Kim manşetlere karışmadı ki!

BAŞBAKAN Erdoğan, "Manşetine karıştığımız gazete var mı?" dedi, gazetelerin manşetlerine karışmadıklarını söylemek için,

Kemal Kılıçdaroğlu, benim bir yazımla yanıt verdi dün,

"Fatih Altaylı yazdı, 21 Nisan 2007’de, Okuyun" diyerek,

Hiç sevmem böyle malzeme olmayı, Ama olduk bir kere,

Kemal Bey’in bahsettiği dönemden bahsetmem farz oldu,

1 Nisan 2007’de TMSF, Sabah’a el koydu,

Ben de yargı sürecinin sonuna kadar çalışma arkadaşlarımdan ayrılmamak için istifa etmedim,

Ancak 17 gün dayanabildim ve 17 Nisan günü istifamı verdim TMSF yönetimine, hatırladığım kadarıyla da son yazımı 19 Nisan’da yazdım,

Kemal Kılıçdaroğlu’nun bahsettiği olay işte bu 17 günlük sürecin son günlerinde meydana geldi,

Hatırlayan hatırlar, o günlerde Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Harp Akademileri’nde iktidarı hedef alan çok ağır bir konuşma yaptı,

Bu konuşmadan birkaç gün sonra da Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Sezer’e ağır bir yanıt verdi,

Yazı işleri toplantısında gazeteyi yapıyoruz,

Masanın etrafında 10 kişi falan varız, Hepsi şahit,

Arayan, dönemin Başbakanlık Sözcüsü Akif Beki,

Selam sabahtan sonra Beki ricasını iletti,

"Abi" dedi, "Bir ricam olacak, Cumhurbaşkanı’nın sözlerini fazla büyütmezseniz memnun oluruz,"

"Akif, Cumhurbaşkanı bu kadar sert konuşmuş, Nasıl büyütmeyiz, Manşet yapıyoruz" dedim,

"Anlıyorum abi, tabii ki haberi vereceksiniz, Ama Abdullah Bey’i büyük verip Cumhurbaşkanı’nı daha küçük vermenizi rica etsem" dedi,

"Akifcim, öyle şey olmaz, Ben büyütmesem bütün gazeteler büyük verecek, Olmaz, yapamam" dedim,

Bunun üzerine Akif Beki, "Ertuğrul’la konuştum, Onlar çok büyütmeyecek, Yandan 3 sütun verecekler, Siz de öyle yapsanız" dedi,

Telefonu kapattık,

Haberi 9 sütun manşet yaptık,

Akşam yemekteyim, Matbaa Müdürü Selim aradı,

"Fatih Bey, Yavuz Onursal aradı, Baskıyı durdurttu, Bu manşeti değiştirmenizi istiyor" dedi,

Yavuz Onursal dediği, TMSF’nin atadığı Medya Grup Başkanı,

"Yavuz’a söyle, bir derdi varsa beni arasın" dedim,

Aramadı, Matbaa durmuş, gazete dönmüyor,

Ben, Yavuz Onursal’ı aradım,

"O manşeti değiştireceksiniz" dedi,

Ben de burada yazamayacağım bir yanıt verdim,

Sabah, ertesi gün o manşetle çıktı,

Ama Akif Beki haklıydı, Hürriyet’te haber aynen Akif Beki’nin söylediği gibi küçük çıkmıştı,

1 yıl 2 ay Sabah’ı yönettim,

2 yıl 1 aydır da Habertürk’ün başındayım,

Başımdan geçen tek olay budur,

Bunun dışında manşetimize ne bir müdahale gördüm, ne bir dilek, ne bir temenni,

Başkası adına konuşamam elbet ama bana olmadı,

Peki AKP öncesinde böyle şeyler olmuyor muydu?

