
Fatih Altaylı
Yazı İçeriği
Schopenhauer gibi
Artık cemaatler dokunulmaz değil
8 günde hazır, 60 günde hazır değil
Onlar TV
Schopenhauer gibi
Fatih Altaylı
Ağustos 28, 2026
Yazı İçeriği
Schopenhauer gibi
Artık cemaatler dokunulmaz değil
8 günde hazır, 60 günde hazır değil
Onlar TV
İki gün önce yazdığım yazıya çok kızanlar oldu. Canları sağ olsun. Farklı düşünmek serbest.
Ben dedim ki, “Bu işi bir yerde bitirmek lazım. 200 sene sürüp, 200 bin yurttaşımızı kaybedecek halimiz yok. Suç devlete karşı işlenen suçtu. Devletin affetme hakkı var. Artık terör derdi ile uğraşmasın bu ülke.”
Kızdılar.
“Bunca insan öldü. Nasıl unuturuz, nasıl affederiz” deniyor.
Unutalım diyen yok zaten de, alternatifiniz ne!
Türkiye Cumhuriyeti Devleti, PKK’yı iki kez yenilgiye uğrattı. Bunu ben söylemiyorum, Abdullah Öcalan ve Kandil açıkladı “Yenildik” diye.
Bitti mi!
Hayır!
Taşeron örgüt olduğu için yenildi ama bitmedi. Amerika kullandı, İsrail kullandı, İran kullandı, Rusya kullandı. Hep bir hami buldu arkasında.
Apo’yu assak biter miydi!
Bitmezdi elbette. Yerini Kandil’deki papazlardan biri alır, Apo’nun heykelini diker, devam ederlerdi, daha doğrusu devam etmeleri sağlanırdı.
Bugün uluslararası konjonktür uygun hale geldi, bitme ihtimali doğdu.
Bitmesin mi!
Karşısınız, anlıyorum, sindirmesi kolay değil elbet.
Peki alternatifiniz ne!
Nasıl bir çözüm öneriyorsunuz!
PKK devam etsin, YPG Suriye’de ABD destekli özerk bir devlet kursun, öyle mi devam edelim. Bunu mu istememiz lazım kızmamanız için.
Bakın ilk defa açıklıyorum.
PKK beni öldürmek için tim yolladı.
Haftalarca beni izlemişler. Evden çıkan eşimin önünü kesip yol sormuşlar.
Korumamın evine kadar tespit etmişler.
Bir gün, bu timin başındaki PKK’lıdan tüm bunları anlatan bir mektup geldi.
“Size kıyamadık Fatih Bey” diye. Örgüt de kızmış, hepsini Amanos’a sürmüş.
Uydurmuyorum, abartmıyorum. Mektubu açan sekreterim Gülay’ın eli ayağı titriyordu. Milliyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Özay Şendir de okudu mektubu, okuduklarına inanamayarak.
Sonra kendileriyle konuştuk. Devlete teslim olmak istiyorlardı. Dönemin İçişleri Bakanı İsmet Sezgin’e bilgi verdik. Teslim oldular. Bir süre hapis yattılar. Son haber aldığımda, mektupta imzası olan terör örgütü mensubu İstanbul’da bir fabrikada çalışıyordu.
Beni öldürmeye kalkıştılar ama ben diyorum ki, bu iş noktalanmalı.
Toplumun karşı çıkan kesiminde haklı bir paranoya var; “Bu işin içinde bir iş olabilir. Yoksa ABD niye böyle yapsın, yıllarca beslediği örgütü niye kendini lağvettirsin!” diye düşünüyorlar.
Haklılar. Aynı soru işareti hangimizin kafasında yok ki! Kafamızda bu soru var diye, PKK’nın ve terörün devam etmesini savunmak, Schopenhauer’in bekar kalma kararını savunması gibi değil mi!
Mutsuz olacağız veya aldatılacağız kuşkusuyla evlenmemeyi tercih eden filozof gibi mi düşünmeliyiz. Schopenhauer gibi mi olmalıyız. Schopenhauer evlenseydi belki mutsuz olabilirdi, belki eşi kendisini aldatırdı. Ama belki de çok mutlu olur, çok seveceği çocukları olabilirdi. Mutsuz olursa ya da aldatılırsa boşanma hakkı her zaman elinde değil miydi!
Diyeceğim bundan ibarettir özünde.
Ama şunu da söylemeden bitirmeyeyim.
Ben bu sürecin başarı ile sonuçlanacağına da pek inanamıyorum.
Artık cemaatler dokunulmaz değil
Bülent Arınç yine kendisinden beklenen çıkışı yaptı ve Süleymancılar olarak bilinen cemaatin lideri Alihan Kuriş’i savunarak “AK Parti’yi destekleseler bu operasyonu yine yapacak mıydınız!” diye sordu.
