
Fatih Altaylı
Yazı İçeriği
Kalanların hepsi Kemalci mi!
Biz bunlara mı oy verdik hissi!
Trump’ın ataları Türk olabilir mi!
Tabii ki pişmanız, ya denetlemeyenler
Kalanların hepsi Kemalci mi!
Fatih Altaylı
Temmuz 25, 2026
Yazı İçeriği
Kalanların hepsi Kemalci mi!
Biz bunlara mı oy verdik hissi!
Trump’ın ataları Türk olabilir mi!
Tabii ki pişmanız, ya denetlemeyenler
Yeni parti kuruldu, doğrusunu isterseniz biraz da acemice kuruldu.
Tartışmalara ve hatta belki davalara konu olabileceği biline biline adı Yeni Parti oldu.
Logosu ise tam bir felaket. Netflix’ten araklanmış bir N, hiç mana ifade etmeyen, simgesel hiçbir özelliği bulunmayan abuk bir logo. Türkiye’nin en iyi, en baba 10 grafikeri “Yeni Parti”yi destekliyordur eminim, içlerinden birine bir gece önce bir telefon etseler çok daha iyisini çizerdi.
Neyse, şekilciliğe kapılmayalım. Kuruldu mu kuruldu!
Ekranları dolduran Kayyum trolleri “40’ı bulamazlar” diyordu. 91 vekille kurdular.
Ancak tek merkezden kontrollü imiş gibi hareket eden “muhalif” görünümlü gazeteciler, “Bak, kendi memleketinden Aliye Kavaf geçmedi, Trakya’dan sadece iki kişi geçti. Birinin otomobiliyle de zaten sigara kaçakçılığı yapılmıştı” demeye başladılar.
Baştrol ise geçenlerin çoğunun Kemal Bey’i arayıp “Mecburen geçiyoruz. Yoksa aslında sizden yanayız” dediklerini iddia ediyormuş. Ciddiye alan tabii yok. Son izlediğimde program arkadaşları bile kendisi ile “başak” geçiyordu.
Bendeki bilgi ise tam tersi.
Son iki günde CHP’de kalmayı tercih eden bazı isimler aradılar.
Kimi bildik, kimi daha az bildik.
Onların söyledikleri trolün iddiasının tam aksi. Tanıyıp bildiğiniz biri şöyle anlattı:
“Kemal Kılıçdaroğlu ile işim olmaz, biliyorsunuz. Özgür’ü de severim, son dönemde yaptıklarını da çok takdir ediyorum. Aslında onun yanında olmam lazım ama yanındaki bir iki isimle yan yana yürümem mümkün değil. Açıkçası bunların Yeni Parti’de ne kadar etkin olacaklarına bakıp, sonra karar vereceğim. Burada kalmış olmam Kemal Bey’in yaptıklarını tasvip ettiğim ya da onun yol arkadaşı olduğumu kimseye düşündürmesin. Hatta belki CHP’de kalarak Kemal Bey’in yanındaki çetenin ülkeye daha fazla zarar vermesini de bir miktar engelleyebilirim.”
Bir diğer CHP’li de arayıp aynen şunları söyledi:
“Şimdilik 40 küsur kişiyiz ama bunlar arasında Kılıçdaroğlu ekibi diyebileceğimiz kişilerin sayısı 20’yi bulmaz. Gerisi parti için burada. CHP’nin kurumsal kimliğini bir nebze olsun koruyabilmek için burada. Belki süreç içinde bizi de kendilerine engel görüp disipline verip atarlar ama en azından biz burada iken iktidar kayığına CHP’yi bindiremezler.”
Ve en ilginci sonuncusu idi. O meseleye başka bir yerden bakıyordu:
“Fatih Bey bunca yıldır tanışırız. Halkın kimden yana olduğunu, rüzgarın kimden yana estiğini görmeyecek kadar siyasetten uzak değilim, halktan kopuk değilim. Aslında benim de Yeni Parti’de olmam lazım. Gitmememin tek nedeni var. Ekrem İmamoğlu bana göre CHP’nin dengesini bozdu. Yeni Parti’nin de dengesini bozmasından korkarım. Ben Özgür kardeşimizin Ankara merkezli siyaset yapmamasından memnunum ama Silivri merkezli siyaset de yapılmamalı diye düşünüyorum. Yeni Parti iyi bir rüzgar yakalamış görünüyor. Kabul ediyorum ama Silivri merkezli siyaset yaparsa doğru yapmaz. Ben bunu görmek istiyorum. Bizi Kemal ile Ekrem arasına sıkıştırmasınlar.”
