İstanbul 17°
FatihAltayli

Fatih Altaylı

Diğer yazıları

Yazı İçeriği

  • Yeni dünya, Türkiye ve AB

  • Düşeceği ağı örmek

  • Kendini güçlendiremiyorsan rakibi zayıflat

  • Bodrum pahalı mı yoksa güven mi kaybediyor?

  • Çiftlik mi pislik mi!

detail banner reklam

Yeni dünya, Türkiye ve AB

Köşe Yazıları

Fatih Altaylı

Eylül 5, 2026

Yazı İçeriği

  • Yeni dünya, Türkiye ve AB

  • Düşeceği ağı örmek

  • Kendini güçlendiremiyorsan rakibi zayıflat

  • Bodrum pahalı mı yoksa güven mi kaybediyor?

  • Çiftlik mi pislik mi!

Ertuğrul Özkök bugün çok ilginç bir yazı kaleme almış. Daha doğrusu, çok ilginç bir raporu haberleştirmiş.

Rapor gizli saklı bir rapor değil. Kitaplaştırılmış ve satılıyor. Rapor hem içerik olarak hem de yazarının belirsizliği açısından ilginç.

Le Monde Politique diye bir kuruluş tarafından hazırlanmış. Yazarı belirsiz. Bir ortak çalışma ürünü gibi. Soğuk Savaş sonrası oluşan dünya dengesinin artık değiştiğini ve dünyada artık yeni güçlerin etkili olduğunu anlatıyor. Özkök, raporun Erdoğan’ın “Dünya 5’ten büyüktür” tezini doğruladığını söylüyor. Ki zaten bu tezin doğru olduğunu idrak etmek için herhangi bir rapora falan da ihtiyaç yoktu.

Rapor, dünyanın yeni güçlerini ve güçler dengesini kendince değerlendirmiş ve bir güç sıralaması yapmış.

2. Dünya Savaşı sonrası oluşan bir “büyük devletler algısı” vardı ve algıyı kafamıza kazıyan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 5 üyesiydi. ABD, Çin, İngiltere, Fransa ve Rusya. Yani savaşın galipleri ve Fransa. Sonrasındaki gelişmeler Almanya ve Japonya gibi iki ekonomik dev çıkardı karşımıza ama bunlar da 5’ler kulübüne dahil olamadılar.

Ve Özkök’ün aktardığı “Dünyanın Durumu 2026” başlıklı rapor, bu 2. Dünya Savaşı sonrası pozisyonu da, Soğuk Savaş dönemi algısını da yıkıyor. Dünyanın yeni “güçlü devletler” sıralamasını yapıyor.

Sıralama çok ama çok ilginç.

1. Çin

2. Amerika Birleşik Devletleri

3. Fransa

4. Hindistan

5. İran

6. Rusya

7. Türkiye

Üzerinde güneş batmayan imparatorluğun varisi ve bugünkü dünyanın şemailinin oluşmasında en etkili güç olan İngiltere yok. Avrupa’nın en büyük gücü Almanya yok. Avrupa’dan sadece Türkiye ve Fransa.

Türkiye 7. güç ama İran 5. güç olarak orada. 7 ülkenin dördü BRICS, üçü NATO üyesi.

Özkök sayesinde öğrendiğimiz bu rapor ilginç. Kimileri abartılı bulabilir, kimileri saçmalamışlar diyebilir ama yok sayılabilecek bir rapor da değil. Kendi içinde tutarlı.

Bu raporu okurken Türkiye’nin neden bugün Avrupa Birliği’ne hiç olmadığı kadar yakın olduğunu da anlıyorum.