Aslına bakarsanız yanıtını hepimizin bildiği bir soru.
Ancak benim açımdan bakınca, bu sorunun yanıtının çok da önemi yok.
Önemli olan bu operasyonun yapılmış olması.
Çünkü bu operasyonların AK Parti gibi “dinî hassasiyetleri yüksek” görülen bir iktidar tarafından yapılıyor olması, cemaatlerin dokunulmaz olduğu yolundaki algıyı kırıyor. Herhangi bir grubun dinî cemaat kisvesinin arkasına saklanarak, suç işlemesi halinde kendilerine dokunulabileceğini topluma gösteriyor, özellikle de muhafazakar ve mütedeyyin kesime kabul ettiriyor.
Hepimiz biliyoruz ki, FETÖ, dersaneler meselesi yüzünden AK Parti ile kapışmaya başlamasa, kendini fazla güçlü görüp iktidara meydan okumasa, dönemin MİT müsteşarına operasyon çekmese, 17-25 Aralık’ta iktidarı tehdit etmese bugün hâlâ yerinde olabilirdi. Belki Hakan Şükür Spor Bakanı’ydı.
Peki böyle olmayıp, iktidarın FETÖ’ye operasyon başlatması kötü mü oldu!
Ya da Süleymancıların milyarlarca liralık mal varlığına el konulup, bunun Hazine’ye aktarılması fena mı!
Yarın da başka cemaatlere, başka tarikatlara böyle operasyonlar olacaktır, emin olabilirsiniz. Çünkü bu gruplar önünde sonunda hadlerini aşacaklar, kendi içlerinde bölünüp kavgaya tutuşacaklar ve bir yerde hedef olacaklardır.
AK Parti iktidarının bunlara dokunuyor olması, hangi görüşten olursa olsun bundan sonraki iktidarların da bunlara operasyon yapabilmesinin önünü açmıştır.
O yüzden de bu operasyonları yapanların eline sağlık.
Cemaatlere, cemaat olarak kalmayı öğretiyorlar.
Nedeni ve gerekçesi ne olursa olsun.
8 günde hazır, 60 günde hazır değil
Türker Ertürk tutuklandı ve iddianamesi birkaç gün içinde hazırlandı, şimdi ilgili Asliye Ceza Mahkemesi dosyayı inceleyecek. Bir dava günü belirleyecek ve Ertürk’ün tutukluluğunun devam edip etmeyeceğine karar verecek.
Türker Ertürk 17 Ağustos’ta tutuklandı, iddianamesi 25 Ağustos’ta ilgili mahkemeye yollandı.
8 günde.
Deniz Göktaş ise 3 Temmuz günü tutuklandı. Neredeyse 60 gündür tutuklu ve ortada hâlâ bir iddianame yok.
Bir tarafta olması gerektiği gibi 8 günde hazırlanan bir iddianame.
Diğer yanda olmaması gerektiği gibi 60 gündür hazırlanamayan ya da hazırlanmayan bir iddianame.
Ortada derin bir ilişkiler ağı, bir örgüt yapısı falan olur, iddianamenin hazırlanmasının uzun sürmesini anlarım.
Ama Ertürk de söylediği cümlelerden ötürü tutuklu, Deniz Göktaş da.
İkisini de hazırlamak en fazla birkaç günlük iş.
Bu fark ve bu gecikme neden?
Onlar TV
Onlar TV’yi ve Murat Ağırel’i kutluyorum.
Yine sıkı bir haber patlattılar.
Gökçek ailesinin gölgede kalan fertlerinden birinin, o gölgede ne işler yaptığını ortaya çıkardılar. Beyaz TV’nin patronu ve milletvekili Osman Gökçek’i hepimiz tanıyoruz.
Melih Gökçek’in diğer oğlu Ahmet Gökçek ise Ankaraspor başkanlığı dönemi hariç pek ortada dolaşan, kamuoyunun yakından tanıdığı biri değildi.
Şimdi öğreniyoruz ki, Ahmet Gökçek de Almanya’da milyonlarca euroluk gayrimenkul yatırımları yapmış ve zannederim buradaki bir anlaşmazlıktan ötürü mağdur olan birilerinin ihbarı sonucu Gökçek’lerin buradaki işleri ortaya çıkmış.
Buradan bir şey çıkar mı!
Emin olun çıkmaz.
Sadece öğrenmiş oluruz, o kadar. Murat Ağırel’in bu önemli haberi Sözcü TV’deki programında değil de, Onlar TV YouTube yayınında patlatmış olması da konvansiyonel medyanın önemsizleşmesinin kanıtı gibi oldu.
O da ayrı bir tartışmanın konusu olabilir.
Ne zaman insan oluruz?
Cehalet cahilleri kutsamadığı zaman.
X’te yazı hakkında yorumlarınızı paylaşın.
Geçmiş yazılar
Videolar







