
Fatih Altaylı
Yazı İçeriği
İktidar en kötü senaryoyu ister mi!
Bizim genel başkan yalancıdır mı dediniz
Ben demedim, destekçisi basın dedi
Polis zoruyla taziye
Yazıyı okuyun, sonra yanıt verin
İktidar en kötü senaryoyu ister mi!
Fatih Altaylı
Temmuz 17, 2026
Yazı İçeriği
İktidar en kötü senaryoyu ister mi!
Bizim genel başkan yalancıdır mı dediniz
Ben demedim, destekçisi basın dedi
Polis zoruyla taziye
Yazıyı okuyun, sonra yanıt verin
CHP’deki kayyum ekibi “CHP’den çok parti çıktı ama hiçbiri başarılı olamadı” diyerek Özgür Özel ve diğer hakiki CHP’lileri kalmaya ikna etmeye çalışıyorlar.
Çünkü acı gerçekle karşı karşıya kalacaklarını biliyorlar.
CHP’nin seçilmiş lideri giderse, kayyum CHP’si baraj altında kalabilir. AK Parti’den devşireceği oylarla barajı aşabilirse aşar.
Bunu şimdi söylemiyorum.
Butlan davası ilk gündeme geldiğinde, bundan neredeyse 1,5 yıl önce söyledim.
“Kılıçdaroğlu CHP’si barajı aşamaz. Kılıçdaroğlu’nun başında olduğu CHP’ye oy vereceğime, Tayyip Erdoğan’ın AK Partisi’ne oy veririm. Hiç değilse ne olduğunu biliyoruz” dedim.
Kayyumcular, CHP’den koptuktan sonra başarısız olan partileri sıralamışlar. Akıllarınca kafa karıştıracaklar.
Ben de size CHP’den koptuktan sonra başarılı olan partileri sıralayayım:
Demokrat Parti, CHP’den ayrılanlar tarafından 1946’da kuruldu. 1950 yılında iktidar oldu. Kurucularından biri başbakan, diğeri cumhurbaşkanı oldu.
Demokratik Sol Parti, CHP’nin eski genel başkanı tarafından kurduruldu. Siyasi yasağı kalktıktan sonra partinin başına geçti. Peş peşe iki seçimden 1. parti olarak çıktı ve genel başkanı Ecevit iki dönem başbakanlık yaptı.
Ambleminde altı ok falan olmayan SHP de hem başbakan yardımcıları çıkardı hem de yerel seçimlerde büyük başarı elde etti. Tüm büyük kentlerde belediye başkanlıklarını aldı.
Bu arada CHP 1979 yılından sonra hiç iktidar olamadı, hiç başbakan çıkaramadı.
1999 seçimlerinde de baraj altında kalarak TBMM’de temsil edilemedi.
Yani kurumsal niteliklerinden uzaklaşmış, halktan kopmuş bir CHP’ye kimse gidip “Altı ok buradaysa oyumuzu buraya veririz” diye oy falan vermiyor.
Seçmen biliyor ki, TESEV kurucularından, 2. Cumhuriyetçilerden, kayyumlardan oluşan bir CHP, Atatürk’ün partisi değildir.
Bir partiyi Atatürk’ün partisi yapan ilkelerdir, izlediği politikadır, programıdır, programda yazılanlara sadakatidir, mücadeleciliğidir.
Başında Atatürk ilkelerinden hiçbirine sahip olmayan ve mış gibi yapan biri var diye CHP CHP olmaz.
O CHP Atatürk’ün partisi olmaz.
Benim gördüğüm şudur.
Eğer Özgür Özel, Kılıçdaroğlu’nun liderliğini kabul edip, CHP içinde kalırsa seçmen Özgür Özel’i de, arkadaşlarını da siler.
Kayyumun eteği altında toplanana da lider falan demez.
Onu da tarafsızlık adı altında selden kütük kapmaya çalışan diğer fırsatçılar gibi görür.
Ve hepsini birden tarihin çöplüğüne gömer.
Özgür Özel ve arkadaşları ya kayyumla beraber çöpe atılmayı göze alacak ya da yeni bir parti kuracaktır.