Şaka değil, Türkiye bugün Avrupa Birliği’ne 2004’te olduğundan çok daha yakın. O gün Türkiye’yle üyelik müzakerelerinin yolunu açan imzayı atan ama imzasının arkasında duramayan ve Türkiye’yi istemeyen Avrupa bugün Türkiye’yi istiyor. Bunu ben söylemiyorum, Türkiye’nin dış ilişkilerinin tıkandığı noktalarda çok önemli fonksiyonlar üstlenmiş bir isim söylüyor. Bugün Avrupalı devletler Türkiye’nin birkaç basit adım atmasını bekliyor. Daha önce AB tarafından defalarca aldatılmış Türkiye de haklı olarak ilk adımın onlardan gelmesini bekliyor.

Bir yandan gecenin en karanlık anını yaşıyoruz, bir yandan da parlak bir gün umudu güçleniyor.

Türkiye’nin hukuk, adalet alanlarında atacağı birkaç adım ülkeyi bambaşka bir yere taşıyacakmış gibi duruyor.

Çıkmaz bir sokağa giren, değerli eşya yüklü TIR gibiyiz sanki. Ya geri geri gidip anayola çıkacağız ya da önümüzdeki duvarı yıkıp geçeceğiz.

Düşeceği ağı örmek

Melih Gökçek için soruşturma açılınca “Bakalım çekirge yine zıplayabilecek mi!” diye sordum.

Yanıtını Adliye çıkışında Melih Gökçek bizzat verdi.

“500. kez zıpladım.”

Bu normal.

Bana yanıt veriyor.

Ama sonrasında kullandığı ifade aslında ikrar.

“Yakalanmadım.”

Evet, aynen böyle demiş.

"500 kez zıpladım, yakalanmadım.”

Yapmadım falan demiyor.

Yakalanmadım, diyor. Övünüyor. Marifet sayıyor.

Haklı. Melih Gökçek’i yakalamak zordur.

Belediye Başkanlığı döneminde düştüğü zaman kendini koruyacak ağı da ince ince örmüştür.

Öyle ki, bir çok yüksek mahkemenin başkanının mahdumuna ağaç ya da çiçek ihalesi verecek kadar öngörülü bir siyasetçidir.

Kendini güçlendiremiyorsan rakibi zayıflat

Yargının hamleleri sonrası görevden alınan muhalefet belediyelerinin yerine AK Partili adayların son derece “çirkin yöntemlerle” seçilmesinin toplumsal bir kabulü olmadığı aşikardı.

Üsküdar Belediyesi seçimlerinde iş artık iyice çığırından çıktı. Belediye Meclisi toplantısında CHP ya da Yeni Parti tarafında AK Parti adayına karşı oy kullanacak olan isimler seçim toplantısı öncesi gözaltına alındı, birkaç CHP’li menfaat karşılığı olduğu hissiyatını uyandıracak şekilde AK Parti’ye transfer oldu.

Ve büyük ihtimalle Üsküdar’ı sandıkta kazanamayan AK Parti, güç kullanarak belediye meclisinde kazanacaktı ama CHP ve Yeni Parti grubu katılmadı. Böylelikle çoğunluk sağlanamadı, başkanvekili seçimi ertelendi. Dolaylı da olsa AK Parti sonucu garanti göremeyince seçimi erteletti.

Peki bu durum AK Parti’ye saygınlık ya da güç kazandıracak mı!

Elbette hayır. AK Parti seçmeninin de önemli bir bölümü yapılanları pek doğru bulmuyor. İçine sindiremiyor. AK Parti’ye bir şey de kazandırmıyor tüm bunlar. Oyunu arttırmıyor, seçmenini konsolide etmiyor.

Peki, AK Parti bunu niye yapıyor?

Çok basit. Cumhurbaşkanı Erdoğan, toplumu, seçmeni siyasetten ve muhalefetten soğutmaya çalışıyor. Ve bunu başarıyor da.

Erdoğan bilmiyor mu, transfer ettiği, partisine kattığı bu isimlerin büyük bölümünden cacık bile olmayacağını.

Hepimizden iyi biliyor.

Ama muhalif seçmene şunu gösteriyor.

