu, bu kadar kolay mı!
Yani Trump söz verdi diye bu olur mu!
Rusya Devlet Başkanı Putin böyle bir söz verse tamam diyebilirdik, Çin Devlet Başkanı Şi böyle bir söz verse tamam diyebilirdik, Suudi Prensi bin Selman böyle bir söz verse tamam diyebilirdik ama Trump böyle bir şey söyleyince ne yazık ki, “Tamam” diyemiyoruz.
Çünkü CAATSA yaptırımları Bilgi Üniversitesi gibi değil.
Bir kez koyuldu mu, kaldırmanın da koşulları var.
Bu koşulların başında da en önemli madde olarak S-400’lerin Türkiye’den gitmesi yer alıyor.
S-400’ler gitmeden F-35’lerin gelmesi mümkün değil.
Evet, İsrail artık Amerika’da eskisi kadar popüler değil, evet soykırımcı katil Netanyahu artık ABD için bile can sıkıcı bir siyasi figür halinde ama ne olursa olsun Kongre ve Senato Türkiye konusunda Trump ile aynı fikirleri paylaşmıyor.
Trump’ın en büyük destekçilerinden senatör Graham F-35’ler konusunda fikir değiştirmiş gibi bir algı yaratılsa da “Bir çözüm mümkün”den öte bir şey söylemiyor.
O çözüm de S-400’lerin gitmesi.
Ankara kulislerinde bugünlerde konuşulanlar S-400’lerin bir Körfez ülkesine yollanacağı şeklinde.
Yollanır mı yollanmaz mı bilmem.
Ama yollanmadan Trump’ın paketi boş çıkar.
Orası kesin.
Mehter, Osmanlı, Cumhuriyet
Her ne kadar “bu mehter”, “o mehter” olmasa da, bugün dinlediğimiz Mehter Takımı, Osmanlı’nın şanlı dönemlerinin değil, yıkılış dönemlerinde İttihat ve Terakki’nin yerli ve milliği halka benimsetmek için kurduğu “Yeni Mehteran Bölüğü” olsa da Ankara’da Avrupalı liderlere mehter marşı dinletme fikri hoşuma gitmedi değil!
Yıllarca surlarının önünde mehter müziği dinleyip, uykusuz kalanlara Türklerin büyüklüğünü hatırlatmak açısından bence hoş oldu.
Tabii aldığımız Nobel ödülleri ile, teknolojide, bilimde, insani gelişmişlikte, insan haklarında, hukukta yaptıklarımızla gösteriş yapmak daha güzel olurdu ama bu da hiç yoktan iyidir.
2004 yılındaki NATO toplantısında da İstanbul’da güzel bir hava yaratmıştık.
Ama o toplantı Osmanlı Sarayları’nda yapılmıştı. Ortak ev sahipleri Cumhurbaşkanı Sezer ve Başbakan Erdoğan’dı.
Bu kez Cumhuriyet’in sarayında yaptık. Osmanlı’nın sarayları yerine mehteri vardı bu kez.
Ve tabii tek ev sahibi.
NATO şefleri
Anladığım kadarı ile NATO zirvesinin en önemli meselelerinden biri de “menü” idi.
Başka ülkelerde yapıldığında hiçbir zaman gündeme gelmeyen mönü, bu tip toplantılar Türkiye’de olduğu zaman en çok konuşulan konu oluyor.
Liderlere ve eşlerine yemek hazırlamak için üç şef seçilmiş.
Tabii ki, iki Michelin yıldızlı Fatih Tutak.
Tabii ki Seraf’ın şahane şefi, Türk mutfağını en iyi ve en lezzetli yorumlayanlardan Sinem Özler.
Ve tabii ki, kışın şahane yemekler sunan Od Urla’nın şefi Osman Sezener.
Peki, başka kim olabilirdi!
Pek çok iyi şefimiz var. En az beş isim daha sayarım ama mesele klasik Türk mutfağı ve lezzet ise benim aklıma iki şef daha geliyor.
Bunlardan ilki, Edremit’te bana göre Michelin almayı en fazla hak eden lokantaların başını çeken Lokanta Bahar’ın şefi Ekrem Yanbolluoğlu.
Ve tabii Türk mutfağının kalkınması için büyük katkılar yapan değerli mutfak araştırmacısı Adnan Şahin’in eşi, Sade Beş Denizler Lokantası’nın şefi Deniz Şahin.
Politikyol para aldı mı, o isimler kimler!
CHP’de butlan yönetiminin İletişim Kayyumu Ali Haydar Fırat olmuş. Yeni öğrendim.
Bir ara Kılıçdaroğlu’na kızmış Özgür Özel’e yanlamıştı. Yüz bulamamıştı. Şimdi yeniden Kılıçdaroğlu’cu olmuş.
Haklı da, Kılıçdaroğlu’cu olmasa cacık olamazdı. Şimdi de kayyum olunca cacık oldu mu olmadı mı tartışmalı o ayrı ama en azından kendini yeniden ortaya atmış oldu. Bu bile kâr, bu tipler için.
Neyse, bu bey çıkmış bir yerlere ve anlatmış, “Şu televizyona bu kadar para verilmiş, bu televizyona şu kadar para verilmiş.” diye.
Yahu o paraların daha fazlası yine o televizyonlara Kılıçdaroğlu döneminde de veriliyordu.
İktidara yakın televizyonlar kamu kaynaklarından besleniyor, muhalif televizyonlara ise CHP destek olmaya çalışıyor.
Yıllardır bilinen bir gerçek bu.
Hatta bu televizyonlar CHP’de yönetim değişince “Acaba yeni yönetimle anlaşabilecek miyiz?” diye paniklemişlerdi, bunu da bilmeyen yok.
Kayyum İletişim Koordinatörü Ali Haydar Bey’e sormak isterim “Acaba siz sahibi olduğunuz ve Rasim Ozan Kütahyalı gibi tipleri çıkardığınız Politikyol adlı dandik kanalınız ve internet siteniz için CHP’den hiç para, hadi kibar olalım, destek aldınız mı?”
Bu kanalın hesaplarını herkese açar mısınız?
Ha bir de para alan trollerden, sosyal medya hesaplarından bahsetmişsiniz, “İsim verdirtmeyin bana” demişsiniz.
Yok öyle yağma Kayyum İletişimcisi Ali Haydar Bey.
Ortada bir avuç pislik atıp çekilmek yok.
Eğer varsa o isimleri tek tek vereceksiniz.
Ne zaman insan oluruz?
Bokun boku kenefte bulduğunu anladığımız zaman.
X’te yazı hakkında yorumlarınızı paylaşın.
Geçmiş yazılar
Videolar