Elbette ki, toplumun talebini doğru okuyamayanların, okuyup da gereğini yapamayanların elbette kendilerince “makul” gerekçeleri vardır. AK Parti kurulurken, Saadet’te kalanların da gerekçeleri vardı.
Çok açık söyleyeyim.
Bugün CHP’nin terk edilememesinin, gözden çıkarılamamasının asıl nedeni, mal varlığı ve İş Bankası hisseleri.
Atatürk’ün ilkelerini say desen üçünü sayamayacak adamların “Atatürk’ün partisi” demeleri sadece bahane.
Bu arada Yeni Parti dışında yeni partiler de hazırmış.
Ağzınızı Yeni Parti’ye çok da alıştırmamak gerekebilir.
Biz bunlara mı oy verdik hissi!
CHP’de olan biteni gördükçe, özellikle de Kılıçdaroğlu çevresine ama belediye başkanları, eskileri ve yenileri ile genel olarak CHP’ye baktıkça muhalif seçmende, yıllardır AK Parti politikalarına karşıtlık nedeniyle CHP’ye oy verenlerde, atadan babadan CHP’li olanlarda şöyle bir duygu oluşuyor:
“Biz yıllardır bunlara mı oy verdik!”
Samimi olun ve bana değil ama kendinize söyleyin.
Kaçınız ya da kaçımız oy verdiğimiz CHP’liye oyumuzu “Helalı hoş olsun. İyi ki vermişim” diyebiliyoruz.
Yoksa “Bunu listeye koyup aday diye önüme çıkaranın…” veya “Bunu belediye başkan adayı diye getirip bizi buna oy verdirenin…” diye mi başlıyoruz cümleye.
Ben bu duygumu Kılıçdaroğlu’nun İstanbul Büyükşehir başkan adaylığına kadar götürebiliyorum.
Ve acaba Haluk Levent mi milleti daha iyi kandırdı, Kılıçdaroğlu mu diye düşünmeden edemiyorum!
Hangisine dana öfkeliyim, bilemiyorum.
Trump’ın ataları Türk olabilir mi!
Yıllar önce, 80’lerde çok yakın bir arkadaşım var. Yakından yakın diyeyim anlayın.
Ben de o sıralar Gelişim Yayınları’nda çalışıyorum, iki dergi çıkarıyoruz.
Yakın arkadaşım her gün akşam saatlerinde benimle buluşmaya dergiye geliyor, benim ekiple gayet yakın dost olmuş, herkesle de gayet samimi. Hıncal Uluç’la bile.
Sonra bir gün ofise geldim. Kimse yok. Cep telefonu hâlâ icat edilmemiş, kimseye ulaşamıyorum.
Üç kişi kalmış. Hıncal, Temel Özalak ve ben. Gerisi yok.
Neyse akşama doğru iş anlaşıldı. Bütün ekip yeni çıkacak bir gazeteye transfer olmuşlar. Ve yeni çıkacak gazetenin genel müdürü benim “yakın arkadaşım” ve benim bütün ekibi almış.
Akşam eve gittim. Kapı çaldı, bu geldi. Şaşırdım.
Geldi, elindeki paketleri mutfağa bıraktı, salona geçti oturdu. Sanki hiçbir şey olmamış gibi. Ben de karşısında ayakta duruyorum ve kendisine bakıyorum.
“Ne var” dedi.
“Daha ne olacak. Sıçtın ağzıma. Bunu bana nasıl yaparsın” dedim.
“Ne yaptım ki!” dedi safa yatarak.
“Utanmadan bütün ekibi almışsın. Sen benim en yakın arkadaşım değil misin, bir de sanki hiçbir şey olmamış gibi gelip karşıma oturuyorsun” dedim.
“Aayy, amma abarttın. Yenisini kurarsın. Ayrıca biz Türküz. Atasözümüz bile var. Dostluk başka, iş başka. Bu iş” dedi.
Hak verdim mi, yoksa intikam soğuk yenince iyidir diye mi düşündüm hatırlamıyorum ama arkadaşlığımız bir süre daha sürdü. Hiçbir şey olmamış gibi.
Ama sonrasında hiç arkadaşımla ayrılmadığımız kadar kötü bir kavga ile dostluk da, arkadaşlık da bitti.
ABD Başkanı Donald Trump da giderek Türkleşiyor.
Sadece siyaset yapma, ülkede hegemonya kurma üslubu ile değil, tavır olarak da, sanki ataları Türkmüş gibi davranıyor.