Tabii bunun kendisine en fazla zarar verecek senaryo olduğunu gören iktidar, hızlı bir Yargıtay kararı ile partiyi seçilmişlere geri vermez ise!
Bizim genel başkan yalancıdır mı dediniz
Zannederim, peşine takılan çıkarcı avane bile “Ulan biz kimin peşine takıldık, Allah sonumuzu hayır etsin” demeye başlamıştır.
13 seçim yenilgisi ile doyamadığı genel başkanlığa, iktidar eliyle bir kez daha oturtulan Kayyum Kılıçdaroğlu bir felakete doğru giderken, sözcülüğüne getirilenlerin artık yapabildikleri tek şey, “Bizim genel başkanın ağzından çıkanı kulağı duymaz” diyerek kendi genel başkanlarını yalanlamak oldu.
Kayyum kendi sahasında, kendi seçtiği gazetecilerle programa katılıyor.
Bu programda ofisinin ve sekretaryasının harcamalarının bir iş insanı tarafından karşılandığını açık açık herkesin duyabileceği ve en salakların dahi anlayabileceği şekilde söylüyor.
Ve haliyle kıyamet kopuyor. “Namuslu adam” imajı yerle bir oluyor.
İş rezaletten çıkıp felakete doğru giderken sözcüsü açıklama yapıyor, “İş insanı ödemedi. Biz kendi aramızda imece yaptık. Herkes katkıda bulundu.”
Bu açıklamanın üç anlamı olabilir.
İlki, “Bizim genel başkan koltuğuna oturduğu için genel başkan olduğunu zanneden liderimiz yalancıdır. Halkın gözünün içine baka baka yalan söyledi. O ofisin kirasını aslında biz imece ile ödüyorduk.”
İkinci anlam ise “Bizim genel başkan dediğimiz adam çevresinde olan bitenden bihaber, şuursuzun, aymazın biridir. Bilip bilmeden boş boş konuşur. Siz onun söylediklerini ciddiye almayın. Adamın dünyadan haberi yok.”
Ve bence asıl anlamı şu: “Kemal Kılıçdaroğlu bir kukladır. Zaten kafası da gidik. Onu biz yönetiyoruz. Siz onun dediklerini ciddiye almayın.”
Hadi diyelim ki öyle.
Yani müteahhit ödemedi.
Çevresindekiler “Kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez” diye cepten ödediler.
Bu parayı kimler, hangi hesaplarından, hangi yollarla ödemişler? Bir izi olur. Bir kaydı olur. Bir EFT, bir transfer, bir çek.
Hadi o halde onları ortaya koyun.
Koyamayan şerefsiz olsun mu?
Olsun diyeceğim de.
Başlangıçta var mıydı onu bilmiyorum.
Ben demedim, destekçisi basın dedi
Dün Kılıçdaroğlu’nun 2023 temmuzunda yaptığı tatilin milyonluk hesabını yazdım.
Tüm medya “Fatih Altaylı yazdı” diye alıntılamış.
Tövbe haşa ben yazmadım.
Ben hatırlattım.
Kılıçdaroğlu’nun milyonluk seçim sonrası tatilini bugün Kılıçdaroğlu’nu destekleyenler yazdı. Yeni Şafak yazdı, Sabah yazdı.
Aynen aktarayım:
“14 ve 28 Mayıs seçimleri öncesi evinin 'mütevazı' mutfağından yayınlar yapıp 'halktan biri' olduğu imajını vermeye çalışan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun yayınlarının algı çalışmasından ibaret olduğu bir kez daha ortaya çıktı. Kılıçdaroğlu ve ailesi, bayram tatilini Belek'te, geceliği 316 bin lira olan 1500 metrekarelik VIP konsept villada geçirdi. Bayram tatilinin başlamasıyla 24 Haziran Cumartesi günü, eşi, kızı ve torunlarıyla birlikte, Taşlıburun mevkiinde yer alan otele gelen Kılıçdaroğlu, otelin en lüks villası olan ve VIP hizmet verilen Villa Leo'ya yerleşti.”