“Bakın, sizin kendinizden diye düşündüğünüz, inandığınız rejimi koruyacağını zannederek oy verdiğiniz insanlar bunlar. Ben bunları bir parmak şaklatmamla yanıma çağırırım. Yıllarca bana ağzına geleni söyleyenleri kapıma bağlarım.”

Samimi olarak söyleyin, kimi seçim döneminde AK Parti’den vekil olan, kimi CHP ya da Millet İttifakı’ndan seçilip sonra AK Parti’ye katılan sözde muhalif milletvekilleri ve belediye başkanları sizde de bu hissi uyandırmıyor mu!

“Ben bu şerefsize mi oy verdim?” duygusu “Benim önüme bu alçakları mı aday diye getirmişler” öfkesi oluşmuyor mu!

Muhalefete, muhalefetin seçimlerine inancınız zayıflamıyor mu!

Cumhurbaşkanı Erdoğan işte tam da bunu yapmak istiyor zaten. Güvendiğiniz dağlara kar yağdırıyor.

Partisini güçlendiremeyince, rakibi zayıflatmayı, partisine güven azaldıkça rakibine güveni azaltmayı deniyor.

Muhalif seçmeni apolitikleştirmeyi ya da en azından en güçlü parçayı yıpratarak küçük parçalar haline getirmeye çalışıyor.

Bu taktiğin ne kadar tuttuğunu ancak sandıkta göreceğiz.

Bodrum pahalı mı yoksa güven mi kaybediyor?

50 yıllık turizm işletmecisi ve Dünyanın En Güzel Koyları Birliği Yönetim Kurulu üyesi Galip Gül bir mektup yollamış. Biraz kısaltarak paylaşmak istedim:

Son yıllarda Bodrum turizmiyle ilgili tartışmalarda sürekli benzer cümleleri duyuyoruz:

“Bodrum'da her keseye uygun bir işletme var.”

“Bodrum artık üst gelir grubuna hitap ediyor.”

“Bodrum'u Kos'la değil, Mykonos ve Ibiza'yla karşılaştırmak gerekir.”

“Bodrum'a karşı sosyal medyada algı yaratılıyor.”

Ancak bana göre Bodrum'un sorunu pahalı olması değil, fiyat konusunda güven kaybı riskidir.

“Her keseye uygun işletme var” demek yeterli değil.

Elbette Bodrum'da her bütçeye uygun işletmeler var. Biz burada yaşayanlar bunların hangileri olduğunu biliyoruz.

Ancak Bodrum'a ilk defa gelen yabancı bir turistin saatlerce Google ve Tripadvisor yorumlarını okuyarak nerede makul fiyat olduğunu, nerede sorun yaşayabileceğini araştırmak zorunda kalmaması gerekir.

Üstelik her keseye uygun işletme yalnızca Bodrum'da değil; Paris'te de, Londra'da da, Mykonos'ta da vardır.

Önemli olan, ziyaretçinin hangi fiyat kategorisindeki işletmeyi seçerse seçsin ne ödeyeceğini önceden bilmesi ve kendisini güvende hissetmesidir.

Lüks olmak ile ölçüsüz olmak aynı şey değildir.

Bodrum'un yüksek gelir grubuna hitap etmesine veya uluslararası lüks turizm pazarından daha fazla pay almasına karşı değilim. Tam tersine, bunu destekliyorum.

Bir otelin geceliği binlerce euro olabilir. Bir restoran veya beach club çok yüksek fiyatlarla hizmet verebilir.

Müşteri fiyatı önceden biliyor, kendi tercihiyle kabul ediyor ve karşılığında o seviyede ürün, hizmet ve deneyim alıyorsa bunda bir sorun yoktur.

Ancak “Müşterisi var, parayı veren var, istediği fiyatı uygular” yaklaşımının Bodrum'un bütünü üzerindeki etkisini de düşünmek zorundayız.

