
Fatih Altaylı
Yazı İçeriği
Olmaması gereken yerde olan şeye ne denirdi!
Profesyonel siyaset
Zor bir yasa
Özgür Özel anketlere ekim ayında güvenecek
Özkök
Olmaması gereken yerde olan şeye ne denirdi!
Fatih Altaylı
Ağustos 3, 2026
Yazı İçeriği
Olmaması gereken yerde olan şeye ne denirdi!
Profesyonel siyaset
Zor bir yasa
Özgür Özel anketlere ekim ayında güvenecek
Özkök
Ben gözaltına alındığım zaman “Gazeteci müsveddesi gözaltına alındı” diye yazmış.
Ben tutuklandığım zaman “Müsvedde tutuklandı” demiş. Emin olun, o gün de umursamamıştım, bugün de umurumda değil.
Ama şimdi okurlar diyor ki, “Sen bir şey yazmayacak mısın, bir şey demeyecek misin?”
Demeyeceğim.
Denmesi gerekeni, Bosna Savaşı sırasında Bosna’ya gittiğim zaman tanıştığım Aliya İzzetbegoviç yıllar önce söylemişti.
“Savaş ölünce değil, düşmanına benzeyince kaybedilir” yani ahlaki olarak onun gibi olunca.
Sakın yanlış anlamayın, ne Küçük’ü ne de onun gibi önce FETÖ’cülere sonra kimden nemalandılarsa onlara yalvar yakar olup beni ve benim gibi birkaç gazeteciyi içeri attırmak için uğraşan bir avuç zavallıyı düşmanım olarak gördüm.
Hissettiğim şey düşmanlık değil farklı bir duyguydu. Belki iğrenme, belki tiksinme.
Evinizde çıkan hamamböceğine karşı duyduğunuz gibi bir his.
Siz bir hamamböceğine düşmanlık besler misiniz? Sadece olmaması gereken bir yerde olduğu için rahatsız olursunuz.
Onlar da olmamaları gereken bir yerdeydiler.
Ortalıkta gazeteciyiz diye dolaşıyorlardı ama gazeteci değildiler.
Her ne pahasına olursa olsun zengin olmak, özendikleri bir yaşama kavuşmak, kapısından bile geçemeyecekleri bir çevreye girebilmek için büründükleri kisve idi gazetecilik. Bu amaçlarına ulaşmak için gazeteciliği kullanarak herkesle işbirliği yapar, her yana döner, her şeye razı gelebilirlerdi.
Tüm bunları da yaptılar zaten.
Bizler zaten duyuyor, biliyorduk ama artık sizler de biliyorsunuz, pislik ortalığa döküldü. O kadar pespayeleşmişler ki, mobilyacıya borcunu ödememek için kendi halinde bir esnafı köşelerinden FETÖ’cülükle suçlamaya bile tenezzül etmişler. Bunu yapanların geçmişte FETÖ borsası kurmadıklarına kim inanır, kurmalarına kim şaşırır.
Tehditle, şantajla, henüz ortalığa çıkmayan ve inşallah çıkacak olan, kimbilir neler yapmışlardır.
Ben bunları mı muhatap alıp “Asıl gazeteci müsveddesi bunlar” diyerek kendilerini onurlandırayım.
Gazeteci değiller ki, müsveddesi olsunlar.
Ahmet Hakan Coşkun da bir yazı yazmış ve Küçük’ü bir zincirin son halkası ilan etmiş. Veyis Ateş, Mehmet Akif Ersoy, ROK zincirinin son halkası. Hiç zannetmiyorum.
İktidar medyasında da sadece ideolojisinden, inandığı değerlerden dolayı orada olan, yazan çizen, edepli, namuslu insanlar da az değil, tahmin ediyor hatta biliyoruz.
Ama zinciri dört halka ile sınırlamak biraz safdillik ya da zinciri az zarar vereceği bir yerden koparmak anlamına geliyor ki, durum hiç öyle değil.
Bu tutuklamalar ve yargılamalar için pek çok kişi “İktidar içindeki güç odaklarının hesaplaşması” diyor.
Olabilir, muhtemelen öyledir de. Hep öyle olmamış mıdır zaten! Gazeteciler onca belgeye bilgiye nasıl ulaşır ki! Hep bir iç çekişmenin sonucu değil midir rezaletlerin ortaya çıkması. Yıllardır her skandal böyle patlamamış mıdır!
Ama sonuç iyidir. Memnuniyet vericidir.
Temizlik temizliktir.
Yapanın da eline sağlık denir.