Sabah'ın haberine göre; 1500 metrekare alan üzerine kurulu 2 katlı Villa Leo'nun kendisine ait özel bahçesi ve sıcak su havuzu bulunurken villanın giriş katında oturma odası, sinema odası, bar ve hobi odası, birinci katında çift ve tek kişilik yatak odaları, kral odasında ise jakuzili yatak odası ve çalışma odası bulunuyor.
Kılıçdaroğlu'nun tatil yaptığı 120 bin metrekare alana kurulu otel, Türkiye'nin en lüks tatil otellerinden biri. 600 odası bulunan otelde, Twin, Presidental, King ve Leo adları verilmiş özel villalar da yer alıyor. Kemal Kılıçdaroğlu'nun kaldığı Villa Leo ise en büyüğü ve en görkemlisi.
Villa Leo, giriş, birinci kat ve ikinci kattan oluşuyor. Lüks villada ayrıca kişiye özel sauna, hamam, buhar banyosu, masaj odaları ve fitness odası yer alıyor. Villada 18 kişi kalabiliyor. Her villanın gecelik ücreti, erken rezervasyonda bile 100 ile 200 bin lira arasında değişiyor. Kılıçdaroğlu'nun kaldığı villanın iki kişi için bir haftalık konaklama bedeli 2 milyon 216 bin TL. Günlüğü ise 316 bin TL'ye geliyor.”
Ben aktarıcıyım sadece.
Polis zoruyla taziye
Selahattin Demirtaş “Görüşmek istemiyorum” diyor, Bakanlıktan özel izin alıp “Görüşmem” diyen adamla zorla görüşmeye çalışıyor.
Büyük ihtimalle Demirtaş’ın görüşmek istemediğinden haberi bile yok.
Kendisine söylemiyorlar ya da söyleseler bile anlamıyor.
Keza şair Ahmet Telli’nin cenazesine çelengi sokulmuyor.
Ailesi taziyeye gelme isteğini kibar ama talep sahibini itin bir tarafına sokan bir dille reddediyor.
Bunun bile farkında değil.
Hâlâ görüşmeye çalışıyor.
Sosyal medyada haklı olarak “Ahmet Telli’nin de evine polis zoruyla girecek” diye dalga geçiliyor.
Emin olun siz dalga geçiyorsunuz ama bunu duysa aklına yatar.
Yapar mı yapar.
Sonra da ben yapmadım, arkadaşlar emniyete yazı yazmış der.
Yazıyı okuyun, sonra yanıt verin
Haluk Levent muhalif falan değildir diye yazınca bazı iktidar kalemşörleri kızdı.
Yazı okumadan başlıktan karar verdikleri, okuma yazmaları o kadar olduğu için zannettiler ki “İktidarın adamıydı” diyorum.
Hiç öyle bir şey demedim, öyle bir iddiam da yok.
Dediğimi bir kez daha tekrarlayayım:
“Kızılay’a tepkili muhalif kitlenin yardımlarını Ahbap’a aktarması Haluk Levent’i muhalif yapmadı. Tam aksine, o günlerde iktidar kanadının tepkisini toplamaya başlayınca hemen gidip iktidara yamandı. Topladığı yardımların bir kısmını Kızılay’a ve bakanlıklara aktarmaya başladı, iktidarın bakanları ile pozlar verdi. İktidara yakın medyayı mesken tutarak dokunulmazlık kazanmaya çalıştı.
O yüzden kimse “Muhalifler böyle olur işte” demesin.
Haluk Levent ne iktidardır ne muhalif.”
Ne iktidardır ne de muhalif diyorum. Yazıyı okumayanlar Haluk Levent’i iktidara yamamaya çalıştığımı düşünüyorlar.
Yazılarım eleştiriden muaf değil. Ama önce bir sonuna kadar okuyun.
Olur mu!
Ne zaman insan oluruz?
Galatasaray Icardi’yi hak ettiği gibi uğurladığı zaman.
X’te yazı hakkında yorumlarınızı paylaşın.
Geçmiş yazılar
Videolar