Bugün olağanüstü bir hesap, birkaç dakika içinde sosyal medyada “Bodrum fiyatları” başlığıyla milyonlarca insana ulaşabiliyor. Bir süre sonra işletmenin adı unutuluyor, insanların aklında ise Bodrum kalıyor.

Bir işletmenin kısa vadeli kazancının yarattığı olumsuz algının bedelini yüzlerce düzgün çalışan otel, restoran ve esnaf ödememelidir.

Üst segment işletmelerimizin de bu konuda örnek olması gerektiğine inanıyorum. Bodrum gerçekten Mykonos ve Ibiza gibi premium destinasyonlarla rekabet edecekse, yüksek fiyatın karşılığında yüksek kalite, yüksek hizmet, yüksek şeffaflık ve yüksek güven sunmalıdır.

Asıl sorun fiyat makası ve şeffaflık.

Elbette, konum, kalite, servis ve marka fiyat farkı yaratacaktır. Ancak fiyat ile sunulan değer arasındaki ilişki koptuğunda turist için Bodrum'daki “normal fiyatın” ne olduğu belirsizleşmeye başlar.

İşte o noktada mesele artık pahalı ya da ucuz olmak değildir.

Mesele güvendir.

Müşteri sipariş vermeden önce ne satın aldığını ve ne ödeyeceğini açıkça bilmelidir.

Fiyatların ve menülerin mevzuata uygun şekilde ilan edilip edilmediğinin, müşteriden alınan ücretin ilan edilen fiyatla uyumlu olup olmadığının ve sezon içerisinde çok sık fiyat değiştiren işletmelerin etkin biçimde takip edilmesinin hepimizin ortak yararına olduğuna inanıyorum.

“Bodrum'a karşı algı yaratılıyor” demek sorunu ortadan kaldırmıyor.

Sosyal medyada yüksek bir Bodrum hesabı yayımlandığında zaman zaman hemen savunmaya geçiyoruz.

Elbette sosyal medyada yayımlanan her paylaşım doğru olmayabilir ve tek bir işletmenin hesabı Bodrum'un bütününü temsil etmez.

Ancak benzer şikâyetler her sezon tekrar ediyorsa, bunları yalnızca “algı” olarak değerlendirmek yerine iddiaların doğru olup olmadığını araştırmanın Bodrum'a daha fazla katkı sağlayacağına inanıyorum.

Çünkü algıyla mücadele etmenin en etkili yolu, algıyı suçlamak değil; o algıyı besleyen gerçekleri mümkün olduğunca ortadan kaldırmaktır.

Her yaz astronomik bir hesap sosyal medyaya düşüyor, birkaç gün Bodrum'un pahalı olup olmadığını tartışıyoruz, sonra konu kapanıyor. Bir sonraki sezon aynı tartışmayı yeniden yapıyoruz.

Bodrum'da TÜRSAB, otelci dernekleri, turizmle ilgili sivil toplum kuruluşları, meslek örgütleri ve çeşitli turizm komisyonları bulunuyor. Bu kuruluşların yüzlerce üyesi aslında Bodrum turizmiyle ilgili elimizdeki en değerli bilgi kaynaklarından biridir.

Her ay üyeler arasında yapılacak kısa ve standart bir “Bodrum Turizm Nabzı” araştırmasıyla; doluluk değişimleri, yabancı ve yerli misafir oranları, ortalama konaklama süresi, hangi yabancı pazarlarda artış veya düşüş yaşandığı, rezervasyonların ne kadar önceden yapıldığı, iptaller ve işletmelerin karşılaştığı temel sorunlar düzenli olarak ölçülebilir.

Böylece; “Turist az” veya “Aslında sezon iyi gidiyor” gibi kişisel gözlemler yerine elimizde Bodrum'un gerçek durumunu gösteren veriler olur.