"Olmuyordu" diyen gazete yöneticisi yalan söyler,

Her iktidar, her başbakan, kendini güçlü gören herkes, hatta güçlü işadamları bile gazete yöneticilerini arardı, Manşetlere müdahale etmeye kalkışırdı,

İstisnasız hepsi,

Önemli olan, orada gazetecinin duruşudur, Karıştırtır veya karıştırtmaz, Siz karıştırtırsanız elbette karışmak ister herkes, Ama bu iktidar döneminde benim başıma bir kere geldi, O da TMSF döneminde,

İlk ve son,

Şunu da söyleyeyim; pek çok siyasetçi, pek çok başbakan, gazetecilerle iş kotarır, gazetecileri kullanırdı, Gazeteciler de onları elbet,

Bunun bir istisnası yok mu?

Var,

Adı Bülent Ecevit,

Hiç bu işlere girmedi,

Nur içinde yatsın,

Ama onun dışında kimsenin kimseye söyleyecek sözü yok,

CHP mi?

Bilmiyorum, Hiç iktidarda olduklarını görmedim!

 


Şer değil cherchez

SALAKLIK ne parayla ne pulla,

Ya da cehalet mi demeliyim,

İklim Bayraktar’la program yaparken bir yerde "Cherchez la femme" dedim,

Fransızca bir cümle, Fransızların kullandığı bir tabir,

"Kadını arayın" demek,

"Bir erkeğin bir kusurunu, bir kabahatini mi arıyorsunuz, kadınına bakın" anlamında bir cümle, Erkeklerin zafiyetini göstermek amacıyla kullanılır,

Bazı cahil köşe yazarları, bu cümleyi almışlar ve bana karşı kullanmaya kalkışmışlar,

"Kadınlara hakaret etmişim,"

Niye?

Çünkü "Kadının şerri" demişim,

Lafı kulağından değil, başka yerinden duyarsan öyle dersin elbet,

Hele hele kendini göstermeye çalıştığın kadar bilgili, kültürlü değilsen duysan da fark etmez,

Üstelik program sırasında bu lafın anlamını da açıklamıştım,

Ama onlar "Kadının şerri" demeye devam ediyorlar,

Yazık! Cehaletlerini gösteriyorlar,

Not: Cherchez, şerşe olarak okunur,

 


Adil yargılama

ERGENEKON Davası’yla ilgili kimsenin avukatlığını yapmadığımı biliyorsunuz,

Hele hele sanıklardan bazılarıyla ilgili yıllardır yazdığım pek çok aleyhte yazı var,

Ancak bir şeyi ısrarla söylemek istiyorum,

Kim ve ne olursa olsunlar, "adil yargılama haklarına sahip olmaları gerekiyor",

Pek çoğunun insanlık dışı bir tutukluluk süresiyle dava aşamasındayken cezalandırılmalarını abes buluyorum,

Yıllardır toplanan deliller, yapılan teknik takiplerle ortaya konulan bulgulara rağmen "Delilleri karartacaklar" iddiasıyla tutuklu olmalarının hiçbir makul ve hukuki nedeni yok,

2003’ten beri delil karartmayan, karartamayanların bu saatten sonra delil karartabileceklerine inanmıyorum,

Ve durumlarını şu fıkrayla özetlemek istiyorum:

"Kasabanın birinde, sağır ve dilsiz bir kız saldırıya uğramış,

Saldıranın kasaba papazı olduğu söylentisi yayılmış,

Papaz, ömür boyu acı içinde ancak hücresiz, hapishanesiz yaşamış,

Sürekli kendisini temize çıkarmaya uğraşmış,

Otuz yıl sonra ölüp de Tanrı’nın karşısına çıkarılınca:

– Ey yüce Tanrım, benim günahım, kabahatim olmadığını bildiğin halde, neden otuz yıl çile çektirdin?

Tanrı, cevap vermiş:

– İnsanlara, Meryem’le aramda bir şey geçmediğini iki bin yıldır anlatamadım, Sana nasıl yardım edebilirdim!"

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?
Ölmeden mezara konulmak sadece bir şarkı sözünde kaldığı zaman

Erişilebilirlik Araçları