Türkiye’ye geldi, büyük dostluk gösterisinde bulundu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı öve öve bitiremedi, bence samimi sevgisini gösterdi.
Sonra döndü ve vergi kazığını attı. Ek vergiler koyduğu ülkeler arasına Türkiye’yi de dahil etti.
Şimdi arayıp sorsan bir Türk gibi “Dostluk başka, alışveriş başka” der.
Belki dostluk da bir süre daha devam eder.
Ama tecrübe ile sabit. Sonu kötü biter.
Tabii ki pişmanız, ya denetlemeyenler
Dün yine İstanbul Çağlayan Adliyesi’ndeydim. Sık sık gittiğim bir yer olduğu için, benim açımdan garip bir tarafı yoktu.
Adliyeye gidişlerimi büyük olay haline getirenlerden değilim. Mesleğin gereği. Şimdilerde daha sık ve daha garip nedenlerle gidiyoruz o ayrı.
Bu kez Ahbap soruşturmasında ifade vermeye gittim, tanık ya da sanık olarak değil, bilgi sahibi kişi olarak ifademizi almak istediler.
Açık söyleyeyim, bu soruşturmayı “geç başlamış” bir işlem olarak görüyorum, daha önce İçişleri Bakanlığı bu konuda daha dikkatli olmalıydı, İçişleri Bakanlığı savcıları harekete geçirecek incelemeleri daha önce yapmalıydı.
Yine de bu işi vazife edinip, kendi kendine harekete geçen savcılığa helal olsun, çünkü bizim yıllar önce kaleme aldığımız yazılar ne yazık ki İçişleri Bakanlığı’nı harekete geçirememişti. Ne yalan söyleyeyim, genel seçim, yerel seçim, tutuklanan belediye başkanları, butlan falan derken bizim de dikkatimiz Ahbap’tan uzaklaşmıştı, o da bunu fırsat bilmişti.
İfade verirken, Haluk Levent’in kumar alışkanlığını ve mali suç geçmişini bildiğimi söyledim. Bunu Türkiye’de bilmeyen yoktu zaten. Ben o dönemki yazılarım da Haluk Levent’in kötü alışkanlıklarını ve geçmişini hatırlatıp “dikkatli olunması” gerektiğini sık sık yazdım. Zaten o yazılar ve o uyarılarım savcılık dosyasında da mevcuttu.
Daha sonra “Adam oldum” demiş, önce yardımseverler ile ihtiyaç sahiplerini buluşturmuş, yardım edenlere ücretsiz konserler vermiş, sonra orman yangınları sırasında uçak kiralayarak, yardım koordine ederek güven kazanmıştı.
Benim gibi kendisine şüpheyle bakanlara “Ben değiştim. Eski Haluk değilim” sözleri vermiş, herkesi kandırmıştı. Ben yine de sürekli olarak “Dikkat, denetim, denetim” demiştim.
Ama başarılı bir dolandırıcı olduğu için ikna kabiliyeti yüksekti ve öyle ki iktidara en yakın beş müteahhitten bile bağış almış, iktidara en yakın gazetelerde “Ahbap da bizim AFAD da” diye manşet yaptırmış, iktidara en yakın gazetecilerle kol kola pozlar vermişti.
Savcı “Ahbap’a o günlerde destek verdiğiniz için pişman mısınız?” diye sordu.
Elbette herkes gibi ben de bu üçkağıtçıya asrın felaketi bir depremde elini taşın altına koyan herkese destek verdiğimiz gibi destek verdiğim için pişmandım.
Yolsuzluk yapan, sözünü tutmayan, söylediğinin tam tersini yapan bir siyasetçiye oy verenler nasıl pişmansa, bu gibi ahlak yoksunlarına destek veren de, para veren de pişman.
Ama asıl mesele, bunca yıldır bunu denetlemeyen, bunca paranın ne olduğunun akıbetini incelemeyen müfettişlerde, İçişleri Bakanlığı’nın ilgili birimlerinde. Biz pişmanız da, denetlemeyenler, bu edepsizliği başında önleyemeyenler, bu herif milyarlarca liralık kumar oynarken bunu fark edemeyenler pişman mı!
Bizim denetim yetkimiz yoktu, denetim yetkisini doğru kullanmayanlar, asıl sorumlu olanlar pişman mı!
Biz pişmanız elbette ama sorumlu onlar.
Pişman olsalar da olmasalar da!
Ne zaman insan oluruz?
Satın alınamayacağınızı herkes bildiği zaman.
X’te yazı hakkında yorumlarınızı paylaşın.
Geçmiş yazılar
Videolar