Çünkü bazen toplam turist sayısının arkasında çok farklı gerçekler yatar.

Havalimanına gelen yabancı sayısı fazla değişmemiş görünürken, bazı önemli Avrupa pazarlarında ciddi kayıplar yaşanabilir. Doluluk aynı kalırken yabancı turist oranı düşebilir. Turist sayısı değişmezken, ortalama konaklama süresi veya harcama azalabilir.

Bunları ancak ölçersek görebiliriz.

Bir sektör temsilcisinin; “Bu yıl yabancı turistlerde sıkıntı olduğunu düşünüyoruz” demesiyle, yüzlerce üyesinden toplanmış verilere dayanarak; “Araştırmamıza katılan işletmelerin yüzde 60'ı belirli bir pazarda geçen yıla göre düşüş bildirdi.” diyebilmesi aynı şey değildir.

Fiyat şeffaflığı ve turist güvenini birlikte güçlendirebiliriz.

İlgili kamu kurumlarının, Bodrum Belediyesi'nin, meslek odalarının ve sektör temsilcilerinin birlikte oluşturacağı bir “Bodrum Fiyat Şeffaflığı ve Turist Güveni” çalışması çok yararlı olacaktır.

Çünkü denetim yalnızca yapılmakla değil, yapıldığının bilinmesiyle de güven yaratır.

Bodrum'un ucuzlatılmasını savunmuyorum.

Bodrum'un güvenilir olmasını savunuyorum.

Bodrum pahalı olabilir. Bodrum çok lüks olabilir. Bodrum dünyanın en yüksek gelir grubuna hitap edebilir.

Ama Bodrum'un fiyatlarının öngörülemediği ve ziyaretçinin kendisini güvende hissetmediği bir destinasyon olarak algılanmasına izin vermemeliyiz.

Çiftlik mi pislik mi!

Bodrum’un hatta sadece Bodrum’un değil Ege’nin, Akdeniz’in en güzel denizlerine sahip olan kıyılarımızın çok önemli bir sorunu daha var.

Balık çiftlikleri.

Sahillerimizin değerini düşüren bir felaket.

Bunu da yarın ele alırız.

Ne zaman insan oluruz?

Çalışmadan olmayacağını anladığımız zaman.

FatihAltaylı
X’te yanıtla

X’te yazı hakkında yorumlarınızı paylaşın.

  • Geçmiş yazılar

Tümü
Merrill Lynch de iade edecek mi!
Köşe Yazıları
Merrill Lynch de iade edecek mi!

Fatih Altaylı

Ekim 21, 2026

Bulls Yatırım avukatı: Biz SPK’yı uyarmıştık
Köşe Yazıları
Bulls Yatırım avukatı: Biz SPK’yı uyarmıştık

Fatih Altaylı

Ekim 20, 2026

Savunma sanayiine Japon övgüsü ve NATO
Köşe Yazıları
Savunma sanayiine Japon övgüsü ve NATO