Biz gazetecilere düşen ise onlar gibi olmamaktır.
Bir gün Timur Soykan bana “gazeteci müsveddesi” derse gerçekten üzülürüm.
Cem Küçük veya benzerleri demiş, umurumda olmaz.
Bilmem anlatabildim mi!
Profesyonel siyaset
Dün YouTube kanalımda konuk ettiğim Özgür Özel’e de sorduğum bir soruyu burada bir kez daha sormak istiyorum.
“Biz bundan böyle siyasetçilere nasıl güveneceğiz?”
Bunu ilk kez bugün sormuyorum.
Cezaevinde Ekrem İmamoğlu ile yaptığım röportajda İmamoğlu’na sorduğum sorular arasında idi.
“Size en yakın isimler, partiye ve belediyeye getirdiğiniz isimler sizi sattı. İnsan seçmekte bir hata yaptığınızı düşünüyor musunuz?” mealinde bir soru iletmiştim kendisine.
Tüm sorularıma yanıt vermiş, bu soruya vermemeyi tercih etmişti. Belki bu suali kendi kendine de çok sormuş ve kendine bile yanıt verememişti Ekrem Bey.
Gerçekten de aleyhine itirafçı ya da iftiracı olanların hepsi “kendi adamları” idi.
Beykoz Belediyesi’nde AK Parti’ye geçen başkanvekili hanımefendiyi Beykoz’a "güvenilir kişi" olarak yollayan da oydu, başkası değil.
Bugün artık çok daha ileri bir noktadayız.
Muhalif seçmende müthiş bir kandırılmışlık hissi, “Ben bunlara nasıl oy verdim” duygusu. Sadece düne dair değil, yarına dair de bir korku.
“Ya yine kandırılıyorsam…”
Özgür Özel bu sorum üzerine “Elinde ‘Bu yarın bizi satmaz, sağlamdır’ diye belirleyecek bir test olan gelsin, genel başkan yardımcımız olsun.” dedi ve Tuzla Belediye Başkanı Eren Ali Bingöl örneğini verdi. “Neredeyse çocukluğundan beri parti üyesi. Ailesi CHP’li, her kademede çalışmış, ilçe başkanlığı yapmış. Tepeden inme yapmadık ki! O bile geçiyorsa bu bir tıynet işi demek ki!” dedi.
Bence mesele bu kadar basit değil.
Şunu anlarım; bir parti ideolojisinden sapar, ilkelerini terk eder, lideri değişir, üslup değişir, partiden ayrılırsın.
Şunu da anlarım; zaman içinde fikrin değişir, meselelere bakışın değişir, ayrılırsın.
Mesele şu ki, siyasetin Türkiye’de ve dünyada geldiği noktada, siyasetçilik artık profesyonel bir iş haline gelmiş durumda.
Siyaset yapanların önemli bölümünde bir ideoloji, bir ilke, bir ülke tahayyülü falan kalmamış.
İş arar gibi parti arıyorlar. Bir şirket ya da holdingde işe başlar gibi bir siyasi partiye giriyor, daha iyi bir teklif gelirse diğerine atlıyorlar.
İş umdukları gibi çıkmazsa da hemen bir diğerine.
Demokrasinin aslı, seçmenin karar değiştirmesine dayanır. Bir ideoloji yönetimi beceremiyorsa, seçmen diğerini denemekte özgürdür. Ama tüm şartlar aynı iken siyasetçinin bir partiden bir diğerine geçmesi sadece ve sadece profesyonellikle açıklanabilir.
Daha iyi şartlar, daha iyi gelir.
Mesele basittir aslında.
Örneğin, çaycı iken siyasete girip, hiçbir profesyonel iş yapmadan, ne iş yaptığını açıkça gösteremeden, vergi ödemeden zengin oluyorsan, zengin olduğunu sakladığın halde, çok zengin gibi yaşıyorsan mesleğin siyasetçilik demektir.
Profesyonel birine de “Niye o partiden, bu partiden diğerine geçtin” denilmez.
Mesela Osimhen Galatasaray’da Ali Sami Yen iyi bir spor adamı olduğu için mi oynuyor ya da Salah Trabzonspor’a Trabzonsporlu olduğu için mi geliyor zannediyorsunuz!
NOT: İlginçtir. Ekrem İmamoğlu’nun ekibi diyebileceğimiz kişilerden biri de Üsküdar Belediye Başkanı Sinem Dedetaş’tı. Siyasetçi değildi. Sivil toplumdan geliyordu ve belediyede Şehir Hatları Müdürü olarak görev alan bir mühendisti. Orada başarılı olunca Üsküdar’a aday yapıldı. Ve siyasetten gelmemesine rağmen hiç taviz vermeden hapse atılmayı göze aldı.
