
Fatih Altaylı
Yazı İçeriği
Bu gemiye DEB’i kim verdi!
Dingildemek ve Alman vatandaşlığı arzusu
Bu gemiye DEB’i kim verdi!
Fatih Altaylı
Ağustos 31, 2026
Yazı İçeriği
Bu gemiye DEB’i kim verdi!
Dingildemek ve Alman vatandaşlığı arzusu
Girne açıklarında Türk bandıralı bir yolcu gemisi battı.
Henüz net olmamakla beraber 20 civarında can kaybı var ve buna rağmen ucuz atlatılmış bir kaza. Can kaybı çok daha yüksek olabilirdi.
Aslında “kaza” kelimesini lafın gelişi kullandım çünkü bu bir kaza değil, toplu cinayet.
Açıklanan bilgilere göre batan tekne bir katamaran. Yani iki gövdeli bir tekne. Normalde böyle bir teknenin alabora olması, tek gövdeli bir tekneye oranla çok daha zor ve çift gövdeli tekneler zorlu havalarda çok daha konforlu.
Tabii yapısal bir sorunları olmadığı müddetçe.
Belli ki fiberglastan imal edilmiş bu teknede “yapısal” bir sorun var. Teknenin yaşı konusunda kamuoyuna açıklanmış bir bilgi yok ancak belli ki çok genç bir tekne değil. Bu da olası ilk yapısal soruna işaret ediyor.
Ozmos’a.
Fiberglas aslında açık denizde yol alacak büyük tonajlı gemilerin yapımına uygun bir malzeme değil ama iç denizlerde, küçük boyutlu yolcu gemilerinde ender de olsa kullanılıyor. Ancak fiberglasın birkaç zaafı var. İlk sorun, içindeki reçine nedeniyle çok hızlı tutuşup, çok hızlı yanabiliyor. Ama asıl çözülemez sorun şu ki, tuzlu su ile uzun süre temas edince gövdeyi koruyan boyadaki, jelkottaki ya da epoksideki mikroskobik deliklerden sızan deniz suyu fiberglasın niteliklerini bozuyor ve gövdeyi zayıflatıyor. Bir süre sonra gövde helva gibi oluyor. Bu yüzden fiberglas teknelerin sıklıkla sudan çıkarılıp tatlı su ile yıkanması gerekiyor. Büyük teknelerde bu mümkün olmadığı için de yapılması gereken belirli bir yaşı geçen teknelerin, ki bu öyle çok uzun süre değil, sıklıkla gövde testlerinden geçmesi ve gövde dayanıklılığının ölçülmesi gerekiyor.
Yoksa bu gövdeler özellikle sert denizlerde kırılma, parçalanma riski taşıyor. Hele hele tekne gövdesi hasar alıp onarılmışsa bu risk katlanarak artıyor.
Belli ki batan katamaranda olan da bu. Yolcu tanıklıkları gövdelerden birinin parçalanıp su aldığını anlatıyor. Belli ki, güçsüz fiberglas patlamış ve gövdelerden biri su alınca, alabora olması neredeyse imkansız olan çift gövdeli tekne alabora olmuş.
Şimdi kaptan ve geminin sahibi şirketin sorumluları gözaltında.
Ancak bir eksik var. Bu işin bir de kamu tarafındaki sorumluları var.
Denize çıkan belirli bir boyun üzerindeki tüm tekneler ve özellikle ticari tekneler bağlı oldukları Liman Başkanlıklarından “DEB” yani Denize Elverişlilik Belgesi almak zorundalar. 2009 yılında bu belgelerin geçerlilik süreleri 5 yıla çıkarıldı ama yine de her yıl “survey” denilen gözden geçirmenin yapılması, teknelerin su üstü ve su altı bölümlerinin denize dayanıklılığının incelenmesi gerekiyor.
Gövdeleri kağıt helvaya dönmüş bu tekneye hangi Liman Başkanlığı ve hangi görevli Denize Elverişlilik Belgesi verdi!
Yüzlerce yolcu taşıyan bu tekne çok aşikar zaaflarına rağmen doğru düzgün incelenmeden bu belgeyi kimden ve nasıl aldı!
Belli ki, bu denetimler ciddi biçimde yapılmıyor ve deniz yolcuları Allah’a emanet.
Ve bu denetimsizlikle kim bilir denizlerimizde daha kaç tane böyle patlamaya hazır canlı bomba gibi tekne var!
Dingildemek ve Alman vatandaşlığı arzusu
Murat Ağırel’in eski Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’in oğlunun Almanya’da edindiği gayrimenkullerle ilgili bomba haberi sonrasındaki gelişmeler benim mantığıma uygun şekilde ilerlemiyor.
Evet, Ağırel bundan 5 yıl önce Vurgun ve Parsel Parsel adlı kitaplar yazarak Melih Gökçek ile ilgili iddiaları belgeleri ile ortaya koydu ama bu son haberinde Melih Gökçek’le ilgili bir şey yok.
Haber Melih Gökçek’in mahdumu ve gelini ile ilgili. Haberde Melih Bey’in adı dahi geçmiyor, kendisine yönelik bir suçlama yok. Sadece yurt dışındaki gayrimenkul alımlarını yapan kişinin babası olarak adı anılıyor.
Ama habere tepkiyi gösteren, haberde alımları yapan kişi olarak gösterilen Ahmet Gökçek değil Melih Gökçek oluyor. Murat Ağırel’i dava açmakla tehdit ediyor. Esip yağıp gürlüyor, troller devreye sokularak Ağırel’e sosyal medyada türlü hakaret ettiriliyor. Asıl sorumlu Ahmet Gökçek ise ağzını açıp tek kelime dahi etmiyor.
Oysa habere karşı dava açma hakkına sahip olan kişi o, adı dahi anılmayan ve herhangi bir suçlama yöneltilmeyen Melih Gökçek değil.
Yine ilginç biçimde basına yansıyan haberlere göre Melih Gökçek ile ilgili soruşturma açılıyor. Ancak soruşturmaya konu eylemi gerçekleştiren ve yurt dışına konut alımı için kaynağı belirsiz bir parayı gönderen de Melih Gökçek değil, oğlu ve gelini. Bir soruşturma olacaksa onlara olur. Belki de aslında onlara yönelik olacak, orası da net değil henüz.
Melih Gökçek ise kendisinin asıl özne olmadığı haberle ilgili olarak önce yalan diyor, dava açmakla tehdit ediyor. Çok geçmeden haberin doğruluğunu kabul ediyor ve “Almanya’dan vatandaşlık almak için” böyle bir satın alma yapıldığını söylüyor.
İş burada daha da garip hale geliyor.
Türkiye’de 50 yıldır siyaset yapan “milliyetçi” bir politikacının ailesi neden Almanya’dan vatandaşlık almak ister!
Türkiye’nin suyu mu çıktı, yoksa ıslaklık başka yerde mi!
Ne zaman insan oluruz?
Aynı bokun başka rengi olmadığımız zaman.
X’te yazı hakkında yorumlarınızı paylaşın.
Geçmiş yazılar
Videolar