Fatih Altaylı

Ekim 19, 2026

  • Videolar

Tümü
Fatih Altaylı ile Pazar Sohbeti: "Almancı değilim, Adanalıyım!" görseli
3 Gün Önce
FatihAltaylı
YouTube
Olgun TokerFatih Altaylı ile Pazar Sohbeti: "Almancı değilim, Adanalıyım!"Hayattaki gerçek lüks, kaliteli bir uykudur. Kaliteli uyku deneyimini keşfetmek için Yatsan mağazaları ve yatsan.com’a davetlisiniz. www.yatsan.com Teke Tek Bilim ▷ https://www.youtube.com/@TekeTekBilim 00:00 Giriş 03:24 Oyunculuğa nasıl başladı? 10:42 Okulu kazanamayıp dönseydi ne olurdu? 12:21 İlk sahnesi 15:22 İlk dizi teklifi ne zaman geldi? 20:07 Hayat Şarkısı’ndaki Almancı rolü 22:50 Almancılık nereden geliyor, neden Almancı sanıyorlar? 27:46 Eşiyle nasıl tanıştı? 31:41 Darbukatör Bayram rolünü reddetmesi 32:21 Oyuncular bazı rolleri aldığına pişman olur mu? 35:28 Futbola merakı var mı? 36:07 Dizisi neden kalktı? 37:19 Kafasında yeni bir proje var mı? 41:09 Bu işin maddi yönünü mü seviyor, manevi yönünü mü? 44:09 Dijital platformlardaki işlere nasıl bakıyor? 48:23 Futbol üzerine bir film çekme isteği neden var? 50:59 Kapanış YouTube kanalına abone olmak için ▷ http://bit.ly/FatihAltayli Gazeteci - Yazar Fatih Altaylı, Youtube kanalına özel gündemi yorumluyor. #işbirliği
Ekim 18, 2026
Fatih Altaylı ile Pazar Sohbeti: “Tuzlu Kahve hayaldi gerçek oldu” görseli
FatihAltaylı
YouTube
Eda EceFatih Altaylı ile Pazar Sohbeti: “Tuzlu Kahve hayaldi gerçek oldu”Hayattaki gerçek lüks, kaliteli bir uykudur. Kaliteli uyku deneyimini keşfetmek için Yatsan mağazaları ve yatsan.com’a davetlisiniz. www.yatsan.com Teke Tek Bilim ▷ https://www.youtube.com/@TekeTekBilim 00:00 Giriş 03:05 Eda Ece'nin hikayesi nasıl başladı? 08:38 Üniversite eğitimi ile oyunculuğu bir arada nasıl götürdü? 16:50 "Yasak Elma" dizisi nasıl oluştu? 23:19 Bir senaryo yönetmeyi düşünüyor mu? 25:58 "Pis Yedili" dizisi 29:33 Batuhan Tuncer ile olan evliliği 39:47 "Tuzlu Kahve" dizisinin başlangıç hikayesi 45:56 Eda Ece'nin gelecekteki planları neler? 53:01 Astrolojiye olan ilgisi 59:21 Kapanış YouTube kanalına abone olmak için ▷ http://bit.ly/FatihAltayli Gazeteci - Yazar Fatih Altaylı, Youtube kanalına özel gündemi yorumluyor. #işbirliği
Ekim 11, 2026
Dünyanın geleceği çiplere mi bağlı? görseli
FatihAltaylı
YouTube
Ayşegül İldeniz & Fatih Altaylı - Teke Tek BilimDünyanın geleceği çiplere mi bağlı?00:00 Giriş 03:43 İleriye bakan tabiri nedir? 11:28 Çip neden bu kadar önemli hâle geldi? 23:42 Çip üretimi için ne kadar bir yatırım lazım? 24:29 Çin’deki çip durumu ne? 28:12 Veri merkezlerinin durumu ne olacak? 33:59 Amerika altyapıyı yenilemeyi düşünmüyor mu? 35:23 Veri merkezleri dünyaya yayılabilir mi? 37:45 Yapay zekâ şirketlerinin büyüklüğü nereye kadar gidecek? 43:22 Yapay zekâ bir balon oluşturdu mu? 46:10 Yapay zekâ işleri nasıl ele geçirebilir, işleri elimizden alabilir mi? 53:58 Yapay zekâ hukuk ile nasıl ilişkilendirilecek? 1:00:16 Yapay zekânın fikri gelişir mi? 1:01:27 “Next Big Thing”, bir sonraki büyük şey terimi, kavramı nedir? 1:05:39 Kitabında nelerden bahsediyor? 1:09:23 “Brain Rot” kavramı nedir? 1:11:13 Otomobil teknolojisi nereye gidiyor? 1:17:53 Yapay zekâ dünyada bir fırsat eşitliği sorunu mu? 1:29:43 Kapanış
Ekim 11, 2026