Zor bir yasa
Siyaset yeni bir sınava hazırlanıyor.
DEM Milletvekili Cengiz Çandar, Terörsüz Türkiye Süreci’ni somutlaştıracak yasa taslağının hazır olduğunu ve taslağı sadece üç kişinin, Cumhurbaşkanı Erdoğan, MİT Başkanı Kalın ve İmralı’da Öcalan’ın gördüğünü, DEM Parti’nin bile taslağın tek satırına dahi hakim olmadığını söyledi.
Hapishaneden yazdığım mektuplarda da hep değindiğim gibi İbrahim Kalın siyasette de, bürokrasideki görevlerinde de bana hep makulün sesi gibi gelmiştir. Bunu da hiç saklamadım. Benim için bir tür sigorta gibidir.
Tabii “Krepüskül prensi” Çandar’ınki her haliyle ilginç bir açıklama. Eğer doğru ise sürecin ateşleyicisi ve meşrulaştırıcısı Devlet Bahçeli’nin bile taslaktan haberi yok demektir ki, bu çok iddialı bir yaklaşım olur.
Bu yasa, DEM ve MHP dışındaki tüm partiler açısından bir sınav.
Ana muhalefet partisi ve CHP açısından da çok önemli.
Özgür Özel, Yeni Parti lideri olarak CHP’den bu yana sürdürdükleri tutumu sürdüreceklerini söylüyor ve “Biz, Kürt sorununun çözüm yerinin TBMM olduğunu yıllardır söyleyen tek partiyiz.” diyor demesine ama bu, yasanın içeriğine kayıtsız şartsız destek verecekleri anlamına gelmiyor.
CHP’de Kılıçdaroğlu yönetimi ne yapacak?
İYİ Parti ve Zafer Partisi’ne mi yaklaşacak yoksa varlık sebebi olan iktidar partisine kayıtsız şartsız destek mi verecek?
Şurası açık ki, bu yasa önümüzdeki sonbaharın en önemli mevzuu ve siyasetteki yeni dengenin belirleyicisi olacak.
Özgür Özel anketlere ekim ayında güvenecek
Bugün Teke Tek’te konuğum Özgür Özel.
Pek çok şeyi konuştuk.
Yeni Parti’nin anketlerde yüksek göründüğünü hatta 1. parti konumuna yükseldiğini söyledim ve “Bu kadar hızlı yükselişe inanıyor musunuz, anketlere ne kadar güveniyorsunuz?” diye sordum.
Verdiği yanıt ilginçti.
“Şu an duygusal bir ortam var. Her şey daha çok sıcak, çok taze. Bu yüzden bugünkü anketlere mesafeli yaklaşıyorum. Bir trendi gösterdikleri doğrudur. Ortada parti yokken çıkan destek oranlarını zaten hiç önemsemedim. Bugün de her şey çok sıcak. Bir heyecan var. Bu nedenle ben asıl olarak eylül, ekim aylarında yapılacak anketlere bakacağım. Gerçek durumu o anketler ortaya koyacak” dedi.
Bence de doğru ve soğukkanlı bir yaklaşım.
Özkök
Ertuğrul Özkök’ü hem severim hem de sık sık atışır, eleştirir, hatta sert eleştiririm.
Ne dersem diyeyim kızmaz, küsmez. Bazen öyle insanlarla ahbaplık, arkadaşlık yapar ki, tanıyanları şaşırtır. Bu yüzden kendisine kızarız, ilişkimizi keseriz ama o kimseye küsmez.
Bahar Feyzan’ın YouTube yayınına katıldığı zaman bana da linkini yollamıştı.
Zaten yazılarını da, katıldığı yayınları da paylaşır hep. Mümkün olduğunca çok okura ve izleyiciye ulaşmak isteyen, 80 yaşında hâlâ heyecanını koruyan bir gazetecidir.
Kendisi ile son konuştuğumuzda “Bayreuth Müzik Festivali’ne gidiyorum, haftaya dönüp Bodrum’a geçeceğim. Oralarda isen buluşalım” demişti.
Yani kimse bir yere kaçtı falan zannetmesin.
Salı dönecek.
Ne zaman insan oluruz?
İlke öfkeyi galebe çaldığı zaman.
X’te yazı hakkında yorumlarınızı paylaşın.
Geçmiş yazılar
Videolar







